İnsanlar kötülüğü, arzuları kuvvetli olduğundan dolayı değil, vicdanları zayıf olduğundan dolayı yaparlar. JOHN STUART MiLL [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

ANA VATANIMDI SEVGİ...

ANA VATANIMDI SEVGİ...


Zamanın tozunu yutuyoruz bir kere;
Kelamın dürtüsüne yenik elemle
Rediflerin âşık olduğu edebiyat denen
Tek gözlü hücrede.

Varlıkta ne ateş ne yanlış;
Sumaklarında ömrün batıl kazanım
Doğanın tefsiri
Varlığın da kehaneti…

Bir ikbal mi?
Yoksa bir ihanet?
Ad’ımın harflerinde yarım yamalak bir gülümseyiş
Ölümcül sitayişi örten kıblemde
Yeknesak bir dokunuş
Ve kuramların izinde
Sırıtan bedeller
Deyişlerin tekerrüründe
Sabit acılar
Ağrıyan eklemlerinde şiirin
Kerbela misali
İçimin örtüsünde uçuşan kelebekler…

Hezeyan benzeri
Allah’tan yok, yalanım ki
Unutmuyorum önceki rahmetini
Yegâne varlığına taptığım;
Göğün bekasında
Satırlarda yandığım
Hâlbuki aczi yetim
Ruhun rotası
Ve doluşan sihir
Ansızın içimde kükreyen ışığın
Göz yakan kütlesi.



Rakım boyutsuz, infilak eden aklın inhisarında o kutsal rahle ve içimin minvalinde öykündüğüm her satır başı.

Ketum göğün müjdecisi yağan rahmet ve yalanların kâfuru ödenen bunca bedel ve konuşlu ihanet.

Dokusundayım göğün ve sancağında salınan en elzem duygu iken umut.

Şimdi bir beyit dillendirsem… hangi şairin otağında beslerim ruhumu şiirle?

Bir kancayı astığım yüreğime isabet eden laneti kim mi sonlandırır?

Dünyevi görselliğin varlığına yok inancım ve yok da tutkum ve destursuz günüm de yok: yine aslıma biat, gözümden sakındığım ruhuma sunarken üç beş sitem… elden gelen ne ise ve güncemin ilerleyen surelerinde hangi kehanete bel bağlamışsa insan oğlu?

Surlarındayım yangınların; ölü şehrin kabzasında ölü bir çentiğim, günü devirdiğim, yüreği sineye çektiğim…

Aşkın ibaresiyim.

Dualarla yükseldiğim gerçeğine toz konduramazken acıma da lanet okumuyorum ve yok dilimde tek bir isyan.

Künyemde yarım yamalak bir terane.

Marifeti ruhumun; mağfireti elemin.

Zamana taziyelerimi sunuyorum yine o uçsuz bucaksız teninde, ben bilfiil iştigal ettiklerime öykünenlere şaşkınlıkla bakarken.

Tutsaklığın bedellerini sineye çekiyorum; insanlığımın şerefine nail olmak adına tüm uğraşım.

Severek çoğaldığım nasıl ki bir gerçek nefrete, soykırım vesilesi olarak sunuyorum bir kez daha taziyelerimi ilettiğim o dördüncü boyutun irsaliyesinde, ben aşkımı nakşeden sayısız cümlenin inhisarı altındayken.

Zannımca diye de başlamıyorum yeni güne ve yeni bir cümleye ne de olsa aklın tekerinde, ben dünyanın en defolu fanisiyim.

Ruhumun işgalinde öldüm ben. Aslında ödüllendirilmiştim tan vakti.

Sonram meçhul.

Zamandan aşırdığım saniyelerle bir ömür ördüm ben: iki ters bir düz.

Rengi kâh maviydi kâh pembe.

Sonra söktüm o ördüğüm ömrü ve kancalarına asıldım rahmetin aslında içimdeki çocuğa kefildim; o da bana.

Sonramız güme gitti velhasıl.

Öykünmüştük yeni bir aşka.

Örülmüştük el ele kol kola.

Bir batında kaç doğduysam.

Bir batılda kaç ihanet saklıysa.

Aklımın esaretinde ruhumu besledim bilumum rivayeti sundum tüm kapasiteyi de aşan bir zırh idi içinde terlediğim.

Örtündüm kendimce. Emanetti bu can bana.

Kundaklanan varlığımın yangınlarında, acil çıkış kapısıydı yazdıklarım.

Yandım ve yazdım.

Yazınca yeniden yandım.

Yan yana yaşadık kalemle. Yansa yansa ben yanardım ve halimi de bir diğer yanan anlardı.

Göğün katmanlarında, kuşpalazına büründüm. Göğün öğütlerinde uçmayı öğrendim Hazerfan Çelebi misali, uçtum şehri İstanbul’um semalarında. Siması tanıdıktı rahmetin. Aşkın ibresi ise taşkın ve şaşkın.

Tutunduğum hayat mıydı da tutuşmuştum?

Tutuştuğum aşk mıydı da yaftalanmıştım?

Hâsılası ömrün, ketum bir düştü yakamdan düşmeyen ve gecenin şaibeli öyküsünde bir enkaza dönüştüm ezkaza.

Hayli ibret aldım göğün mavisine sokulan bir baykuşu kovalarken ve çelimsiz kanatlarımda, içtiğim iksirin dokusuna serildim.

Bakışlarımda ne yalan vardı ne de melun bir öğe. Oysa’mla örtüştüm; keşke’mle helalleştim.

İmlerin derdine düşmüştüm bir zamanlar ve zor zapt ettim aklımı. Kırıklarımı sunduğum Huda’nın verdiği cevabı hep aldım zamanında. Ya batacaktım ya da akıtacaktım yaşlarımı.

Muadilim bazen bir şarkıydı bazense bir nota.

Sessizliğin kelamı umuttu ve sevgiye delalet bir ritüel.

Aklımı başımdan alan hayatın arka yollarına asla sapmadım ezkaza saptığım tali yollarında illa ki buldum ana yolu.

Ana vatanımdı sevgi.

Sevdaya namzet şiirler.

Şiirin bekası aşk mıydı da sustum?

Rahmetin izdüşümü yoksunluk muydu da titredim?

Soğuk odalarında hasretin; hastane koridorlarında ölüm tedirginliğinin ve sevdiklerimle imtihanımda, nedense bendim ölümü tercih eden akabinde tehir edip aşkla ruhunu yıkayan bakir bir tümce daha doğumuma tanıklık ederken ben sadece aşkı şahit bildim; ölümü de kurtuluş.

Efkârın biteviye örselediği; nöbette kaldığım her satır başı ve uykusuz gece.

Radyasyonun etkisine maruz kalan kim ise tehditti benim için oysaki ben bir kez öykünmüştüm ölüme. Varlıktan çıkıp da yola varmaktan imtina ettiğim…

Hakkıyla yaşamak neymiş öğrenmiştim artık ve altını açtım kalan duygularımın ta ki gece infilak edene kadar.

Mantalitesi neydi ki mutluluğun? Bayat bir espri ya da yalandan sevdiğini söyleyen insanların takıntılı mizacında ben bir engel miydim de sevgilerini esirgediler?

Aşka meyletmiştim madem.

Ant içtim sadece sevmek için yaşamayı şiar edinenlere… gerisi yoktu cümlenin. Gerisi yoktu elemin.

Mutluluk kaprisli ve nazlı bir gelindi.

Şafağı atan geceye sundum taziyelerimi ve sadece sustum. Susabildiğim kadar da yazdım; yazdığım kadar duyumsadım İlahi Aşkı.

Rahmetin uzvu idi umut; umudun bam teli hasret; hasretin örtündüğü ise gerçek.

Gerçeklere bandıkça sevgimi kapı dışarı edildim ve kapıdan kovuldum bacadan girdim: yine de beyazdı tenimin rengi ruhuma göz kırpan masumiyet silecekleri sayesinde ilkelerimi satmadım, satamazdım da.

Saydım içimden birden başlayıp… hala da sayıyorum.

Kaça tekabül ettiğini bilmediğim bu yap-bozdur hüviyetimi teslim ettiğim ve ruhumun tüm kullanım hakları sadece Rabbime aittir yeter ki; o da çekmesin elini benden.








Etiketler: sayfam ,


1 Ekim 2018 Pazartesi 16:43:33


Ne kadar gerçek...
"Tozunu yutuyoruz zamanın..."
Onun umurunda bile değil... Açtığı yaraları sarar gibi sanki...

İyi ki sevgi var...
Elimizden tutan biri... Geldiğimiz ve yine kendine döndüğümüz "O Yaradan..."

Tebrikler Gülüm Hanım.


    [ Cevap yaz ]    

muslumbayram  | müslüm bayram
1 Ekim 2018 Pazartesi 16:22:25


Zamanın tozunu yutuyoruz bir kere;
Kelamın dürtüsüne yenik elemle
Rediflerin âşık olduğu edebiyat denen
Tek gözlü hücrede.

DAHİYANE BİR TARZ VE YAZI
KUTLARIM EFENDİM


    [ Cevap yaz ]    

1 Ekim 2018 Pazartesi 16:12:27

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.

Sanki yıllardır yazacak kalem ve kağıt bulamamış gibi dev bir açlıkla yazıyorsunuz Gülüm hanım... Kendi içinde devinen hep aynı siz. Bir kabuk var ve içinde sıkışıp kalmış dev bir şair. Kurtulun üstünüze yapışmış alengirli imgelerden. Gülüm hanım şu yazıya sade bir makyaj ne güzel yakışırdı oysa.

Yaşayamadıklarınıza özlem ,yaşadıklarınıza pişmanlık, bazılarına da sitem ile baş döndürücü kelimeler örgüsü ve nihayet şiire olan ebedi aşk...

Siz seviyorum da okurken yormasanız bazen :))

Sevgilerimle...


    [ Cevap yaz ]    




ANA VATANIMDI SEVGİ... başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
1.10.2018 16:00:42
Toplam 3 yorum yapıldı
567 çoğul gösterim
478 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.