Çirkin ve zarafetten yoksun bazı kadınlar, gerektiği gibi övmesini bildiklerinden, ömür boyunca sevilmişlerdir. ANDRE MAUROIS [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

mezarlık

MEZARLIK

Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecektim. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda sıkıyor gibiydi.
Çevreye çekingen tavırlarla göz gezdirdim. Hayaletlerin beyaz renkten başka bir renge sahip olamayacağını o anda anlamıştım
. Mezar taşları soluk renkleriyle çepeçevre beni sarmış karanlığın arasında her biri hayalet gibi görünüyordu.
Beni buradan kimse kurtaramazdı. Biraz sonra sanki üzerime doğru yürüyecekler beni içlerine alıp gecenin karanlığında kaybedecekler gibiydi.
Belkide bir çukurun içine atıp üzerimi kumla kaplayacaklardı. Bir kez daha başımı kollarımın arasına alıp gözlerimi kapattım.
Yine karanlığın karanlığında yalnız kalmıştım. Sanki birden birileri elime ya da arkama değecek ve ben döndüğümde;
iğrenç suratını gösterip beynime kan pompalayacaktı.
Hayal etmeden duramıyordum. Düşündükçe kötünün de kötüsünü düşünüyordum
. Her mezarın yanında kandan kıpkırmızı olmuş ama sivriliğinden bir şey kaybetmemiş dişli, kanalizasyon kokulu, uğultulu sesiyle
insanın kulaklarını binlerce sıcaklıktaki bir fırında eritir gibi tırmalayan bir yaratığın bana aniden sarılmak için beklediğini düşünüyordum
. Yine sıkıldım beynim yine beni rahat bırakmadı, tekrar kaldırdım kafamı çevreye bakındım. Yine ses yoktu.
Arada esen rüzgâr da olmasa dünyadaki bütün var olan insanların şu an bu mezarda ölü olarak yattığını düşünecektim.
Tek yaşam belirtisiydi benim için rüzgâr. >“Korkuyorsun”“AHHH!”O an ölecek gibi oldum. O yaratık her kimse bana sarılmıştı sanki.
Ama sesi insan sesiydi. Arkamı döndüğümde, başımda dikilen Merve’nin olduğunu anlayınca bir an ona sıkıca sarılmak istedim.
Ama bunun beni çok küçük düşüreceğini bildiğimden yapmadım.
“Düşüncelerimi okumaktan vazgeç, çok geç kaldın nerdesin sen?
”Yanıma yavaşça çöktü. Soğuk mermerin üzerinde duran elimi tuttu. Onun ki de soğuktu.
“Biliyorum geç kaldım. Ama işimiz biraz uzun sürdü.
”“Seninkiler nerde?”
“Kendilerinden geçtiler.”
“Yine mi içtiler yoksa o iğrenç şeyden”
“Evet, bende içecektim ama sen varsın diye içmedim yoksa gelemezdim”
“Peki, gidelim hadi.
”Dudaklarını yavaşça dudaklarımla buluşturdu.
Gecenin soğukluğuna inat çok sıcaktı dudakları. İçimdeki korkuyu biraz olsun aldı.“Gidemeyiz.
Onları beklemeliyim istersen sen git”Birden > diye düşündüm. Cevap vermedim.
Ama sonradan bunu düşünmemem gerektiğini bildiğimden kızdım kendime. Merve düşüncelerimi okuyabiliyordu. Bu aptalca söylentimi de okumuştu.


“İstersen birlikte gideriz. Sonra ben geri gelirim.burası gerçekten korkutucu”
“Cidden mi? Buna inandığını sanmıyorum”
“Evet, kim olsa korkar”
“Öyle diyorsan öyledir Kraliçe sensin”
“Hı hı ama sen kralım oldukça…” Mutlu oldum bu sözlerine. Önemsenmek güzeldi.
Birde onun tarafından olunca daha da güzel
.“Gitmeyeceksin değil mi?
”“Hayır.” Dedim, kendime şaşırarak
.“Birlikte gitsek bile mi?”
Elimde olmadan “Birlikte gitsek bile” dedim. Şu an evdekiler uyumuş mudur acaba diye de düşünüyordum bir yandan.
Beni merak edecekler. Babam yine bir fırça atar mı acaba dedim kendi kendime.
“Atmaz” dedi Merve
“Lütfen artık yapma şunu”
“Fazlasını yapacağım
”“Ne gibi?
”Uzun siyah saçlarını gözlerinin önünden çekti. Pantolonumun kemerine sarıldı. Yavaşça açtı. Beni geriye doğru yavaşça itti ve yere uzandırdı. >
demeye kalmadan yerdeydim. Kendi pantolonunu da açmaya başladı. O anda’’ İçtimi diye düşündüm’’ diye düşündüm.
Karşılık vereceğini bildiğimden onunla konuşur gibi yaptım.
“İçmedim aptal” dedi ve dudaklarıma yapıştı.
Dudaklarındaki içkinin tadı dudaklarıma bulaştı. Ne yaptığı çok açıktı. Karşı koymadım…On beş dakika kadar sonra toparlandık.
Gösterişsiz cep telefonumdan saatin 3.43 olduğunu gördüm.
“Saat dörde çeyrek var.Ne zaman toparlanacaklar bunlar
”“Gidip bir bakalım mı?”
“Of sevmiyorum onları neden onlarla ilgilenmek zorundayız ki”
“Onlar benim arkadaşlarım”“
Pekâlâ, gidelim bakalım o iki serseri ölmüş mü?
”Yavaşça kalktık. Artık ne mezar taşları, nede mezarlarla bir sorunum vardı. Hiç birinden korkmuyordum. Rahattım.
Gelip beni öldürecek bir canavar varsa da canımı alması için önünde diz çökebilirdim.
Elimi tuttu ve sağ eliyle cebinden çıkardığı sigarayı bana uzattı.
“Denemek ister misin?”
“Pf ver bir tane”
Alıp dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Paketi cebine koyup, aynı cebinden çakmağı çıkardı. Yavaş yavaş yürürken sigaralarımızı yaktı.
Birkaç mezar sonra mermerlerin arasından, az ilerde ağaçların arasında yatmakta olan siyah karartıları önlerinde duran ateşin soluk ışığından fark ettim.
Ölü gibiydiler. İki erkekti. Ateşin dumanıyla birlikte etrafa yaydığı iğrenç bir et kokusu vardı. Merve elimi bırakıp yanlarına gitti. Önde olanı ayağıyla iteledi
. Biraz doğrulur gibi olsa da tekrar yığıldı. Onları uyandırmaya çalışırken bende ateşe bakıyordum. Üzerinde simsiyah bir çene kemiği vardı.
Hala üzerinde küçük dişleri vardı bu kemiğin. Ateşin tam ortasında yanıyordu. Hemen yanda da üzerlerine kan bulaşmış tüylü et parçaları vardı
. Bu akşamki talihsiz kedi kim diye düşündüm. Bizim arka mahalledeki küçük gümüş tüylü bir kedi vardı. Bu kalıntılar onunkilere çok benziyordu. > dedim, içimden.
“Of uyanmıyorlar”
“Ne yapabilirim?”
“Bilmem, sızlanmaktan fazlasına ne dersin?”
“Satanist arkadaşlarının iyiliği için mi? Banane.”
“Pf pekâlâ. Özür dilerim. Buradan gitmeyi istediğini biliyorum ama onları bu şekilde bırakamam.”
“Yine burada yatmak zorundayız yani öyle mi?”
“Başka bir alternatifin var mı?
”Cevap vermedim. Kokudan uzaklaşmak için ilerdeki bir mezarın dibine çömeldim. Yanıma geldi. Yavaşça elimi tutup konuşmaya başladı
.“Üzgünüm buna alıştığını sanıyordum. Bir gece daha lütfen ne olur sonrasında bir daha bunu yapmak zorunda kalmayacaksın söz veriyorum.”
“Sende içtin mi?”
“Anlamadım?”
“Bu geceki kedinin kanından bahsediyorum. İçmeyeceğine söz vermiştin.”
“Şey. Ya biraz.”
“İnanmıyorum ya bana söz vermiştin”
“Ya Ali çok ısrar ettiler.”
“Her neyse gecenin bu vaktinde bunu neden sordum ki zaten”
“Sana verdiğim sözü tutacağım. Mutlaka tutacağım. Bırakacağım bu işleri. Söz.
”Derin bir iç çektim. Hiç yapamayacağını biliyordum ya işte seviyordum.
“Tamam, sana güveniyorum.”
“Pekâlâ, ne tarafta yatmak istersin aşkım şehit mezarlığı? Bak geçen ki gibi orada yatalım orda mescitte var kapısında yatmıştık geçen hani.”
“Ama hala bir ders almamışsın baksana. Bu akşamda orda yatalım belki Allah’ın hikmeti bu kez kalbine gelir”
“Pf mod cami hocası. Saçmalama ya yine ne hikmeti. Unuttun galiba inanışlarımıza saygı duyacaktık.
”Ben duyamıyordum saygı ama.
“Tamam, sende saygı duy unutma. Bu cami hocasının babası gerçekten cami hocası.
”Babam cami gerçekte de hocasıydı. Bende imam hatip lisesine gidiyordum. Şu halime bak derdim zaman zaman bu yüzden kendime.
Bütün bunlara rağmen sevdiğim kız şeytanın bir tutsağı. Ben şeytanını bir elçisini seviyorsam Allah’ beni nasıl sever diyordum.
Ama inanmaktan asla vazgeçmedim. Yavaşça şehitlerin bulunduğu bölüme doğru ilerledik. Ateş yavaş yavaş sönerken iki serseri hala ölü durumdaydı.
Belli ki her zamankinden daha fazla esrar içmişlerdi. Şehitlere özel yapılan etrafı çevrili bölümün kapısından geçtik.
Bir gün buralarda çarpılıp günahkâr olacağımı düşünüyordum. Büyük çınar ağacının bir metre kadar solundaki mescidin kapısının önüne oturdum.
Merve de tam karşımdaki ağaca sırtını dayadı. Bir süre bakındık birbirimize. Gülümsedik durduk aptalca
, siyah gecenin arasından gözlerimizi bulabilmek için uğraştı gözlerimiz. Rüzgâr estikçe esiyor, bazen bizi saklandığımız yerde buluyor ve
üzerimizden geçiyordu. Titreyecek kadar üşüyordum. Gözlerim yavaşça ağırlaşıp kapanmaya başlayınca karşımda duran Merve’ye gel diyebildiğimi hatırlıyorum
. Elimi tutup yavaşça yanıma sokuldu sanırım. Sıcaklığını hissediyordum. Elimi elinin üzerine koydum. Omzuma başını dayamasını sağladım.
Uykuya dalmak üzereydi. Onunla birlikte dudaklarımda oluşan gülümsemeyle gözlerimi kapattım. Sonrasında uyuduğumu tam olarak söyleyemem.
Kendimden geçmiştim. Gözlerimi önümdeki ağacın üzerinden havalanan birkaç kuşun çığlıklarıyla birlikte açtım. Havalanıp kasabaya doğru uçtular
. Önce başımı havaya kaldırıp hiçbir şeyin farkına varmadan onlara baktım. Gözden kaybolduklarında, önce nerde olduğuma şaşırdım ve
Merve’nin yanımda olmadığını fark ettim. Bütün mezarlık öylesine aydınlanmıştı ki güneş yeryüzüne inmiş gibiydi. Her yer bembeyaz ışıkla parıldıyordu.
Her şey öylesine doğal geliyordu ki insana bir an cennette bir yerlerde olduğumu sandım. Bitmek tükenmek bilmeyen bir beyaz ışık bütün mezarlığı sarmıştı.
Ayağa kalktım. Şehit mezarlığının kapsından çıktım. Merve diye bir kez bağırdığımı hatırlıyorum. Kuş seslerinden başka karşılık gelmedi.
Hemen arkadaşlarının bulunduğu yere doğru gittim. Ama ortalıkta kimse yoktu. Akşamki ateşte sönmüş külleri bembeyaz olmuştu.
Yerlerin bile beyazlıkla parlamasına şaşırdım. Mezarlık öylesine büyük bir ışıkla kaplıydı ki hangi mezarın mermer kaplı olduğunu anlamak imkânsız gibiydi
çünkü her yer beyazdı. Bütün mezarlar sanki mermer kaplı gibiydi. Mezarların arasından yola çıktım. Karşıki bölgeye geçtim.
Her yere bakıyordum ama kimse yoktu. “MERVEEEE !”“NERDESİİİN !”Ses yoktu. Belki de gitmişler dedim. İyi ama peki bu ışık ne diyordum bir yandan da kendi içimden.
Her yer nasıl bu kadar beyaz ve aydınlık olabilir. > Mezarlığın kapısına doğru ilerlemeye başladım.
Sağımdaki ve solumdaki çeşmelerin açık olduğunu ve içlerinden süt renginde suların aktığını gördüm. Kapatmak istedim ama cesaret edemedim.
İçimi bir korku sardı. Koşmaya başladım. Kapıya doğru koşuyordum. Koştukça yol uzadı sanki bir türlü varamıyordum.
Önümde duran açık demir kapıya ulaşıp çıkmak istiyordum ama bir türlü yaklaşamıyordum kapıya. Birkaç dakika kadar koştum
. Nefes nefese durmak zorunda kaldım. Sağ tarafımdaki mezarlık bölgesinde birden bir ses duydum. Biri toprağı kazıyor gibiydi
. Dönüp baktığımda büyük bir çukurun içinde birinin toprağı kazdığını gördüm. Kim olduğu çukurun içinde olduğundan tam belli değildi.
Ama küreğin yukarı çıkıp toprak attığını sonra tekrar çukurun içine girdiğini görebiliyordum. Hemen yanında kazdığı toprak yığını duruyordu.
Biraz daha yaklaştığımda siyah saçlarından tanıdığım kız ordaydı. > diyebildim. Hiç bana bakmadı bile. Çukuru kazmaya devam etti. Daha da yanına yaklaştım.
O anda yüzünün simsiyah olduğunu gördüm. Bütün beyazlık içinde siyah olan tek şey yüzüydü. Ve elleri. Ellerinin de simsiyah olduğunu fark ettim.
Kazdıkça kazıyordu. Bir daha seslenmeye gücüm yetmedi. Başımı yanda duran yeni gömüldüğü üzerindeki topraklardan belli olan iki mezara doğru çevirdim.
Birden gözümün önünde bir şimşek çaktı ve içindekiler bir an tüm şeffaflığıyla göründü. Merve’nin iki arkadaşıydı mezarlardakiler.
Nefes alışverişlerim öylesine hızlanmıştı ki konuşmaya kalksam sesimin çıkacağından emin değildim. Merve’ye döndüm, küreği elinden attı.
Ve mezarın içine girip ellerini belinin üzerinde bağladı. Bilinmeyen bir güçle küreğe doğru itildim. Küreği elime alıp bilinçsizce mezarı kapatmaya başladım…
Mezara her bir kum atışımda Merve’nin yüzüne bakıyor ve nasıl bu hale geldiğini merak ediyordum. Acayip derecede iğreniyordum.
Bir an duraksadım. > küreği bırakacak oldum ki, birden daha sert bir şekilde tuttum küreği. Ben bunu istemiyordum.
Ama belli ki beni kontrol eden şey her neyse böyle yapmamı istiyordu.
Ve o şey şimdi elimdeki kürekle bana toprağın hepsini yavaşça Merve’nin üzerine döktürmeye devam etti. Dayanamadım gözlerimden yaşlar akmaya başladı
. Bir yandan ağlarken bir yandan da sevgilimi toprağa diri diri gömüyordum. Gövdesine kadar gömülmüştü şimdi.
Bir kürek darbesiyle daha yüzüne de biraz toprak yığdım. Birkaç dakika sonra mezar tamamen kapatılmıştı. Sonra o kuvvetten kurtuldum.
Çıldırmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerimle mezarı açmaya çalıştığımı hatırlıyorum ama bir şeyler izin vermedi. Tekrar yolda buldum kendimi.
Kapıdan hemen çıktım. Bizim arka mahallenin sokağına doğru nefes nefese koşmaya devam ettim. Önce kendime gelmek daha sonrada oraya tekrar gitmek
gerçek mi hayal mi anlamak istiyordum. Düz lisenin önünden geçtikten sonra yıkık evin önündeki çeşmeye geldim. Biraz olsun üzerimdeki korkuyu atmıştım.
Öyle ya her şey normaldi. İnsanlar, arabalar her şey normalmiş gibi davranıyordu. Sokak her zamanki sakinliğinde seyrediyordu. Bir an her şey hayalmiş gibi geldi.
Bir yandan da bizimkileri düşünüyordum. Hemen yasadığım şoku atlatıp eve gitmeliydim. Her şeyin yolunda olduğuna bir kez daha kendimi
inandırmak için çevreye doğru göz gezdirdim. Yokuştan aşağıya doğru baktığımda bir grup insanın bana doğru geldiğini gördüm.
Gözlerim iyi görmediği için mi yoksa gerçekten çok uzakta oldukları için mi bilmiyordum ama gelenlerin kim olduğunu ayırt edemiyordum.
Biraz daha bekledim. Kalabalık yaklaşıyordu. Az sonra fark ettim ki bu bir cenaze topluluğuydu. Ama nasıl olur dedim kendi kendime.
Babam yerine en başta giden Ahmet hocaydı. Tabutu sürekli elden ele dönüşümlü tutuyorlar bir kez tutan hemen arkaya tekrar geçiyor
ve yeniden tutmak için biran önce sıranın gelmesine çabalıyordu. Gözlerim tabuta bakıyordu. Sanki yine mezarlıktaki gibi
yine bir ışık yanıp sönecek ve tabutun içinde kim varsa göreceğim. Ama öyle olmadı. Sadece tek düşüncem babamın cenazede yer almayışıydı.
Yaklaşan kalabalıkta hocaya ve cemaate bakıp babamı arar gibi oldum. Ahmet hoca beni fark etti ve yanıma yavaşça yaklaştı. Soracak oldum.
"Babam..."
diyebilmiştim ki eliyle omzuma dokunup
"Başın sağ olsun Ali, babanın mekânı cennet olsun" dedi.
Bakışlarımı yüzüne öylesine çevirmiştim ki sanki hız denemesi yapan bir araba bana çarpmış ve gözlerim ön camına yapışıp kalmıştı. Sadece gözlerim.
Bedenim yoktu. Başım kendini önüne saldı. Öldüğüme inandım. Gelip geçenlerin "Başın sağ olsun deyişlerinin her biri kafama sıkılan kurşun gibi yankılanıyordu.
Beynimin her hücresi kendini inkâr ederken hıçkırıklara boğularak yere yuvarlandım. Çevreden gelenlerin ellerinden yerlere atarken kendimi,
düşünceler acılarım olmuş bilinç boşluğuma kum saatinin işleyişi gibi akmaktaydı. Ne kadar süre ağladım bilmiyorum. Eve gitmek annemi görmek istiyordum.
Kollarıma girip karşı çeşmeye götürdü beni muhtar ve komşu. Yüzümü yıkadılar. Ve aklıma sevgilim ve babam geldikçe bende gözyaşlarımla yıkamaya devam ettim yüzümü.
Bayılıp bir daha ayılmasam ne iyi olurdu. Lütfen hayal olsun bu diyordum yüce yaratıcıya içimden. Yalvarıyordum kendimce.
Ama hayal olmadığını anlıyordum çevreye her göz gezdirişimde. Ve diyordum ki > Ama öyle olmadı. Beni kollarımdan tutarak ağlaya ağlaya mezarlığa götürdüler.
Gerçekti her şey lanet olsun ki gerçekti. Dualar okunmaya başlanmıştı bile. En arkalardan bir mezara gömüyorlardı babamı ben hala yaşadığımın
farkında olmazken. Ağladıkça ağlıyor çevreye atılıyordum. Bıraksalar yırtıp kefeni o mu değil mi diye bakacaktım bırakmıyorlardı.
Haykırışlarımın bir işe yaramadığını anlayınca eğdim başımı ağlamaya devam ettim. Tek gösterebildiğim tepkiydi çünkü bu. Mezarı çabucak kapattılar.
Sanki beni gömüyorlardı. Hoca duaları okumaya devam etti. Baktım ki yapacak bir şey yok. Bende açtım ellerimi yüce yaratıcıya.

O böyle istemişti böyle oluyordu. Tabi ki o istediyse neden olmasındı ki. O ne derse o olurdu. OLURDU !. istemişti işte böyle istemişti böyle istemişti.
Böyle istemişti böyle istemişti.


Cenazeden sonra evin yolunu tuttum. Yanımda muhtar hala bana bir şey olacak diye benimle birlikte yürüyor düşerim bayılırım diye tek salmıyordu.
Lisenin arka sokağından bir kaç sokak daha aşarı indim. Büyük marketin yanından geçip araya saptım. Bizim ev görünmeye başlamıştı.
Kapının kapalı olmasına şaşırdım. Evde kadınlar dua etmiyor muydu? Sanki her şey normalmiş gibi hissettirdi bu bana. Açtım kapıyı girdim.
Hiç kimse yoktu sanki evde. Muhtarda geldi benimle içeriye doğru girdik. Odadan televizyon sesi geliyordu. Bağırdı muhtar.
“Selami, Selami hoca.”
Kan beynime çıktı. Babama sesleniyordu. O an dünyada galiba kıyamet koptu dedim. Ya da benim için kopmuştu.
Mantıklı bir açıklaması yok galiba şeytandı herkes. Gözlerim ağlamaktan mı yanlış görüyor dedim. Hala hıçkırıklarım dinmemişti ki babam kapıda göründü.
“Al yahu oğlunu bayılacak şimdi
”Babam üzerime doğru gelince, geriye doğru birkaç adım attığımı hatırlıyorum en son. Bayılmışım gözlerimi açtığımda başımda duran annem ve babamla
birlikte oturma odasında olduğumuzu fark ettim.
“Uyandın çok şükür” dedi annem.
“İyi misin oğlum” diye sordu babamın tatlı sesi.
“İyiyim” diye karşılık verdim isteksizce. İyiydim. Onca olandan sonra iyiydim. Kalktım babam akşam namazına giderken peşinden gittim. Birlikte kıldık namazı.
Doğru düzgün hatırladığım tek şey bu. Camiden çıkarken her şeyin yolunda olduğuna o kadar emindim ki. Ardımda hiç soru işareti bırakmıyordum.
Babam bana gülümsemişti giderken, çokta iyi görünüyordu. Her şeyi unutturdu bana bu gülümseme. Camiden çarşıya doğru gidiyordum ki telefonum çaldı.
Açtım, Merve’ydi.
“Naber aşkım”
Gülümsedim. “İyiyim Bitanem senden”
“İyiyim bende şey bak ne diyeceğim akşama buluşalım mı?”
“Tabi, bitanem nerde”
“Ya bizimkiler yine kedilerle uğraşacaklar. Mezarlıkta buluşalım bizde biliyorsun daha rahat oluyor. Gece orda olabilir misin?”
“Elbette tabi olurum hayatım”.
..Yavaşça doğruldum. Yoksa ölecektim. Karanlık gözlerimi kapatmamla birlikte bir kez daha koyulaşıyor sanki pençe olup beni avucunda…

SON





Etiketler: sayfam ,




"mezarlık" başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)

Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.






mezarlık başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
11.10.2018 17:03:31
Toplam 0 yorum yapıldı
165 çoğul gösterim
101 tekil gösterim

Diğer Öyküleri