Kapanmayan tek yara vicdan yarasıdır. PUBLiLiUS SYRUS [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

‘’ŞU YAZIYI SARMISAKLASAK DA MI SAKLASAK,2

‘’ŞU YAZIYI SARMISAKLASAK DA MI SAKLASAK,2

(Son bölüm)
Bir gün gazeteler de çıkan sosyeteyle ilgili önemli bir haber, Kamil Oguz ve Sami hocanın dikkatini çekmişti.

Gazete ünlü ve güzel manken Şükufe Verici’nin kendisinden otuz beş yaş büyük kocası Cebbar Vericiyi, genç ve yakışıklı şoförü, bahçıvanı ve uşağıyla aldattığı ile ilgili sansasyonel haberden bahsediyordu.......

Gazete bu haberle ilgili ünlü manken Şükufe Verici ile yapılan soru cevap şeklinde ki söyleyişi röportaja da yer verilmişti.
Verici röportajda gazeteci Nazlı Sımsıcak’a şöyle açıklamalar yapmıştı;

-Kocam Cebbar beyle dolu dolu bir aşk yaşıyoruz evlendiğimizde seksen beş kilo olan Cebbar beyin elli beş kiloya düşmesi evliliğimizin ne kadar ateşli geçtiğinin göstergesidir. Kocamı aldattığıma dönük hakkımda yapılan sansasyonel haberler yalandır.
-Şükufe hanım? Kocanız Cebbar beyi aldatmadığınızı mı söylüyorsunuz?
-Evet, öyle söylüyorum.
-Kocanız’la yaşadığınız ilişkide bir an önce servetine konmak için bilerek ve isteyerek Cebbar bey’in iliğini kemiğini kuruttuğunuz söyleniyor buna ne diyecek siniz?
-Ay olur mu öyle şey? Bu işlerin zora ki si olur mu?
-Peki,paparazilerin çektiği havuz başında ki şoför, bahçıvan ve uşağın da olduğu çıplak fotoğraflara ne diyeceksiniz?
-Paparazilerin, benim çalışanlarımın, havuz başındayken çektiği fotoğraf ta yanlış bir şey yok. Şoförüm bahçıvanım ve uşağım hep birlikte, bana yeni çıkmış boncuktan yapılmış kuşu gösteriyorlardı.
-Kuşu mu?
-Bildiğin kuş değil ayol! Boncuktan kuş. Bütün sosyete onu kullanıyormuş, haberin yok mu?
-Öyle mi? ilk defa duyuyorum. Neyse son olarak ta geçen sene, size özel ders veren müzik hocanızla ve genç aşçınızla yaşadığınız aşk çok konuşulmuştu. Onun için ne diyeceksiniz? Hatta bu yüzden Cebbar bey’in ikisini de evden kovduğuna dönük haberler yazılmış çizilmişti gazetelerde.

Şükufe bu soru karşısın da derin bir iç çekip, içinden bir şeyler mırıldanmıştı.

-Aaahh ah, müzik hocamın bir bas gitar çalışı vardı. Hele o aşçının da kol gibi böreği yemede yanında yat.
-Efendim? Duyamadım börek mi?
-Şey! Yani kocam aşçıyı böreği güzel yapamadığı için, müzik hocasını da bana gitar çalmayı öğreteceğine üflemeli saksafon aletini çalmayı öğrettiği için kovmuştu. Yaşadığımız bir aşk falan yok. Bunların hepsi iftira kuyruklu yalan basının uydurması.
-Diyorsunuz?
-Evet evet aynen öyle…..

Basın açıklaması ile ilgili haberi ayrı mekânlarda ama aynı buruk duygu halinde okuyan Kamil Oguz ve Sami hoca da oooof of diye derin bir iç çekmişlerdi.

Her ikisi de çocukluğu dan beri bir kez olsun dokunamadıkları Şükufe Verici’nin heyecan verici maceralarını gazetelerden okudukça kahroluyorlardı. Ancak ellerinden bir şey gelmiyordu. Ellerinden bir şey gelmiyordu derken,Şükufe ile ilgili fantezi dolu hayaller kurmaktan başka!?

Günler bir biri ardına geçiyordu. Kamil Oguz ve Sami hoca hem memuriyetlerini sürdürüyor hem de müzisyenlik ve boncuk işlerine devam ediyorlardı. Bir yandan da para biriktirip mutlu bir yuva kurmanın hayallerini kuruyorlardı.

Gece kulübün de gitar çalan Kamil Oguz kulüpte yeni çalışmaya başlamış ve assolistten önce sahne alan ‘’Biricik isminde, pek güzel olmayan ve biraz da irice kadına ilgi duymuştu. Hatta evlilik hayali bile kurmaya başlamıştı. Cesaretini toplayıp direk evlilik teklifi yapmayı bile düşünüyordu. Bu durum Kamil Oguz’un ne kadar vahim bir halde olduğunu da gösteriyordu. Bir akşam programını bitirip kulise giden kadının ardından bir fırsatını bulup giden Kamil Oguz heyecanını güçlükle bastırıp. Genç bayanının yanına yaklaşıp kapı ağzında ayaküstü de olsa, lafı dolandırmadan konuya girmişti.

-Şey! Merhaba ben Kamil Oğuz Mangırcıkoğlu
-Merhaba canım?
- Ben sizin arkanız da, şey yapıyorum gitar çalıyorum.
-Öyle mi ne yapayım? Arkamı mı kollayayım?

Kadının tersleyici konuşmasından heyecanlanan ve heyecandan ne söyleyeceğini unutan, Kamil Oguz çocukluğunda yaptığı gibi istem dışı dudaklarını öne doğru uzatıp büzüştürüp parmağıyla bırınnm bırııım yapacaktı ki son anda vaz geçti.

-Canım, bir şey mi söyleyecektin? Öyle dudağını büzüştürüyorsun hayret bir şey ya! Manyak mısın sen?
-Şey! Benimle evlenir misiniz? Huzurlu bir yuvamız boy boy çocuklarımız olsun. Hee! Ne dersiniz? Sizi mutlu edebilirim.

Bu ani evlilik teklifi üzerine önce çok şaşıran kadın ilk şoku atlattıktan sonrada bastı kahkahayı, gülme krizi geçince de söze girdi.

-Ayol, mutlu yuvamız tamam da o iş, yani çocuklarımız nasıl olacak?
-Şey yani çocuğu hemen düşünmeye biliriz. Ekonomik olarak kendimizi toparlayınca yaparız.
-Ay sen, ne saf şeysin? Peki o zaman şuna iyi bak!

Kadın üzerinde ki askılı mor elbisenin diz üzerine gelen etek ucundan tutup kaldırdığın da gördüğü şeyden dolayı gözleri fal taşı gibi açılan Kamil Oguz istem dışı dudağını öne doğru uzatıp işaret parmağıyla hızlıca dudağına sürtüp bırııııım bırıııııım diye ses çıkarmaya başlamıştı.
Kadın da gülmeye kaldığı yerden devam edip üzerini değiştirmek için, kulisin kapısını Kamil Oğuzun yüzüne kapatmıştı.
Kapının dışında kalan Kamil Oguz beğendiği kadının travesti çıkmasının, şokunu yaşıyordu.
O ‘an olan biteni bir kenardan gizlice seyreden kulislerin temizliğini yapan yok,sul bir adam olan kulübün çalışanı da –Aahaa-ah şimdik, ‘’Cuk oturdu. diyerek kendince Kamil Oğuz’un düştüğü durumla Billur geçiyordu.

Sami hoca da ertesi gün okuldan çıkınca yaptığı boncuktan kuşları satmak için semt pazarına gitmiş, tezgahın üzerine rengarenk boncuktan kuşları dizip sergilemişti. Renkli boncuklar, gelen geçen kadınların ilgisini çekiyordu. Ama şemsiye kılıfı gibi duran bu şeyin kuşa benzer bir tarafı yoktu. Bu ne diye soran kadınlara kullanım amacını söyleyince soran kadınlar hemen satın alıyordu, fakat herkeste sormuyor sadece bakıp geçiyordu. Bu işe bir çare bulmalıydı ama nasıl!?

Bir ara karşı çaprazında ki tezgahta iç çamaşır satan pazarcılar dikkatini çekmişti. Adamların tezgahın üzerine çıkıp kafalarına kadın donlarını geçirip sütyenleri kendi üzerine giyip, ellerinde ki çamaşırları sallayıp gel vatandaş geyaaal ‘’Nastasya Kinski de iç çamaşırını bizden alıyor. Gel vatandaş geyaaal diye bağıran pazarcıları görünce kafasında ışık yanmış! ve gözleri parlamıştı!?

Kendisi de tezgahın üzerine çıkıp geeel vatandaş geeel bu boncuktan kuşları ünlü manken Şükufe Vericide kullanıyor. Diye bağırırken bir taraftan da erotik hareketlerle dans ediyordu. Yavaş hareketlerle kemerini açıp, pantolonunun düğmelerini de çözmeye başlamıştı ki, bir anda. Pis sapık, rezil herif, ahlaksız adam, diyen pazarda ki kadınların hışmına uğramıştı. Ellerinde ki çantaları, bir biri ardına Sami hocanın kafasına indiriyorlardı.
Neye uğradığını anlayamayıp, oradan güçlükle kaçan Sami hoca, kadınların elinden canını zor kurtarmıştı.

Yıllar geçmiş Kamil Oguz ve Sami hoca zar zorda olsa evlenecekleri üç beş kuruş parayı bir kenara biriktire bilmişlerdi. Artık evlenmeleri kaçınılmaz bir hal almıştı çünkü ikisi de düz duvara tırmanacak kıvama gelmişlerdi.

(Evlilik süreciyle ilgili bölümü Kamil Oguz ve Sami emeklisinin karşılıklı yazdıkları, yazılardan okuyucu yeterince bilgi sahibi olduğu için, o bölümleri hızlı geçeceğim.)

Her ikisi de bir şekilde hanım hanımcık kültürlü ve görgülü insanlarla evlilik yapmış ve o evlilikten güzel evlatlara sahip olmuşlardı.

Ancak evliliklerinde de aynı karakteristik özeliklerini sürdürmüşlerdi. Örneğin; Kamil Oguz karısının sözünden çıkmayan, karısından izinsiz konuşamayan, konuşacağı zaman da parmağını kaldırıp öğretmenim bir şey sorabilir miyim? Diyerek izin isterken,
Sami hoca da aksine hanımından bir kahve bile isteyecek olsa. Önce oğluna dönüp annesine telefon etmesini söyler sonrada ver şunu bana deyip telefonu oğlundan alıp ‘’sen bana sor kahveyi, sade mi orta mı, şekerli mi içeceğimi’’ diye çok cesur konuşmalar yapar ve bu tarzda iletişim kurardı,

Bu hal ve vaziyette yıllar akıp geçmiş her ikisi de emekli olmuştu. Çocukları da büyümüş kocaman yetişkin insanlar olmuştu. Bir gün evlerinde otururken o ‘an televizyonda flaş! bir haber geçiyordu.
Ünlü zenginlerden Cebbar Verici seksen beş yaşında vefat etti. Cenazesi yarın öğle namazına müteakip Teşvikiye Camiinden kaldırılacağına dönük bir haberdi. Haberin devamında eski mankenlerden ve halen güzelliğinden bir şey kaybetmemiş Şükufe Verici’nin kocasından kalan milyonlarla sarımsaklıda ki malikanelerinde inzivaya çekileceğini söylemişti.

Bu haberi duyan Kamil Oguz ve Sami emeklisi birbirlerinden habersiz. Çocukluk aşkları Şükufe’ye yakın olabilmek için bir an evvel sarımsaklıya yerleşmenin planlarını yapmaya başlamışlardı.

Kamil Oguz, eşi Nurten hanımı ikna edip sarımsaklıdan yazlık ev aldırmaya çalışıyordu. Çünkü her konuda olduğu gibi mali konularda da evde Nurten hanımın dediği oluyordu. Hiçbir şeyden haberi olmayan Nurten Hanım bu teklifi makul bulmuş sarımsaklıdan ev almayı kabul etmişti. Kısa zamanda da sarımsaklıdan münasip bir ev almışlardı.

Sarımsaklıya yerleştiklerinden beri Kamil Oguz da gözle görülür değişikliler oluyordu.

Kamil Oguz ve Nurten Mangırcıkoğlu çiftinin müzisyen oğulları turne seyahatinden fırsat bulup sabah saatlerinde anne ve babasını sarımsaklıda ki yeni evlerinde ziyarete gelmişti. Ana oğul oturmuş çay içip kuru yemiş yeyip sohbet ediyorlardı.

-Anne babam kalkmadı mı daha?
-Ay oğlum sorma gece üçlere, dörtlere kadar bilgisayarın başından kalmıyor.Sonra da sabah dan öğlene kadar da uyuyor. Aman oğlum sende şu fındığı, fıstığı havaya atıp ağzınla yakalamaktan vaz geç boğazına kaçacak
-Anne?
-Ne var oğlum
-Babam sana niye öğretmenim diyor?
-Ay ne bileyim evladım sarımsaklıya geldiğimizden beri bir öğretmenimdir tutturmuş gidiyor. Geçenlerde ne yapsa beğenirsin? Yavrum şu fındık fıstığı havaya atıp ağzınla yakalama diyorum sana çocuk gibisin valla laf dinle biraz. Dikkatimi dağıtıyorsun ne söyleyeceğimi unutuyorum.
-Tamam tamam ne yapmış babam?
- Terzi Niyazi beye Kendisi için siyah önlük diktirmiş. Geçenlerde de o önlüğü giyip beyaz yakalıkta takıp sokağa çıkmak istedi. Son anda gördüm de engel oldum. Ay beni konu komşuya rezil edecek bu adam neyin peşinde anlamıyorum ki?
- Neyin peşinde olacak çocukluk çağlarına geri dönmek istemiştir. Neyse ben kaçıyorum anneciğim artık babam uyandığında selam söylersin.
-Ah evladım çocukluk çağından çıktığını görmedim ki geri dönsün. Tamam, selamını söylerim babana. Haydi, sende’’ALLAH’A’’ emanet ol kendine iyi bak güle güle yavrucum.

Günlerden bir gün, Kamil Oguz ve eşi Nurten Hanım arabalarıyla sarımsaklı sokaklarında gezintiye çıkmışlardı.

Sami emeklisi de aynı sokaklar da ceketi omuzunda elinde tespihiyle yana yan yürüyüp evlerin camlarına bakıp satılık ev ilanlarını inceliyordu. Köşe başına geldiğinde Kamil Oguz’un kullandığı arabayla çarpışmıştı.
O çarpışma esnasında Sami emeklisi bir yere ceketi ve tespihi ayrı yerlere savrulmuştu. Çok şükür ki Kamil Oguz’un arabası o anda çok yavaş seyrediyordu. Çarpışmadan dolayı Kamil Oguz ve Nurten Hanım şok olup dona kalmışlardı.
Yerden ayağa kalkan Sami emeklisi ceketini ve tespihini yerden almış ceketini tekrar omzuna atıp üstünü başını silkeledikten sonra ve hiçbir şey olmamış gibi Kamil Oguz’un arabasının yanına gelip, cam dan içeri eğilip ‘’gardaş bir zarar ziyan varsa ödeyek, diyerek erkekliğe b.k sürmemiştir. İlk şoku atlattıktan sonra aynı anda, Kamil!? Sami!? Diyerek çocukluk ve gençlik arkadaşları bir birlerini tanımışlardı.

Arabadan inen Kamil Oguz’la birbirlerine sarılan çocukluk ve gençlik arkadaşları yıllar sonra yeniden bir araya gelmişlerdi.
Arabadan inip yanlarına gelen Nurten hanımda söze girmişti.

-Geçmiş olsun kardeşim.
-Sağ olun efendim.

Söze Kamil Oguz da dahil oldu. Tanıştırayım eşim, Nurten Hanım kendisi emekli öğretmendir.

-Öyle mi memnun oldum efendim. Bende emekli edebiyat öğretmeni Sami Biberoğulları
- Memnun oldum kardeşim meslektaşız demek ne güzel hastaneye gitsek mi? kendinizi nasıl hissediyorsunuz?.
-Teşekkür ederim efendim gayet iyiyim sağ olun çok düşüncelisiniz.

Kamil Oguz parmağını kaldırarak söz istedi.

-Öğretmenim? Sami hocamı kahve içmeye eve davet edebilir miyim?
-Aaa-aa ne kadar ayıp bunu bana niye soruyorsun? Tabi ne demek lütfen buyurun evimiz çok yakın bir kahve içelim.

Hep beraber eve gidip derin sohbete koyulmuşlardı bir ara Nurten Hanım kendisinin ve Kamil Oguz’un edebiyat defterinde yazı ve şiir yayınladığından bahsetmiş ve Sami hocanın da edebiyat defterine üye olmasını tavsiye etmişti. Bunun içinde edebiyat defterinin sahibi ve yöneticisi (Ansızın) Habib Dağ’ın telefon numarasını vermiş arayıp üye olmasını önermişti. Nurten Hanım bir ara kahve yapmak için mutfağa gittiğinde eski arkadaşlar baş başa kalmış ve kısa bir süre bir birlerine kinayeli bakıp sonrada ikili sohbete başlamışlardı.

-Eee Sami hocam sarımsaklıda ne işin vardı hayırdır?
-Sorma kamilcim Fethiye çok sıcak bende buralarda bir ev bakıyordum.
-Peki sen ne arıyorsun burada nereden icap etti sarımsaklıdan ev almak?
-Ya İstanbul çok kalabalıklaştı bizde kafamızı dinleyelim dedik ve kendimizi buralara attık.

Her ikisi de içinden üleeeen ben senin ne niyetle geldiğini bilmez miyim diye kafalarından geçirmişlerdi. Kahveler içilmiş sohbetler yapılmıştı. Yeniden görüşmek dileğiyle Sami emeklisini uğurlamışlardı.

Sami hoca ertesi gün edebiyat defterinin sahibi Habib Dağı telefonla aramış üyelik başvurusunda bulunmuştu.

-Alo Habib beyle mi görüşüyorum?
-Evet ne var? Ne istiyorsunuz?
-Bir kilo yoğurt on yumurta iki kilo un bir de kabartma tozu isteyecektim.
-Ne! Anlamadım ne yapacaksınız bunları?
- Börek yapacağım
-Ne böreği
-Çarşaf böreği
-Abicim sen benimle dalga mı geçiyorsun?
-Ne dalga geçmesi kardeşim, ben üyelik başvurusunda bulunmak istiyorum. Sorduğun soruya bak?
-Abicim üyelik başvurusunu www edebiyat defteri.com adresinden yapacaksınız hem sonra siz ne amaçla üye olacaksınız?
-Kısmet olursa börek tarifi vermek istiyorum. Ne amaçla olacak kardeşim şiirlerimi, yayınlamak için.
-Öyle mi oku bakayım bir şiirini?
-Höööyt! Ben emekli edebiyat öğretmeniyim çocuk mu var sizin karşınız da?

Sami hoca’nın emekli öğretmen olduğunu öğrenen ve öğretmenlere derin hürmeti olan Habib, hemen çok nazik ve saygılı bir konuşma şekline geçmişti.

-Aman hocam kusura bakmayın vaktiyle Serhat Bingöl isminde ki üyenin ‘’dan dan ismin de bir şiirini dinlemiştim. Yazdığı şeyin şiir olduğunu sanan bu garibe acıyıp siteye kayıt ettim. Belki zamanla kendini geliştir bir şeyler öğrenir diye. Yahu kaç sene oldu adam bir arpa boyu yol almaz mı? Şiirden vazgeçtim herif doğru düzgün bir yazı bile yazamıyor.
Onun için sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer hesabı bende de böyle ön yargı oluştu lütfen kusura bakmayın. Dediğim gibi siz üyelik başvurunuzu yapın hemen onay mesajı bilgisayarınıza gelecektir. Saygılar hürmetler hocam.

Bu konuşma sonrasın da Sami emeklisinin de üyelik kaydı yapılmış ve oda Kamil Oguz ve Nurten Hanım gibi edebiyat defterinde şiir yazmaya başlamıştı.

Edebiyat defterinde ki üyelik süresince Kamil Oguz ve Sami emeklisinin cinsel içgüdülerine dayanan çocukluk ve gençlik yıllarıyla alakalı çekişmeleri ve atışmaları hep sürmüştür.

Taa ki, ince belli geniş kalçalı taş gibi göğüsleri olan Şükufe’nin, bu özeliğine rağmen daha da güzelleşmek için estetik ameliyatı olmaya, sosyetenin gözdesi Mozambik’in Başkenti Maputo’da ki Tatlıbadem international hospitala gidene kadar.

Umarım Şükufe Mozambikli erkelerin performansından memnun kalır ve bir daha da geri dönmez.
Yok, eğer dönecek olursa muhtemelen bir gün. Eyvah! Nurten Hanım işe uyandı. Elinde oklavayla bize doğru koşuyooooor Sami! Kaçalıııımmm’ durumu olacaktır.

Ama yinede neler olur? Neler olmaz. Onu da zaman gösterecektir

..................................................... THE END yani SON................................................

( Engin hoş görüsünden güç aldığım, Değerli Hocam Sami Biberoğulları. Değerli Hocama Kemal Paracıkoğlu ve çok kıymetli öğretmenim Nurten Paracıkoğlu’na en derin saygılarımı sunar, yazıda ismi geçmiş sayfa dostlarımı da sevgiyle selamlarım.)



Serhat BİNGÖL 07.09.2015






Etiketler:


11 Eylül 2015 Cuma 23:03:35


Sevgili Serhat.

I. Bölüme yaptığım yorumda da belirttiğim gibi aslında iyi bir mizah yazarısın.

Ben kendi hesabıma beğeni ile okudum.

Daha nice mizah yazılarında buluşmak dileği ile.

Selam ve sevgiler.


    [ Cevap yaz ]    

11 Eylül 2015 Cuma 18:33:47


Süper olmuş efendim. Kaleminize sağlık.


    [ Cevap yaz ]    

11 Eylül 2015 Cuma 11:43:14


keyifle okudum dostum
bence devam etmelisiniz hafif mizah şeklinde
çok çok güzeldi tebrik ederim

ha şu yazının muhatapları yorum yazmamış neden mi
kıskanılıyorsunuz efendim tabii biraz öyle olur velhasılı
:))))


    [ Cevap yaz ]    

11 Eylül 2015 Cuma 08:20:44


O ne güzel benzetmeler öyle ? Ustaca ve yerinde.
O ne geniş hayal dünyası, o ne şahane kurgu ?
Nasıl derler ? Beş yıldız, on numara...
Oğlumun adı, ağzımın tadı ;
Senin branşın belirlendi kardeşim...
Sen mizah yazacaksın.

Öptüm gözlerinden...


    [ Cevap yaz ]    




‘’ŞU YAZIYI SARMISAKLASAK DA MI SAKLASAK,2 başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
11.9.2015 00:03:50
Toplam 4 yorum yapıldı
958 çoğul gösterim
702 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.