İnsanlar kötülüğü, arzuları kuvvetli olduğundan dolayı değil, vicdanları zayıf olduğundan dolayı yaparlar. JOHN STUART MiLL [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

-İNSANI ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR Mİ?-

-İNSANI ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR Mİ?-

Bir dönem ünlü tiyatro sanatçımız Kenan Işık tarafından sunuculuğu yapılan ve ülkemizin en çok ses getiren programlarından olan (şimdilerde ise yine değerli bir sanatçımız Selçuk Yöntem sunum yapmaktadır) “Kim Milyoner Olmak İster” adlı bilgi yarışması programını izlemeyen hemen hemen yoktur. İnsanda, kim istemez ki şeklinde karşı bir soruyu da uyandırdığı söylenebilir. İlk yıllarında sürekli izlerdim. Şimdilerde ise denk geldikçe izliyorum. Soruların kolaydan zora doğru gitmesi kimi zaman ilk sorularda bile, bilene kolay havası estirmesi kadar yarışmacılara tanınan joker haklarıyla da dikkat çeken bir formata sahip.

Bilgi yarışmalarının yapısını bilirsiniz. İlk sorularda genellikle cevap belirgindir, neredeyse ortadadır. Adeta ben buradayım der. Oysa sorular ilerledikçe doğru cevap belirsizleşir. Yanıltıcılık oranının yükselmesiyle beraber en umulmadık şıkka doğru kayma yapar. Hani deyim yerinde ise hiç olmaz dediğiniz şık bir şekilde kendi mantığını içerisinde saklar ve doğru olabilir. Elbette, bu arz ettiğim mantık kurgusuyla soru cevaplamakta yarışma sırasında risk meydana getirir. Açıkçası sözünü ettiğim mantığı kullanma hakkı bir ölçüde o konuda bilgi ve fikir sahibi olmayı gerektirecektir.

Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışmanın da bu tarz nice soruya sahne olduğu söylenebilir. Bu tip meşakkat uyandıran, öyle ki insanı muallakta bırakabilecek sorulardan biri de şu şekildedir.

Almanya’da hangi binanın kapısında “Çalışmak insanı özgürleştirir” deyişine rastlanmaktadır? Şıklar nedir?

a)Berlin Parlamento Binası, b) İşçi Partisi, c) Münih Olimpiyat Stadı, d) Nazi Dönemi Toplama Kampı.

Böyle bir soruya verilecek en son cevap her halde, Münih Olimpiyat Stadıdır. Peki ya diğer üçü arasında nasıl eleme yaparsınız? Bir parlamento binasının kapısında bu ibare mantıklı bir duruş sergiler mi acaba? Kanunların yapıldığı bir binanın girişinde hukuk ve adalet duygusunu yansıtan ya da egemenlik kavramının kullanılışını ortaya koyan bir söz daha şık durmaz mı? Öyleyse gelin Berlin Parlamento Binasından da vazgeçelim. Eğer konu hakkında hiçbir ön fikrimiz yoksa İşçi Partisine balıklama atlayabiliriz. Ancak unutmamak gerek İşçi Partisi Kapitalist sistem içerisindeki siyasi rejimlerin partisidir. Eski sosyalist rejimlerde bu adın Sovyetler Birliği Komünist Partisi örneğinde olduğu gibi Komünist partisine dönüştüğünü hatırlar veya bilirsiniz. Gerçekte doğru soru şudur: Kapitalist ekonomik sistemde muhalif bir ideolojik yapı çalışmak insanı özgürleştirir der mi? Ya da başka bir ifade ile işçilere böyle bir telkinde bulunur mu? Yoksa tam tersine siyasi ve hukuki mücadele araçları mı öngörür?

Şimdi bana şunu sorabilirsiniz. Eee! Doğru cevap ne peki, Nazi Kampları mıdır yani? Bu noktada ister maalesef deyin, ister küçük dilinizi yutun, ister akıllara zarar bulun ama cevap ne çare ki bundan ibaret.

Hemen söylemeliyim ki, hayatın saf, berrak mantık yürütmeyi mümkün kılmayacağı durumlardan biriyle karşı karşıya bulunmaktayız. Kendi başına çalışmak kavramı müspet çağrışımlar yapar değil mi? Bizim kültürümüzdeki meşhur bir atasözü ile söylersek “İşleyen demir ışıldar” sözünü hatırlayabiliriz. Ya da çalışmanın insanı günlük stresten, olumsuz bir takım his ve düşüncelerden kurtarıcı özelliği düşünülebilir. Hatta bazen kendimize çalışmayı da telkin edebiliriz. Bir işle meşgul olmak suretiyle kafa dağıtmak isteyebiliriz. Kişinin işe yani kendisinin dışındaki bir meşguliyete odaklanıp ben merkezli hissetmekten arınması akla uygun gelebilir. Totaliter bir sistemde bu hususların nasıl bir dönüşüme uğrayacağını sorarsak; siyasi ve felsefi sorgulamaların istenmeyeceği yapılardır bu tip rejimler. Demem o ki, çalışmak suretiyle insanın boş ve atıl hislerden uzak durması beklenecektir.

Tekrar Nazi Almanya’sına dönersek; o dönemleri konu edinen bir metinden söz etmek isterim. “Auschwitz Cehenneminden Nasıl Kurtuldum” başlıklı bir yazıdır bu. Samuel Pisar adlı Yahudi genci Auschwitz toplama kampına geldiğinde on dört yaşındadır. Kampın girişinde bir levha dikkat çekmektedir. “Arbeit Macht Frei” ya da yukarıda bilgi yarışması sorusu olarak verildiği şekilde “Çalışmak İnsanı Özgürleştirir”. İlk gün bu Musevi genci ilginç bir olay yaşar. Kamptaki yüzlerden biri kendisine tanıdık gelir. Dikkatle baktığında çocukluk arkadaşını tanır. Sevinçle ve ismiyle seslenerek boynuna sarılsa da diğeri ciddiyetini bozmaksızın hatta ölgün bakışlarla dolu ve kolları sarkık olarak karşılar bu sıcaklığı. Yazar o zaman anlayamadığı bu tutumu ileriki günlerde kamp hayatı devam ettikçe çözdüğünden bahseder. Açıktır ki, kampta duygusallığa yer yoktur. Sıcak arkadaşlık ve dostluklar kişinin yaşama şansını azaltacaktır. Tamamen bireysel davranmak gerekir. Bunun zamanla farkına vardığını söyleyen Yahudi genci yine Auschwitz’de hastaların ve zayıfların öncelikli olarak elimine edildiği üzerinde durur. Diri ve çalışkan olmak ya da en azından öyle görünmek avantajlı kılmaktadır. Ölgünlük kabul görmez. Kampta revir vardır ancak aynı mantıkla buraya gitmek kişinin yaşamını riske etmesi anlamına gelir. Her bakımdan güçlü olmak, dik durmak ve duygusal olmamak esastır.

Bir gün Samuel Pisar gaz odası sırasının kendisine de geldiğinden söz eder. Listede adı okunmuştur. İsmi açıklanan kişiler bir salonda toplanır. Ortamı ölümün soğukluğu kaplar. Derin bir umutsuzluk anıdır yaşanan. Yazar birden kenarda duran bir kova su ve fırçayı fark ettiğinden söz eder. Dizlerinin üzerinde sürünerek ve insanların arasından geçerek kovaya ve fırçaya ulaşır. Ölümün bitmişlik duygusu yerini umuda ve giderek yaşamın sıcaklığı ve coşkusuna bırakır. Şimdi şevkle çalışmaktadır. Büyük bir titizlik ve ciddiyetle salondaki her karış zemini silmektedir. Bir an evvel salonu terk etme çabası yoktur. Sanki o esnada orada görevli bir temizlik elemanıdır. Yerleri silerek yavaşça odanın dışına doğru seğirtir. Koridorda da silme işlemi devam eder. Fakat birdenbire önünde çizmeleriyle bir muhafızın yükseldiğini fark eder ve dehşet içinde kalır. İşte sonum geldi der. Şimdi askerin düdüğünü çalmasıyla birlikte başka görevlilerinde içeriye doluşacağını ve kendisini yaka paça götüreceklerini düşünür. Fakat korktuğu gibi olmaz. Muhafız koridorun kenarını gösterir. Şurası kirli orayı da sil! Canla başla ve sükûnet göstermeye çalışarak siler. Muhafızın gösterdiği bir iki yeri de ciddiyetle siler ve bir müddet sonra bahçeye doğru çıkar. Binanın bahçeye açıldığı bölümdeki merdivenleri de sildikten sonra özgürdür artık. Bu özgürlük yukarıda arz ettiğimiz çalışmak insanı özgürleştirir sözünün hükmü müdür yoksa kişinin bu dünyada henüz içeceği çorbanın, yiyeceği ekmeğin ve alacağı nefesin varlığı olayı mıdır düşünülebilir tabi.

Tüm bu sözlerden sonra bir hususu belirtebilir miyiz? “Çalışmak İnsanı Özgürleştirir” sözü geleneksel, dinsel, ahlaki ya da felsefi inanç ve düşünce sistemlerinde müspet bir karşılık bulabilir. Çalışmanın türlü biçimlerde bir erdem ya da fazilet olduğundan söz edebiliriz. Ancak iş gelip totaliter bir siyasi sistemin ideolojik hedefleri kapsamında toplumu biçimlendirmeye, yönlendirmeye ve disipline etmeye dayandığında da en hafif düzeyde çılgın bir projenin ya da çatlak bir kafa yapısının ürettiği bir sloganı karşımızda bulabiliriz.


L.T.












Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

Keskinkalemzaman  | Turan  Dağ
20 Kasım 2018 Salı 17:12:03


Öküzde,Eşekte çok çalışmaktadır,öküzün sonu etli yemek ve eşekte eşekler cennetine gider,demek ki çok çalışmak özgürleştirmez ,zihninide işe sokmak ve sorgulamak ve gerekirse onurun için ölmek gereklidir,insan onuru gitmişse hiç bir şeydir,kesilecek koyundur,gelir keserler.Güzel konuydu selamla.


    [ Cevap yaz ]    

Dr Şaban Kalyoncu  | Şaban  KALYONCU
27 Eylül 2017 Çarşamba 21:01:57


Kendini tanımaya çalışan insan Rabbini tanır, Rabbi özellikleri kadar özgür olur.


    [ Cevap yaz ]    

18 Mayıs 2016 Çarşamba 00:03:14





duruma göre değişir kanımca, bazen köleleştirir bazen de özgürleştirir.

çok güzel bir paylaşımdı teşekkürler


    [ Cevap yaz ]    

Serhat BİNGÖL  | SERHAT  BİNGÖL
18 Mayıs 2016 Çarşamba 00:01:19


Mümkün olsa da dünyanın tüm insanları Auschwiz cehennemine gidip insanların yakıldığı fırınları ve topluca katledildiği gaz odalarını vs o ürkütücü ortamları görebilse işte o zaman insan haklarının ne kadar önemli bir şey olduğunu çok daha iyi anlar.

Levent hocam günün seçkisine yakışan yazınızı ve kaleminizi gönülden kutlarım.

Saygı ve selamlarımla.


    [ Cevap yaz ]    

Gülüm Çamlısoy  | Gülüm Çamlısoy
17 Mayıs 2016 Salı 23:18:08


Yazının başlığı tam anlamıyla hayatımın miladı belki de nihayeti olarak addedebileceğim bir varsayım ki bu tamamen özgür irademle ama diğer yandan kaderin ivmesiyle paralellik kurmuş bir hezimet belki de yine bir ömrü heba ettiğim.
Özgürlüğün tanımı çok çok göreceli ve kazanımlardan ziyade verilen kayıplar...
Güne gelen değerli çalışmanızı tüm yüreğimle kutluyorum değerli Taner.
En derin saygı ve selamlarımla...


    [ Cevap yaz ]    

nitemtran  | Nitem Tran
17 Mayıs 2016 Salı 20:06:30


İnsanın iki varlığı vardır; maddi ve sosyal. Manevi varlığı denilen tanımı da sosyal varlığı olarak görebiliriz. En azından konunun kapsamı bu tanıma yapılacak itirazları anlamsız kılar.

Maddi varlığıyla insan, bir açık sistemdir. Tıpkı Dünyamız gibi. Dünyaya da açık bir sistemdir ve ancak Güneş’le olan enerjisel ilişkisinden dolayı içindeki canlı varlıkları var edebilir.

Uzatmayalım, insanın açık sisteminin devamı, Dünya’nın organik örtüsünün şartı olan Güneş enerjisine bağlıdır. Çünkü o yapıyla bünyesine alıp, dönüştürüp ürettiği şeylerle kendi sistemini devam ettirebilir. Buna beslenme demişiz. Beslenmek için kendine gerekli, olmazsa olmaz şeyleri almasının tek bir yolu vardır; çalışma. İster toplayıcılık ister avcılık olsun, enerji harcayıp sağladığı yarar iştir. Bu, enerji-iş ilişkisi çalışmadır. Demek ki çalışma bize bağlı bir tercih değil, zorunluluktur.

İkinci varlığı dediğimiz sosyal varlığının olabilmesi ise maddi varlığının olmasına bağlıdır. Sosyal varlığının niceliksel zenginliği kendisine yaratabildiği spare time (boş zaman) ile artar. Bunun bedeli yine çalışılarak ödenir.

İşin bir konsensüsü olmalı değil mi? Ne kadar çalışarak ne kadar boş zaman kalır? Her dönemin teknolojik gelişmişliği bunu belirler. Günümüzde 35-40 saat/hafta en makul görülen.

Hitler Almanya’sında konunun özünden koparılıp bir ideolojiye şiar edilmesinin sebebi ise; bu dengeyi iktidar lehine bozup, insanı zorla çalıştırıp, elde ettiği ekstra iş’le bir grup insanı diğer gruba tahakküm için kullanmaktı.

Son tahlilde: Çalışmak varolmak için şarttır. Varolmadan özgürlük zaten olmaz.

Konu çok uzun ve kompleks. Sosyal bilimlerin hatırı sayılır bir dalı zaten bunu aydınlatmanın üstüne kurulu. Hatta tüm savaşlar o artan zamanı dolayısıyla “işi”çalmak için, yapıldı, diyebiliriz.

Sağlıcakla,


    [ Cevap yaz ]    

levent taner  | levent taner
17 Mayıs 2016 Salı 20:03:03


Naçizane yazımı günün yazısı olarak değerlendiren kıymetli "Edebiyat Kurulu" başkan ve üyelerine şükranlarımı sunarken, gerek sayfama ziyarette bulunma nezaketi gösteren gerekse güzide beğeni ve yorumlarıyla sayfamı taçlandıran değerli hocalarımı da saygıyla selamlıyorum.


    [ Cevap yaz ]    

17 Mayıs 2016 Salı 18:36:55


Yazının başlığı kendi başına bir derinlik taşıyor.
Elbette ÖZGÜRLÜK ten anlaşılan da önemli, özgürlüğe herkesin bir bakış açısı var. Ben de elbette özgürlüğü daha çok zenginlik ya da klasik manada sadece istemlerini yapabilme doygunluğu olarak bakmıyorum. Fakat yazıda geçen manada ele almak isterim.
Bu bir atasözü müdür, bir deyim mi bilemedim fakat elbette her atasözü ya da deyimin doğruyu yansıtmadığı gibi, bu söz de yerini bulmadı, bulmuyor.
O kadar çok çalışan insan var ki, gündüzünü gecesine katıp, hiç eksiksiz tam anlamıyla emek harcayıp, o derece umuda sarılanlar... Ama ne yazık ki, hemen hemen tüm çalışanlar özgürlükten yoksun... hep umut kapılarında bekliyorlar, her gün yeni bir umut; ama yoksunluk, her şeyden yoksunluk maddi-manevi dizboyu... çizmeden taşan heba olan emekler, yani çalışmalar.
Samuel özgür oldu mu binlerce Yahudi yakılıp, katliamdan geçerken!.. ya da Yahudilerin tek sorunu tembellik miydi acaba? Ki Yahudilerin ne kadar çalışkan bir toplum olduğu bilinen gerçek.
Diğer bir deyişle bir toplum özgür olamadıktan sonra, bireysel özgürlük nereye kadar özgürlüktür...
diye sorular ardı ardına sıralandı yazıyı okuduğumda.
Güncel bir yarışma proğramından yola çıkıp oldukça derinleştirerek ele aldığınız yazınız, Samuel ile öyle güzel bir noktaya gelmiş ki, daha başka tarihi sorgulamaları ele alacağınız yazılara ilham olsun diyorum hocam.

Selam ve Saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

Yekta Attila  | Yekta  Attila
17 Mayıs 2016 Salı 15:54:16


Üstadım, en başında 'toplayıcı' olan insanın bile çalışmanın kendisini özgürleştirdiğini farketmesi kaçınılmazdı...
Ne var ki, durum bugün bu kadar basit değil...
Gittikçe karmaşıklaşan çalışma süreçleri, bugün insanı bu süreçlere çok daha fazla bağımlı hale getirdi...
Neredeyse, insan bu süreçlerin nesnesi haline geldi...
Yani, insanın "Bu benim eserim!" diyebileceği bir şey kalmadı...
Bu bağlamda, insanın özgürleşmesinden söz etmek de mümkün değildir artık...
Hatta, insan çalışmayı o kadar saptırdı ki, doğa karşısındaki gücünü, yani sağlığını bile kaybetti...
Bugünkü 'kaos'u bu bağlamda da ele alabiliriz...
Naziler bu durumu şiddete dönüştürdüler, diyebiliriz artık...
Ve onların karşılarındakiler de...
Herhalde, şimdi insanın başka bir çıkar yolu da kalmadı, çalışmaya devam etmekten başka...

Allah sonumuzu hayreylesin...:)))

Selam ve saygılarımla.

Yekta Attila tarafından 5/17/2016 3:55:06 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

17 Mayıs 2016 Salı 12:57:13


Belki inanmayacaksınız ama ben direk cevap bu dedim:) Sanırım ben çatlağım:)

Nazi Dönemi Toplama Kampı.


Neden mi ?Asıl ordaki insanların özgürlüğe ihtiyacı vardı bana göre.


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




-İNSANI ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR Mİ?- başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 17.5.2016 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
16.5.2016 17:54:54
Toplam 14 yorum yapıldı
2322 çoğul gösterim
2166 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.