Köleliğin en kötüsü, kendi nefsine köle olmaktır. (La Fontaine) [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

HİÇLİK...

HİÇLİK...

Berbat bir gün geçirdim. Seçim sonrası ensemizdeki nefeslerini hissedelim diye tasarlanmış bir denetleme geçirdik kurum olarak. Sağlık sisteminin sadece yazılı evraklardan ibaret muhasebat dükkanına çevrilmek istendiğini yudum yudum öğrettiler. Her şey yazılı olduktan sonra gerçekte bazı şeyleri yapmanın çokta önemi yokmuş aslında.

Biraz karışık oldu toparlamak lazım sanırım. Şöyle bir örnek vereyim . Bir bebek düşünün ve elinizde ona vereceğiniz mamanın dozları var. Siz elinizdeki prosedüre göre tam olarak bebeği besliyorsunuz ve bebekte persentil ölçeğine göre normal sınırlarda büyüme ve gelişme gösteriyor. Hiçbir sorun yok değil mi ? Cık çok sorun var . O bebek mama verseniz de ağlamaya devam ediyor. Belki kilo alıyor kısmen ama yeterince ya doymuyorsa ? Siz o bebeğe mama verirken onu sevip okşuyormusunuz ? Hayır yapmıyorsunuz. Çünkü elinizdeki yazılı metinde böyle bir şey yapmanız söylenmiyor. Yapmadığınız için yasalar önünde suçluda değilsiniz üstelik .Yapmanızı gerektirecek mantıklı bir durum yok bu durumda. Ama mamayı bebekle oyuna daldığınız için yarım saat geç verirseniz suçlu oluyorsunuz. Bu durumda ne yapıyorsunuz ? Bebekle oynamak yada oynamamak sizin seçiminiz olduğuna göre ve kanunen zorunda olmadığınıza göre oynamazsınız olur biter. Hem böylece asıl göreviniz olan mamayı saatinde ve tam dozunda verme işini aksatmamış olursunuz. Risk yok ,çözüm basit. Bu tutumla hem siz rahat edersiniz hem de size bu işi vermiş olan üst makam .

İşte bizden olmamız istenen tam da böyle bir sağlık görevlisi. Her işin bir yönetmeliği ve yönergesi var. Bu sınırlar içinde kalacaksın ve olarak bu yönetmelikler içinde size tanımlanmamış işleri insani açıdan değerlendirip yapmaya kalkmayacaksınız.

Denetleme sonunda hiçbir eksik yada kusur bulunamamış olması beni hiç ama hiç rahatlatmadı. Bakın cümle de bulunamamış olması diyorum dikkat edin .Eksik aramak için yapılan , yapıcı hiçbir nitelik taşımayan bir denetlemenin hizmet içi eğitim açısından bize kattığı nedir ?

İnsan odaklı bir meslekte olmamız sebebiyle vicdani olarak bizleri hiç ama hiç tatmin etmeyen tüm yönergelerin çöp olduğunu düşünüyorum. Yahu muhatap olduğumuz insan be insan. Hem de hasta insanlar üstelik. Şu evrakı getir, bu dosya nerede… cart curtla sağlık işi mi yapılırmış ? Çürüyen bir sistemin neferi olmaktan nefret ediyorum .Ben bu işi yapmaya karar verdiğimde insanlara en çok yardım edebileceğim işin bu olduğuna inanmıştım. Şimdi sistemin emir eri olmaktan öteye gidemiyoruz. Eskiden derdimizi anlatacağımız ,anlattığımızda dinleyen makamlar vardı. Şimdi kapı duvar. Mutsuzum….. Mesleki deformasyon yaşamamak için elimden geleni yapıyor olsam da sanırım yavaş yavaş yeniliyorum . Evet efendim sepet efendim le geçen bir günün sonunda ağzımda bok tadı var.

Denetletme grubu kurumdan ayrıldıktan sonra kapımı kapattım ve kendime on beş dakika zaman verdim . Bu arada ne mi yaptım . Dinleyin o zaman . Ben beş kez dinledim üst üste …

( www.youtube.com/watch?v=vx2u5uUu3DE )

Bu arada kişisel yaşamımda da yolunda gitmeyen şeyler oluyor . Tam bir göçük altındayım . Ulan bu benim hayatımsa niye herkesin eli bunun içinde .. Paul Cézanne’nin ’’ The Large Bathers’’ Tablosu geliyor gözlerimin önüne . Geleneksel değerlere başkaldıran kutsal kübizm yol göster bana .. Offff geldi mi üst üste geliyor arkadaş. Aslında getiriyorum desek daha doğru olacak. Hayır yani defalarca teşekkür edilip tam puan alınan bir denetim sonrasında neden böyle hisseder ki bir insan. İnsan işte mesele bu . Geometrik şekilleri belli bir düzene oturtmak için bile aynı şekilleri seçmek gerekir. Aynı üçgenden iki tanesi eşit kenarlarını sırt sırta verdiğin zamanlarda bile sivri uçları bizi tehdit eder. Bir daire nin hiçbir aralığı olamaz . Ben daireleri sevmiyorum. İçinde bulunduğum yaşam gibi. Eğer bir şekil seçeceksem bu yamuk olmalı. Benzeyen iki kenarımla benzersiz olmalıyım. Benzeyeceksem kendime benzemeliyim. Özgün olmak her yamuğun hakkıdır bence.

İşte böyle ben kendimi kendimden uçurmuş bir halde akşamı ettim . Yemek bulaşık işlerinin arasında bile kelimeler beynimi dövüyordu. Şiirim geldi, melankoli zamanı . Patlat en karanlığından şiiri… Sırt üstü uzanıp tavana dikiyorum gözlerimi .Tüm veriler beynime hücum ediyor. Kutup ayılarını düşünüyorum nedense . Çok üzülüyorum yutkunuyorum. Kürkleri için diri diri derileri yüzülen hayvanları aklıma getiriyorum . Yüzümü ekşitip gözlerimi kapatıyorum. Hala bu dünya niye içindeki insanlara hak ettiği cezayı vermiyor diye düşünüyorum. Milyonlarca çöpten başka bir şey değiliz. Bakıcı vahşetleri geliyor ardı sıra aklıma. Sonra daha kötüsü öz be öz anneleri tarafından işkence gören çocuklar için göz yaşı döküyorum bir ara. Öldürülen binlerce masum canlı içimde dirilip organlarımı kemiriyor hınçla.

Ellerim uzuyor, parmaklarım sakız gibi. Tavana kadar uzuyor en son ve kendi üzerime örtüyorum tüm duvarları. Gözlerim yuvalarından çıkıp kendime dikiyor bakışlarını. Küçülüyorum gözlerimin çaresizliği karşından . Gözlerim gözlerini yuvalarına dikmiş içindeki karanlığı deliyor. İçimdeki çocuk Deniz’i arıyor tüm gücüyle. Tutunmak için ardı sıra kovaladığım tüm ümit etmelere sin Kaflı küfürler ediyorum . Ellerimin arasından kayıp giden tüm yanılgılara inat gülümseyen arsız yüzümden nefret ediyorum .

Vahşi bir hayvan sadece acıktığından bir diğerini öldürüyor. Adil bir anlaşma bu. Biz nasıl mahluklarız Tanrım… Heyyyy Tanrım…!!! Uyannnnnnnnnnnnnnn …. Vakti geldiğinde çalar saat gibi çalacak olan Sur vaktine dek istirahat etme lütfen. Benim seninle geçinemiyor olmam diğerlerinin suçu değil. Ruhumu öldüren bebekle sen beni sensiz bıraktın. Yeterince acı yok mu ?

Bir insan tüm değer yargılarından arınırsa, tüm bildiklerinin edinilmiş kazanımlar olduğunun farkına varırsa, somut olanlardan uzaklaşıp kendi zaman ve mekan sınırları dışında soyut bir bakış açısına geçebilirse elinde kocaman bir hiç olduğunu görecektir. Duyguların güdümünden edinilmiş mezarlıklar üzerinde tüneyen gölgeleriz başka bir deyişle. Kıvranıp durduğum sancılardan kurtulmak için yazdığım bu metin sıradan bir serzenişten ötesi değil. Mana aramayın. Bir boşluğun içinde dönüp dönüştükçe ilk insan kadar bile ederimiz yok. O devasa egolarınızı bir kenara koyunuz ve kendinize bakınız . Sadece sıradan bir hiçsiniz…

Hiçlik küçümsenecek bir kavram değildir. Bir çok şey olmayı becerememiş olan insanlık hiçlik konusunda bir adım atabilirse belki de diğer şeyler olmanın anlamsızlığını kavrayacaktır. Elimizde binlerce bilimsel, milyonlarca toplumsal veri ve kaide varken yaptığımız total hata dökümüne baktığınızda zarar verdiklerimizin çığlıkları kulaklarımızı kanatmalı .


Hiçlik kadar değerli olabilmeyi diliyorum ….

Deniz…






Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 

emine pisiren  | Emine Pişiren
29 Nisan 2017 Cumartesi 15:27:31


Sevgili Deniz,
Özgün metniniz, "Günün yazısı" olmayı ziyadesiyle hak-etmiş.
Şu cümlelerinizle anılarıma geri dönüş yapmış oldum. Sanırım aynı meslek grubundayız:

"...Çürüyen bir sistemin neferi olmaktan nefret ediyorum .Ben bu işi yapmaya karar verdiğimde insanlara en çok yardım edebileceğim işin bu olduğuna inanmıştım. Şimdi sistemin emir eri olmaktan öteye gidemiyoruz. Eskiden derdimizi anlatacağımız ,anlattığımızda dinleyen makamlar vardı. Şimdi kapı duvar. Mutsuzum….. Mesleki deformasyon yaşamamak için elimden geleni yapıyor olsam da sanırım yavaş yavaş yeniliyorum . Evet efendim sepet efendim le geçen bir günün sonunda ağzımda *ok tadı var. "
*
Size çok hak veriyorum.
İnsanın kendisini böylesine berbat, kötü hissetmesi, böylesi olumsuz düşüncelere tutsak olması ruh dengesini bozar. HİÇLİK kadar değersizleştiğini hissetmesi kadar kötü bir duygu olamaz, diyorum. Sanki iğrenmek gibi...
Hani bir Bulgar özlü sözü vardır: "Ölmüş ite kimse tekme vurmaz!"
İnsanın kendi gerçeği ile dış şartların uyum içinde olmamasıyla kendini değersiz hissetmek böyle bir duygu rengi olsa gerek.
Yazınızı bir kez daha okudum. Sonra bir kez daha...
Nasıl bir duygu renginde oluşunuzu gözlerimin önüne getirdim. Kendimi berbat hissettim.
İdeallerle uygulamalar birbirleriyle teknik örtüşmemesi, insanlığın sınıfta kaldığının göstergesidir.
Müthiş bir yazıydı.
Daha çok yazılır bu özgün yazınıza.
Bir yazarımızın dizeleriyle size eşlik edeceğim:

"...Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim.
Tarantula yazdılar diye boynumdaki yaftaya
'Tarantulaymış benim adım' diyecek değilim.
Tam düşecekken tutunduğüm tuğlayı kendime Rab bellemeyeceğim.
Razı değilim beni tanımayan tarihe beni...
Sinesine sarmayan tabiattan da rıza dilenmeyeceğim."
-İsmet Özel-

***

Sevgi ve dostluk daima yoldaşınız olsun.

E.P


    [ Cevap yaz ]    

21 Nisan 2017 Cuma 23:34:35


Hiç olabilmeyi becerebilmek mesele sevgili Deniz. H'içim derken bile bin ah sığıyor cümlelere. Sadece sağlık değil eğitim camiası da içler acısı ve bir sürü angarya. Üstünü hiç açmıyacağım konuların zira yorgun ve yılgın zamanlar bu zamanlar. Manda yuva yapmış söğüt dalına deyip geçmeli ne bileyim.

Okumak güzel seni

Sevgiyle..


    [ Cevap yaz ]    

21 Nisan 2017 Cuma 23:27:57



tasavvuftan almayacağım bu kez hiçliği
genelde hiçlik tasavvufu anlatır bana özüdür aslında

alkol ikinsinde demişti Yılmaz Erdoğan
Biz ne zaman içsek
İç değilizdir aslında
Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü
Biz ne zaman içsek
İç değilizdir aslında
Dışımızda bronz bir İzmir akşamı...

desem ki;
Biz ne zaman hiçsek
Hiç değilizdir aslında
Dışımızda bronz bir öfke...

bu kadar çürümüşlüğe ne demeli bilmem ki

tebrikler ve saygımla...



    [ Cevap yaz ]    

21 Nisan 2017 Cuma 02:27:16


Hem yorumuma verdiğin cevabı görmek hem de günün yazısını ve yazarını kutlamak için bir kez daha buradayım.

Tebrikler sevgili Deniz..Şimdi bakalım yorumuma ne cevap yazmışsın )))))))))))


    [ Cevap yaz ]    

20 Nisan 2017 Perşembe 23:55:18


Sevgili Deniz
Bu ülkede adama göre iş veriliyor maalesef. İşe göre adam değil...
Bu sebeple ,iktidara muhalifseniz en alt birimlere sürgün edilmek kaçınılmaz oluyor.
Çünkü sistem çürük,
sistem siyasilere hizmet ediyor.. Bu bağlamda işiniz gerçekten zor arkadaşım.

Güne düşen yazınızı kutluyor sevgi ve selamlarımı iletiyorum


    [ Cevap yaz ]    

20 Nisan 2017 Perşembe 23:21:30


ARKADAŞLAR BEN KİMSENİN YORUMUNU SİLMİYORUM. 20 DEN FAZLA YORUM YAZILDIĞI İÇİN ESKİ YORUMLAR GÖZÜKMÜYOR :))) HERKES YÖNETİME YAZARSA BU HATALI UYGULAMA DÜZELİR DİYE UMUYORUM.

Serhat bey'e
''Deniz hanım? Yukarıdaki teşekkür metniniz den anladığım kadarıyla sanırım durum sandığımızdan daha ileri boyutta.Üzgünüm ama size neropsikolojik bir iki küçük test yapmak zorundayım. Öncelikle arkanıza yaslanın ve lütfen sorularıma düşünmeden aklınıza geldiği ilk şekliyle cevap verin. On dört yıl öncesinde yaşam standardınız neydi? şimdi ney? Bu ruh halinizin ya da mutsuzluğumuzun asıl nedeni saçma sapan tavrıyla,toplumsal travma yaşatan güven vermeyen ve insana çaresizlik hissi yaşatan ana muhalefet olabilir mi? Şaka şaka papatya çayı halen durumu kurtarmaya yeter korkacak bir şey yok..:)..:)

Hoşgörünüze sığınarak..:) Ve sevgilerimle. ''

Yorumunuza cevap :

Aslında yazımın içeriği siyasal mesajdan çok siyasetin bir memurun üzerinde doğurduğu sonuçların duygu yoğunluğu üzerinden hareketle sonraki duygu geçişleri. Zaten siyasi mesajlar gayesi taşısam güne gelme şansım da olmazdı değil mi ? Ancak sadece sizin bakış açınızdan siyasi yorum ve cevap içeriğine geçiş yaptık.
Serhat bey çok samimi olarak size yaşadığımı aktaracağım. Bakın yaptığım işi yapmak için inanın çok ama çok çalıştım. Çok okudum. Okuduğum okulun ardından bir sürü sertifika ,doktora vs vs eğitim aldım. Ancak bir süre önce bulunduğum konumdan çok daha üst bir görevde iken beni öyle çok kırıp baskı uyguladılar ki kendi isteğimle daha alt düzeyde sayılabilecek başka bir birime geçtim.

Bana yapılanları burada anlatmayacağım. Şimdi bu görevimde iken uyduruk bir denetime maruz kaldım. Neden uyduruk ? Bir denetim yapacak kişinin o konu hakkında bir uzmanlığı (heleki konu sağlık ise ) bilgisi ve tecrübesi olmalıdır. Ancak bana denetmen olarak gönderilen şahıs zorla açık öğretimle ünv bitirmiş vasıfsız ,konu hakkında zerrece bilgisi olmayan biriydi. Hem küstah hemde tehditkardı. Kendinde bu gücü bulma nedeni sadece ve sadece iktidara yakın olması idi. Bu kişi karşısında şeytan bas istifayı çek git diyordu ama tamamen ekonomik nedenler yüzünden bunu yapamadım. Ayrıca yaptığım işi yapan sayılı kişilerden olduğum için gelecek sağlık çalışanlarına bu işi öğretmeden gitmek bencillik olurdu. Sonuçta devlet benim bu donanıma sahip olmam için masraf yapmıştı. İktidar gelip geçer devlet bakidir. Ben devletim için hayırlı işler yapabilmek adına dişimi sıkmaya devam ediyorum. Ancak duygusal olarak ne kadar yıprandığımı bilemezsiniz. .Çünkü gururum için öyle çok şeyden vazgeçtim ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
Tüm bu yaşadıklarımda muhalefet bu işin neresinde olabilir bilemedim. Umarım kendimi ifade edebilmişimdir.

Ha papatya çayı diyorsanız hala bu geceden sonra içine bir kaşık bal koyup sizde için bence.Ani çıkışlar için de birebirmiş :)))

Sevgilerimle.


    [ Cevap yaz ]    

20 Nisan 2017 Perşembe 22:22:52


Şu deftere geldim gidiyorum yorum mesaj vs nereye nasıl gönderilir tam olarak öğrenemedim inanın. Yazınıza dün yorum yazanlar arasında ilk 3 e giriyordum sanırım:) Bu gün göremedim. Acaba 'göndere' mi basmamışım yoksa daha önceki yorumlar diye başka bölüm mü var. Hayır mesele yorum yazıp yazmamam değil de şaşkınlığıma şaşırıyorum.
Sevgilerimle.


    [ Cevap yaz ]    

Eyşan Deniz  | Eyşan Deniz
20 Nisan 2017 Perşembe 18:51:40


Yaşamın tüm çizgilerini çekerken içime
Elveda demeyeceğim;
Ne gelişleri sevdim çünkü
Ne de gidişleri seveceğim
İflah olmam ben ama
Yine de deneyeceğim.
Ölüm dedim evet,
Başlamak için önce ölmek,
Ölmek içinde önce hiç olmak gerek.

Hiçlik insanın kendi doğrularıyla yaşamasına denir bence, en azından ben böyle düşünüyorum.
Her insan doğduğunda belli bir yaşa gelinceye kadar bu dünyanın ve aynı zihniyettki insanların doğrularıyla yaşar ama farkındalık güzel bir şeydir ve evet önce dünyanın doğrularını öldürürsün zihninde, kim ne dercilere güzel bir yol çizersin gitsinler diye, sonrasında hiç olursun.
Kendi doğrularında yaşamaya başlarsın hayatı, senin doğruların genelde kabul görmez diğerleri tarafından işte en güzel çizgi sen herkes ya da diğerleri değilsindir artık, sen hiçsindir.
çevrende ki o teyyare insanların bazı sözleri de onaylar bunu; "senden HİÇ bir şey olmaz" gülünç değil mi?
Hayatta uymamız gereken belli prosedürler varmış, kim belirlemiş bunları ya da neye göre belirlemiş kime göre belirlemiş hiç anlayamadım bugüne kadar.
Düşünüyorum Denizim hani bu dünyanın doğrularına göre her annenin çocuğunu koruyup kollaması gerekir değil mi? hatta bu insanların doğruları bile değildir, bunu tüm canlılar yapar. İşte bunun tersini yapan iğrenç insanlar (ki bunu asla bir hayvan yapmaz) diğerleri oluyor, temiz değiller, masum hiç değiller.!
Sağlık kuruluşları, sağlık çalışanları...
ya bıraksınlar şu kağıt mağıt işlerini be.!
her prosedür arkası olmayan dayısı olmayanlar içindir bunu öğreneli çok oldu, neden hala bu saçmalık.!
herkese aynı şey uygulanıyorsa eğer eyyyy kendini Atatürk gibi gören insan sen niye kayırılıyorsun peki?
Yani Denizim dediğim gibi HİÇLİK giysisi en iyisi..

Ve diğerleri dediklerim herşeyi *ok etmeye çok gayretliler, ama unutmamak lazım Denizim ilahi adalet zaman aşımına uğramaz.

Eyvallah...



    [ Cevap yaz ]    

20 Nisan 2017 Perşembe 17:40:47


Tasavvufu sevmem ve hiçlik makamı diye adlandırılan duruma da hiç inancım yoktur. Bildiğim tek gerçek insanın yalnız oluşudur. Hiçlik budur. Öyle arındırılmış, durundurulmuş, kutsanmış, onanmış vb. bir hiçliğin varlığına inanmıyorum. Sizlerin bahsettiği türden bir hiçlik pratikte uygulanabilir bir durum da değildir.
Yazıya geçecek olursak; iç dünyayı gayet güzel film etmişsin. Denetleme sıkıntısını bize de yaşadın sağ ol. İkinci kısımda yani hiçliği anlattığın kısımda fikir ayrılığına düşsek de ana fikrini besleyici ve etkileyici bir anlatımla neredeyse beni hiçliğin varlığına inandırmak üzereydin. Netice de severek okudum. Tabi öykülerini okumayı tercih ederim o ayrı :)
Tebrik ediyorum sevgili Deniz.


    [ Cevap yaz ]    

levent taner  | levent taner
20 Nisan 2017 Perşembe 17:33:34


Gecenin en koyu, zifiri karanlık anını takiben tan ağarır

Bon jovi mi dinlediniz? İyi bir seçim, kafa dağıtmak, topraklama yapmak adına

Sağlık kuşkusuz ağır bir sektördür

Sehveni insan hayatına mal olabilir de

Bebek örneğiniz misali insancıl duruş, şefkat yazılı olmayan temel bir unsur olsa bile tatbikatta yazılı kurallar ve şekli ögeler öne çıkacaktır ister istemez

Disiplin, titizlik, kuralcılığa varan motamot uygulamalar gına getirebilir elbette

Ruha çelik bir korse giydirmek bir tür

Nihayet

Mükemmel bir deneme çıkartmışsınız

Edebiyatın tanıdığı adeta limitsizlik arz eden özgürlük imkânını da son nefesine kadar kullanmışsınız

Güne gelen yüreği, emeği, kalemi, kelamı tebrik ederim

Saygı ve selamlarımla...



    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 




HİÇLİK... başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 20.4.2017 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
19.4.2017 00:51:50
Toplam 29 yorum yapıldı
2119 çoğul gösterim
1580 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.