Mutluluk, gençlikte beklenmedik şeylerde, yaşlılıkta ise alışkanlıklarda aranır. P.Courty [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

NE ÇOK CAHİL NE ÇOK HAİN

NE ÇOK CAHİL NE ÇOK HAİN

Sevgili Gölge,



Bundan sonra ruhum daralıp, canım konuşmak, dertleşmek ve hatta homurdanmak istediğinde içimden geçenleri aklım estikçe sana yazacağım ve bunu özensiz yapacağım için, içinde her şey ve hiçbir şey olacak.

Bilirsin kalıplar, kurallar beni sıkar ve ben mürekkebimi kurutup kalemimi düşürmemek, mağaramın yok olmaması için, oduna su vermek adına bunu yapmak istiyorum.
Dert varsa çare de vardır öyle değil mi?

Beni dinle rica ederim, zira kendimle konuşmaya başladım farkındasın sanırım.
Sana bir isim bulana kadar bir müddet böyle devam edeceğiz, hemen alınganlık yapma!
Hem sana ne demeliydim?
Alelade bir Seracettin mi deseydim.
Olmaz; neden biliyor musun?
Ülkemde herkes çok alınan ve pimpirikli!
Bak misal:
Yıllar önce Türk hamamlarıyla ilgili bir belgesel çekilmişti ve tellaklar ayaklanmışlardı.
Düşünsene;
Koca koca pos bıyıklı ağabeyler alınmışlar (onlara eşcinsel imasında bulunulduğu iddiasındalar) incinmişler.
Adam yabanillerden gelmiş, belgeselini çekmiş gitmiş. Be kardeşim siz de tüm maharetinizi göstermişsiniz film yayına girince “memlikat tanıtımınıza katkımız olacak(!)” düşüncesiyle sevindirik olmuşsunuz, film gösterime girip kazın ayağı görününce de renginiz benziniz atmış.
Hayret bir şey!

“Aynı şey mi” deme bu tür örnekleri artırabilirim, ülkemde bu tip manzaralar çok. Uzun sözün kısası sana hitap etsem de gelinime seslenmiş olacağım.
Keşke, tek derdimiz insanımızın alınganlığı olsaydı.
Çözerdik ama


yazık ki cehaletin ilacı yok

Neyse neyse

Sana bir ad bulana kadar adsız cinsiyetsiz cisimsiz bir gölgesin o kadar, sonra ben seni şekillendireceğim
Yani umarım.
He ne dersin?

Bak gene kaynadı mevzua bir türlü giremedim. Dinle şimdi


’Bir tarihçi, gönlünden geçeni değil, olmuş ve olanı tarafsız tespite çalışmak zorundadır.’ Der, Türk tarih profesörü Halil İnalcık. Ruhu şad olsun...
Ve
’Bizim talihsizliğimiz iki bağnaz grubun kavgasından; yani bağnaz İslâmcılar yanında bir de bağnaz devrimciler var, bu ikisinin kavgasından Türkiye daima kaybediyor.’ demiş (Halil İnalcık)


ve
Kadir Mısıroğlu, "Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı" dedi.


BAKALIM YUNAN DAHA İŞGAL GİRİŞİMİNDE DAHİ NE YAPMIŞ BU HALKA?

Yunan araştırmacı yazar-gazeteci Tasos Kostopulos “1912-1922 Savaş ve Etnik Temizlik” adlı kitabında, Yunan askerinin Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu’da işlediği cinayetleri, barbarlıkları tanıkların ifadeleri ve belgelerle gün ışığına çıkardı.
Kitap, 1912’de 1. Balkan Savaşı’ndan başlayarak, Kurtuluş Savaşı sonuna kadarki döneme farklı bir açıdan (Anadolu’da, Trakya’da, Makedonya’da nüfus dağılımı, Yunanlıların, Bulgarların, Sırpların, Türklerin, Ermenilerin, Pontuslu Rumların cinayetleri, siyasi ortamlar v.s) bakılıyor. İşte 1919-1922 arasında kitaptan bazı çarpıcı bölümler:
Cinayet, tecavüz, işkence
Yunan askerinin gelişi sırasında İzmir limanında şeref kıtasına karşı birkaç el ateş edilmesi gerekçe gösterilerek, Yunan askerleri ve silahlı olan bazı yerel hristiyanlar, iki gün süreyle şiddet, cinayet, tecavüz ve yağmalamaya giriştiler. 200 kişi öldürüldü. Aralarında bir okulun bir sınıfının tüm öğrencileri ve öğretmenlerinin de bulunduğu 2500 kişi yakalanıp işkence gördü. Şehirdeki bazı Yahudiler de öldürüldü ve dükkanları yağmalandı. Yunan askeri, İzmir’in birkaç kilometre ötesine kadar adeta bir daire çizilmişçesine, ne kadar müslüman köyü varsa hepsine saldırdı. Müttefiklerin oluşturduğu araştırma heyeti, İzmir’de dökülen onca kandan Yunan ordusunu sorumlu tuttu.�
Çocuklara atış talimi
(Yunan doktor anlatıyor) Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim bazı askerler durumu farketti. Tüm pis heriflerin yapacağı gibi caminin kapısını kırıp kadınlara tecavüz edecekleri yerde, topladıkları otları yakıp caminin pencerisinden içeri attılar. Dumandan insanlar dışarı koşuştular, o zaman da bizim reziller kadın ve çocuklara atış talim tahtası imiş gibi ateş etmeye başladılar...
Türk kızın çığlıkları
(Köprühisar 1920: Yunan subayı Dimitriu anlatıyor) Eve girdim, ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçerden sesler geliyordu. 10 kadar Yunan askeri bir Türk kızını eteklerini kaldırmışlar zorla dansettiriyorlardı. Bana, ‘gel sen de mezeden tat’ dediler. Türkçe ‘Ayıp’ dedim. Türk kızı yanıma koştu ayaklarıma kapanarak ‘Beni kurtar’ dedi. Askerlere yalvardım, kadındır yapmayın dedim. Biri süngüsünü çıkarıp bana doğru yöneldi. Kaçmak zorunda kaldım. Kadının çığlıklarını unatamadım. Sabaha karşı Köprühisar’daki bin kadar ev alevler içindeydi.
Yakma emirleri Prens’ten
(Bir Yunan askeri anlatıyor): Her şeyi yakmamız emrini Prens Andreas vermişti.
(30 Ağustos 1921: Yunan ordusundaki bir fotoğrafçı anlatıyor) Ayrıldığımız her yeri yakıyoruz. Dehşet verici bir manzara.
(4 Eylül 1921: Nikos Vasilikos anlatıyor) Bazılarımız Roma’yı yakan imparator Neron gibi mutlu. Verilen emir açık. Neyi taşıyamıyorsanız yakın. Onca köyde yaşlılar, hastalar, sakatlar, çoçuklar ne yaptı meçhul...
Ailelerin önünde tecavüz
(9 Temmuz 1921: Yunan subay anlatıyor) Arıveren köyüne girdik. Kızlara ailelerinin gözü önünde tecavüz edildi. Askerler o gece yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar.
(Binbaşı Panagakos anlatıyor) Uşak’da Türkler korkudan ailelerini geceleri mezarlıklarda gizliyorlardı. İki Yunan askerinin tecavüz etmeye çalıştığı genç bir kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ilerde diğer iki kızı yerde cansız yatıyordu.”


Adamlar bizim ülkemize seyahat amaçlı gelmediklerini, padişaha bağlılık sunmaya ya da hilafeti desteklemeye gelmediklerini kanıtlamışlar, yıllar sonra bizde ki yonanlar seslerini çıkarıp kinlerini kusarken oradaki akl-ı selimler ya da ticareti iyi bilenler kendi ağızlarıyla detaylandırarak yazmışlar.
Kurtuluş savaşını yaşayanlar zaten Yonan’a rahmet okumuyor ama sonradan gelen ihanet ehli,
Fatiha mı rakı mı muhabbeti yapabiliyor hem de zerre kadar da rahatsızlık duymadan, acaba diye sorgulamadan, mal bulmuş mağribi gibi hemen üstüne atlıyor.

Peki nereden çıktı bu rakı Fatiha kıyası?

Şuradan; paranteze kısa bir bölümünü aldığım yazının girişindeki “domuz sıkısı” tabiriyle ifade edilen rakı kadehini şerefe kaldırmaya takılmış olanlara olan öfkemden çıktı.

Bakınız
(((Bu akşam bir kadeh rakı doldurun kendinize. Ama öyle tek-duble falan değil! Hani şu eski müdavimlerin “domuz sıkısı” dedikleri türden. Sadece rakıyı beyazlatacak kadar su… Yanına beyaz leblebi; fazla değil 3-5 tane…
27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa’ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a;
Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e;
Kütahya’nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’e;)))))

devamını googleden sorun, bulursunuz, yazı her yerde.

Sözümona yazıyı yazan vatandaş, Atatürk ve silah arkadaşlarını anıyor, hakkını yemeyelim, isim isim sayıyor ama girişte fitili ateşleyip de öyle başlıyor o kahramanların adlarını saymaya!

Bu ülkede yaşayan birçok gayri Müslim ve farklı milletten ırktan olan Türk vatandaşı var, Atatürk’e ve silah arkadaşlarına saygısını minnetini kendi inançlarına göre sunabilir.
Sunamaz mı? Sunmuş işte ne yapacaksınız, yok mu sayacaksınız? Kimse yazdığı yazıda dini kimliğini, milliyetini ortaya koymaya mecbur değil. Hâl böyle iken Atatürk’e ve silah arkadaşlarını kendine göre anıp saygı sunuyor diye ve buna dair yazdığı yazıyı alıp didili bayrak yapılıyor bizim insanımız tarafından. Yazıda ters algı var ve yurdum insanı anladığından değil oltaya düştüğünden yazıyı didikliyor.
İma edilen aynen şu;
"ooo bu Atatürkçüler de ne kafir aha bakın rakıynan anıyorlar kadeh kaldırıyolar bunlar düşmana hizmet eden bölücü tayfa , Kemalist bunlar, laikler dinsiz, bunlar kafir, dış güçler de bunlar sayesinde ülkemizde cirit atıyor. estek köstek bla bla bla, en masum tabiriyle çirkin.

Soruyorum, belki sizin mezarınız dahi olmayacak dirilere gönderilmiş Kur’an-ı ölülere okuyanlar, bilmez misiniz ki Allah’ın terazisi sizin terazinize benzemez. Müslüman ölünün ardından kötü konuşmaz. Allah’ın kime ne yapacağını peygamberi dahi bilmezken (ahkaf-9 Ey Muhammed! De ki: «Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.»)
siz hangi akla hizmet etmektesiniz ben bilmiyorum.
Sizden olmayan kafir, sizden olmayan dinsiz, sizden olmayan cehennemlik ya size göre!!!
Ne vakit bu kadar sığ bakıp karşınızdakileri aptal yerine koymayı işten sayar oldunuz, çok ilginç?
O yazıyı kimin yazdığı bile belli değilken, Müslüman olduğundan geçtim, kadın mı, erkek mi, o bile belli değil, belki de hayal ürünüdür, belki kimse tarafından yazılmamıştır, ne biliyorsun bir ajanın o yazıyı yazıp ortaya salmadığını?
Senin niyetin halisse okursun bir Fatiha geçersin.
İslama göre haram olan içkiden Müslüman rahatsız olur bunda sorun yok ancak dinistlerin yaptığı gibi bunu şunlar yapmıştır zannıyla konuşmaz.
Yukarıda yonan- yunan, aşağıda rakı kadehi, az çaprazına trol koyalım

Buyurun trol fişeklemesine

Bu, sosyal medya provokatörlerinden biri şöyle yazmış;
“Atatürk olmasaydı anamızı bilmezdik babamız belli olmazdı diyorsunuz ya o sizin ananızın oynaklığıdır, bizim anamız sağlam” gibi bir şey zırvalamış, okuyunca kan beynime sıçradı
Adama kan döktürecek kadar kışkırtıcı cahil ve satılık yaratık
( internette soysal medya trolleri para alıyor bu işler için, değerleri itibarsızlaştırma bakış açısını köreltip sığ hale getirmek için çalakalem fıtı fıtı yazıyorlar- sağdan da var soldan var zira yazılanları aklıselim kimse yazamaz onun için burada ki satılık küfür değil adamların işidir.)
Gençlerimiz bu trollerin yazdıklarını okuyor ezberliyor sloganlaştırıp papağan gibi de tekrarlıyorlar.

Hasılı dört yanımız “puşt zulası” dördüncüye herkes kendi jokerini elbet de koyar, ben hayvan düşmanı ve tecavüzcüsü Müslüman görünümlü canileri koydum …

Müslüman adamların terazisinden şüphe edilmez ama dinistseniz sizden her şey beklenir
Azıcık uyanık olun ya, atılan yeme saldırmadan bir bakın zehirli mi değil mi içinde cam mı var çivi mi var?
Halis niyetli olan kimse tarihi ilgilendiren bilgiye dikkat eder, fesat olan da gider çere çöpe bakar. Atatürk’ün rakısından, leblebisinden size ne, neden rakıdasınız, niye leblebinin hesabındasınız, görmüyor musunuz fitneyi? Uyanık olun, rakıya leblebiye fındık fıstık hesabını bırakın da günümüzde Yunanistan tarafından silah deposuna çevrilen ve bizim Ege adalarımızın işgaline bakın.

Şayet samimiyseniz, şayet derdiniz vatansa dostlar alışverişte görsün diye değil, sahiden, delikanlı gibi Vatansa derdiniz, sen ben kavgasıyla, cambaza bak oyunundan kafanızı kaldırın da büyük resmi görün, çok hızlı değişen bir şeyler var etrafınızda fark edin. Zahmet olacak ama her şey siyaset değil, siyasetin dili çataldır ve insanları böler, bölüyor da...

Hep bunu yapıyorlar, ama sürekli
İlber Ortaylı bir programda demişti ki “siz hiç gördünüz mü Stalin’e söven bir Rus ya da hitlere söven bir Alman bir tek bizim insanımız söver kurucusuna” ( tam olarak böyle olmasa da buna yakın bir cümleydi eksiği var fazlası yok )

Anlamadıkları şu; tarihle hesaplaşılmaz, tarihten ders alınır onun içinde tarihi adam gibi tarihçilerden öğrenmeye gayret edilir. Mustafa Armağan gibi bir proje adamın ardına düşüp ecdad ayırımı yapılmaz, üstelik Armağan tarihçi değildir, edebiyat mezunudur, dahası da dehası da şu tarih tv dizilerinden öğrenilip ecdada sövülmez.
Muhteşem yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman’ın Şehzade Mustafa’yı öldürttüğünü öğrenen ülkemin güzide halkı ne yaptı, ne oldu???

"Bir tarihçi, gönlünden geçeni değil, olmuş ve olanı tarafsız tespite çalışmak zorundadır.’ diyor Türk tarih profesörü Halil İnalcık.

Hasılı,Atatürk’ün devrimlerini, beğenmeyebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz, ancak sövemezsiniz,
tabiki saygı duymak zorundasınız. Daha önce söylediğim bir söz vardı;
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURCU LİDERİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü İTİBARSIZLAŞTIRAMAZSINIZ SÖVEMEZSİNİZ, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ TEMSİL EDEN HİÇ KİMSEYE DE SÖVEMEZSİNİZ.
SUÇTUR, KANUNEN SUÇTUR. Umarım anlaşılmıştır.

Şöyle bir detay var, bizim siyasetçilerimiz, dehşet birer tarih profesörü hepsi,
acayip ama neden mi ?
Geçen ay bu sitede bir yazı dizisi yayınlandı Çanakkale anıt yazısında Şükrü Kaya eklentisi cümleler sanki ATATÜRK’ünmüş gibi sunuldu, sorgulamadan, inanıp da ATATÜRK’E VE ATATÜRKÇÜLERE SALDIRMADINIZ MI?

Sonra işin aslı 3. sayıda ortaya çıkmadı mı? ( yazarın amacını ben anlamadım safım az)

Hiç kimse bana din iman edebiyatı yapmasın, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü öğretmeye de kalkmasın

Ve ben çok sıkıldım
Her sene aynı şey! Atatürk rakı içerdi leblebi yerdi bardağı böyle tutar şu şarkıyı dinlerdi.
Zıkkımın kökü

Yedi de sana mı yedi, kendine yedi, kendine içti, sende patlıcan musakka yiyorsun, Maltana içiyorsun ne yapalım yani?

Komşum su niyetine çay içiyor, otobüs durağındaki amca sigarayı içmiyor sanırsın yiyor, rahmetli babaannem çayını limonlu içerdi ben de buz gibi içiyorum daha çarpıcı örnek vereyim
eski C.B Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan da yurt dışında bir davette altın yaldızlı bardakta elma suyu içmişti bunu da haber yapmışlardı filan, ee ne yapalım adamları bunun için yargılayalım mı taşlayalım mı?
Kişisel tercihleri ya da konum mecburiyetlerini bahane edip, sebepmiş gibi gösterip, düşman ağzıyla konuşmayın. Bu ihanettir, bu düşmanın elini kuvvetlendirmektir, bu toplumu bölmektir. Farkında olmadan ocu bucu şucu diye böldünüz bölüyorsunuz fitnecilere inanılmaz destek sunuyorsunuz, farkında değilsiniz.

Biriniz din elden gidiyor türküsünü söylerken, ötekiniz laiklik elden gidiyor sakızını çiğniyor. Aslında hepimizin sevdası ortak ama sevme şekli farklı, sevdiği detay farklı, elin oğlu da bunu görmüş oradan oyuyor içimizi hepsi bu...
Subliminal mesajlarınızı toplayıp cebinize geri koyun. Yeter!

Son söz:
TÜRKLER CEPHEDE SAVAŞARAK YENİLEMEZDİ, YENEMEDİLER ZATEN, ANCAK VE SADECE MASA BAŞINDA MAĞLUP EDİLEBİLİRLERDİ!

Geldiğimiz nokta
BAK BAKALIM EN SON HANGİ LİMAN SATILMIŞ?




EMPERYALİZMİN YENEMEDİĞİ MUSTAFA KEMAL’İ SİZ Mİ YENECEKSİNİZ?

SİZ SAÇINIZI TARAMAYA DEVAM EDİN





“Her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki, hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ümidi, ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk







Etiketler: sayfam ,

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 

levent taner  | levent taner
25 Eylül 2018 Salı 18:16:41


Kadir Mısıroğlu özrü kabahatinden büyük hesabı, Yunan işgalini savunmadığını Kemalist devrimlere göre bunun daha iyi olacağını vurguladığını da söyler bir yerde

Halbuki her söz tevil götürmez, söylenemeyecek bir şeyi söylenir, söylenebilir kılmak hazin

Bugün içimizde Kuvâ-yi İnzibâtiye geleneğinden gelen insanlar yok mu sanki?

İlla genetik bağlamda onların çocukları olmakta şart değil, zihniyet bu

Beri yandan genetik bağda ilk etapta suç teşkil etmez

Sözgelimi, Şeyh Sait ve etrafında olupta idam edilenlerle soyca bağı olmak suç denebilir mi? İnsanın kimin oğlu/torunu olacağını belirlemesi mümkün değil ki

Bu konuda ilginç bir örnekte vardır

Vaktiyle Madrit büyükelçiliğimizi yürüten ve ASALA saldırısında hanımı ve emekli diplomat kayınçosu yaşamını yitiren bir Zeki Kuneralp vardır evet

İnönü'nün cumhurbaşkanlığı sırasında Dışişlerinin sınavını kazanan Kuneralp'e bazı bakanlık yetkilileri bir nedenle çarpı çekmek isterler

İstiklal savaşına muhalefet eden yazılarından dolayı linç edilen gazeteci Ali Kemal'in oğludur çünkü

Ne ki, İsmet paşa Zeki Kuneralp'in hariciyeye girmesine onay verecektir, kendisine Kuneralp'in Ali Kemal'in oğlu olduğunu söyleyenlere biz Dışişlerine Ali Kemal'i almıyoruz ki, oğlunu babasıyla cezalandırırsak devlet olamayız diyecektir

İnönü'nün bu yaklaşımını isteyen, bozuk saatte günde iki kez doğruyu gösterir sözünün hükmü kabul edebilir

Son tahlilde bu yaklaşım elbette aklı selimdir, ancak bu olayda oğul Kuneralp yıllarca ülkemize hizmet etmekte

Peki ya babası ya da dedesi idam edilipte Türkiye Cumhuriyetine ya da kurucu önderine karşı hırslananlar, hınç duyanlar, işte bu ciddi bir problem teşkil eder kanımca

Bu olumsuzluğu duyanların hangi dünya görüşüne mensup olduğu da önem arz etmeyecektir kuşkusuz

Nihayet hanımefendi

Yüreğinize, emeğinize, kaleminize, kelamınıza bereket

Saygı ve selamlarımla...



    [ Cevap yaz ]    

8 Eylül 2018 Cumartesi 11:41:23


Sitede ki Atatürk düşmanlarına küfür edebilmeleri için psikolojik sınırı aşmalarında yardımcı olan bütün tarih bilgini büyüklerimin hal ve hatırlarına bu vesile ile saygı sunuyorum
Çok böyük ve möhüm tarihçiler, mutlu musunuz, bakınız yonan tohumları sayenizde aleni kusmaya başladı

Okuyup anlamadıkları için ya da okumayıp duyduklarıyla kalkıp utanıp sıkılmadan bana saldırıyorlar
ben sözümün ardındayım,

siz o yıktığınız o psikolojik sınırı onaramazsınız.


hasılı
dün Sakarya meydanında savaştan kaçanların torunları bugün Atatürk'e küfrediyor.


"Mustafa Kemal'i eleştirme / hakaret etme hakkınızı bile Mustafa Kemal'e borçlusunuz
Bir doktrine karşıtsanız ona aykırı tez geliştirin...Bezelye Tenekesi"





Filiz Şahin. tarafından 9/21/2018 7:26:35 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

Ethem NAMIK  | Mehmet Kına
8 Eylül 2018 Cumartesi 11:21:29


Bir imza daha atmak farz oldu.


    [ Cevap yaz ]    

2 Eylül 2018 Pazar 23:06:01


Bunca Atatürk düşmanlığının gerçek nedenini çok merak ediyorum doğrusu.


    [ Cevap yaz ]    

2 Eylül 2018 Pazar 21:47:08


1934 yılında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkının kanunlaşması esasları devlet adamları tarafından kabul edilmekte idi. Sevinç içinde idim. Çünkü Türk kadınlığı için istediğim , gerçekleşme evresine girmekte idi.

Sıcak yaz mevsiminde, otomobille Kızılcahamam yolundayız... O zamanli şose, Zir Ovası'ndan giderdi. Yol boyunca bütün köylüler, Atatürk geçecek diye çıkmışlar, kısım kısım yerlerde toplanarak, ağaç dallarından çardaklar ve taklar yapmışlardı.

Kazan köyüne yakın bir yerde durduk. Okul öğrencileri, öğretmenleriyle sıralanmıştı.Nahiye müdürü, Köy muhtarı ve kadınlı erkekli köylüler hep bir arada idiler.

Atatürk, üstü kapalı, yanları açık bir otomobilde... Yanımızda Nuri Conker ve başyaveri bulunuyordu. Otomobil durdu. Fakat o topluluktan hemen cesaret edip yaklaşan olmamıştı. Adeta emir bekliyorlar gibi bir durum vardı. Onların içinden birdenbire sırma işlemeli en güzel köylü elbiselerini giymiş, yağız çehreli bir kadın otomobile yaklaştı;

- Paşam hoş geldiniz, senin için yer hazırladık, ayran yaptık, insene, dedi.

Atatürk nezaketle yolumuzun uzun olduğunu ve her yerde durmanın mümkün olmayacağını anlattı. Fakat aynı zamanda bana da;

-Bu kadın kimmiş sorsana dedi.

Ben onunla konuşurken diğer erkekler de cesaret alarak Atatürk'e yaklaşmışlar ve O'nun çeşitli sorularına cevap veriyorladı.

Satı Kadın'dan öğrendiğim şu idi: Kendisi Kazan köyünün muhtarı imiş ve seçimle köy yönetiminin başına yeni geçmiş. Muhtar Satı Kadın, oraların hakimi edası ile ayranı otomobile getirtti. İçtik ve kendisinden köyü hakkında bilgi edinerek tekrar yola koyulduk. Atatürk;
- İşte mebus olacak kadın dedi.

Satı Kadın, Türk köylü kadınının cesur bir sembolü olarak karşımıza çıkmıştı. Yol boyunca onun hakkında gözlemlerimizi söylüyorduk. Nuri Conker Büyük Millet Meclisi'ne üye olarak girebilecek bu yeni aday arkadaşı hakkında şakalı sözler sarf etmekle beraber, Atatürk bu muhtarın adını ve köyünü kaydetmemi emir vermişti.

Satı Kadın'ın kişiliğinde Türk köylü kadınının milletvekili adaylığını görmekle gururlu idim. Satı Kadın, 1935 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, ilk kadın milletvekili olarak seçilmiş ve o devre müddetince görev yapmıştır. Bu durum ulusun demokratik bir fikrinin ilk uygulaması olmuştur.

Afet İNAN- Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler
Sayfa:357-358
Şu an okumakta olduğum kitap bu hatıranın bu sayfaya çok yakışacağını düşündüm.





    [ Cevap yaz ]    

2 Eylül 2018 Pazar 14:06:31


"
..........
EMPERYALİZMİN YENEMEDİĞİ MUSTAFA KEMAL’İ SİZ Mİ YENECEKSİNİZ?

SİZ SAÇINIZI TARAMAYA DEVAM EDİN "


Tümü de güzel ama buna bayıldım..


    [ Cevap yaz ]    

2 Eylül 2018 Pazar 08:23:20


Yorumların büyük kısmı yok neden?


    [ Cevap yaz ]    

2 Eylül 2018 Pazar 00:46:24


Bu yazıyı tekrar tekrar okumakta yarar var.


    [ Cevap yaz ]    

1 Eylül 2018 Cumartesi 21:02:29



Bir ilkbahar, sonbahar,,kış ya da yaz günüydü. Silahlar cıvıltılı ezgilerini ortalığa saçıyor, ve savaşçı cesuryürekli insanlarımız cephe cephe yorgunluğun ermişliğine kan döküyorlardı...

Her şey kendi yazgısını uğraş götüyor, gökyüzünü cığlıklara boğuyordu. Ağaçlar , gezegenler, camgözler... Yaratıcı dışında her şey ! Cephe ilerisi ve gerisinde uzanmıştı, o giysisi kefenlerse paramparça...

Tarih ve onu yazan bedenler kalem kalem , şimdi destan ,şimdi şiir ,şimdi edebiyat ...


Tufan koptu, tarih yıkılıyor Tarih 1881/ tarih bitmiyor , ölüm gerçeklişmiyor asla....!


....🙏....



    [ Cevap yaz ]    

1 Eylül 2018 Cumartesi 20:25:03


Bir daha okuyayım dedim de..


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 




NE ÇOK CAHİL NE ÇOK HAİN başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
30.8.2018 17:04:12
Toplam 28 yorum yapıldı
1989 çoğul gösterim
1113 tekil gösterim