Şerefle bitirilmesi icap eden en ağır vazife hayattır. -- Toegueville [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

OROSPULUĞUN DA BİR ŞEREFİ VARDIR.

OROSPULUĞUN DA  BİR  ŞEREFİ  VARDIR.


2009 Yılının 6 Aralık günüydü. Tabanı fayans olan mutfağımı bolca deterjan ile bir güzel temizlemiş ve akabinde çocuklar için sütlaç yapmıştım. Buraya kadar her şey normal seyrinde devam ediyordu. Tam sütlacı kaselere doldururken birden kendimi önce havada, sonra yerde buldum. Gıcır gıcır ettiğim fayansları bir bezle kurutmadığım için buz pistine dönen mutfakta feci şekilde ayağım kaymış, uzun lafın kısası zaten sakat olan sol bacağımı tam kalça kemiğinden kırmıştım.

Bir ambulansla hastanenin acil servisine kaldırıldığımda kırık ayağım dolayısıyla henüz bir ağrı sancı duymuyordum. Ta ki röntgen filmim çekilinceye kadar da öyle aman aman bir ağrı-sancı yoktu. Lakin röntgen çekilirken röntgen uzmanı ‘’ Sağ tarafınıza dönün’’ dediğinde ve ben de sağıma dönmek üzere hafifçe kımıldanınca şiddetli bir acı hissettim. Röntgen uzmanına ‘’ Beni öldür ama sağa sola döndürme’’ diye cevap verdim. Adam ‘’ Başka çaren yok. Dönmek mecburiyetindesin ‘’ diyerek bana doğru sokulduğunda adamın ellerini tutup tırmıklamaya başladım. Adam kardeşimden yardım istedi. Ben yalvarıyorum ‘’ Bayıltın öyle çekin filmi’’ diye. Tabii ki bayıltmadılar ve kardeşim ile birlikte tuttukları gibi sağıma doğru çevirdiler.

Sanırım kırık kemikler birbirine dokundu. Nasıl bir acı tarif etmem mümkün değil. Acıdan bayılmışım. Birkaç saniyelik baygınlıktan sonra kendime geldiğimde kardeşime sordum. ‘’ Film çekildi mi? Tamam mı?’’ Kardeşim ‘’ Film tamam. Lakin çekilene kadar röngencinin de benim de sövülmedik tarafımızı bırakmadın.’’

Evet…Acı, insana bazen öz kardeşine bile olmayacak küfürler ettiriyor. Üstelik o acı sizin iyiliğiniz için olduğu halde.

Şimdi durduk yerde bu anıyı niçin anlattım?

Durduk yerde değil. Bir sebebi var. İlerleyen satırlarda anlayacaksınız zaten.

Devam edelim bir başka anekdotla.


Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında kovuşturma yapılıyordu. Durumu Atatürk’e bildirdiler. ‘’Mahkemeye veriyoruz’’ Dediler. ‘’Size küfür etmiş.’’ Atatürk sordu: ‘’Ben ne yapmışım ona ki bana küfür etmiş?’’ Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar: ‘’Gazete kağıdı ile sardığı sigarayı yakarken kağıt tutuşmuş da ondan.’’ Bunu söyleyen o zamanın bakanlarından biridir. Bakana şu soruyu yöneltmiş:
-Siz hiç gazete kağıdı ile sigara içtiniz mi?
-Hayır...
- Ben Trablus’ta iken içmiştim. Pek berbat şeydir. Köylü gene bana az küfretmiş. Siz bunun için adamı mahkemeye vereceğiniz yerde, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.
[H. BESLEYİCİ, Atamız Atatürk, s.95-96]


Evet…Şimdi gelelim bu hatıra ve anekdotu neden yazdığıma:

Şimdi bir aile düşünün. Bu aileden üç kişi meslek olarak askerliği seçmiş. Yani bazı hainlerin ‘’Vicdani red’’ diyerek, bazılarının sapasağlam olduğu halde çürük raporu alarak kaçtığı, bazılarının ise parayı bastırıp yapmak istemediği vatan savunma görevini bu aileden üç kişi seve seve üstlenmiş. O bakımdan bu aile fertlerine her şey diyebilirsiniz ama ‘’Vatan haini’’ asla diyemezsiniz. Tabii ki vicdan sahibi iseniz ve tabii ki bir takım maddi ya da menevi çıkarlar uğruna dalkavukluk yapan bir karakter yapısına sahip değilseniz… Hani sokak jargonuyla konuşacak olursak kısaca yavşak değilseniz…


Bu kardeşlerden biri olan Yüzbaşı Ali Alkan pkk lı teröristlerin Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesindeki Ayvalık Jandarma Karakoluna düzenlediği saldırısında şehit düştü. Şehidin ağabeyi olan Yarbay Mehmet Alkan ise kardeşinin Osmaniye ilimizdeki cenaze töreninde acı içinde birkaç cümle sarf etti.

Neler demişti kısaca hatırlayalım:

‘’ "Buradaki vatan evladı 32 yaşında. Daha vatanına, sevdiklerine, dünyaya doymadı. Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Düne kadar ’Çözüm’ diyenler ne oldu da şimdi ’Sonuna kadar savaş’ diyor. Kendileri gitsin savaşsın”

"Sırça saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ’Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok. Git o zaman oraya git"

Dedim ya…Acı, insana söyletir. Yarbay Mehmet Alkan da acı ile feryat etmiş.

Bu feryatların haklı ya da haksız olduğunu tartışmayacağım. Bir yarbay, ki Güneydoğuda tam dokuz sene görev yapmış.Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı yapmış. Üstün hizmetlerde bulunmuş. Hatta Ankara Jandarma okulunun öğretmenliğini yapmış.( Son görev yeri ) Arkadaşları tarafından ise ‘’Kahramandır, eyvallahı yoktur’’ diye tanımlanıyor. Kim bilir o dokuz yıllık Güneydoğu görevi esnasında kaç tane Mehmetçik bizzat onun kucağında şehadet şerbeti içmiştir. ‘’İşte böylesi bir subayın metanetini koruması gerekirdi her şeye rağmen’’ denilebilirse de bunu herkes diyebilir ama ‘’ Onların evladı olmadığı için evlat sevgisi nasıl bir şeydir bilemezler’’ diyen biri ya da onun adına konuşanlar, kalem oynatanlar ‘’ Ey Yarbay, kusura bakma ama halt ettin, yanlış yaptın, her şeye rağmen sükunetini muhafaza etmeliydin.’’ Diyemezler. Madem ki konu evlat ya da kardeş sevgisidir; madem ki konu otuz iki yaşında bir civanın, hain bir kurşunla hayata gözlerini yuman bir kardeşin arkasından duyulan acıdır o halde yukarıda Atatürk ile ilgili anektodda bizzat Atatürk’ün de dediği gibi ‘’ Az bile söylemiş’’ Evet evet…Yarbay Mehmet Alkan az bile söylemiş. Kırık bir bacağın rontgen filminin çekilmesi sırasında kendi öz kardeşine olmadık küfürleri eden ben olsaydım o yarbayın yerinde, kim bilir ne küfürler ederdim. Düşünüyorum da, Allah korusun benim oğlum da şehit Ali Alkanla ile aynı yaşlarda. Ali Alkanlı gibi o da hain bir kurşuna kurban gitmiş olsaydı ben ne yapardım? Hiç kimse kusura bakmasın ama tabutuna sarılıp da ‘’Ben de şehit olmak istiyorum.’’ Demezdim herhalde. Albay Ali Alkan’dan daha da ileri gidip ‘’ Buna sebep olanların anasını avradını, yedi göbek sülalelesini..’’ diye başlar, ucu nereye kadar uzanırsa uzansın sallardım artık. Bırakın böyle bir şeyi yaşamayı, düşüncesi bile insanı gerim gerim germeye yetiyor.

Şehit Ali Alkan’ın cenazesindeki provakasyonlara girip konuyu daha fazla dallandırıp budaklandırmadan bir başka hususa geçeceğim. Ama hemen şuraya sıkıştırayım bir cümle: Şehit cenazeleri kesinlikle siyasi parti şovlarının yapılacağı yerler olmadığı gibi, şehit cenazesi musalla taşında namaz beklerken çelenklere saldırmak da vatan severlik değildir.

Neyse…Bir başka husustan bahsedeceğimi söylemiştim…

Hani bilinen bir fıkra vardır:

İstanbul’un fethinden hemen sonra yeniçeriler başlamışlar şehirde yağma hareketine.( Şimdi buna da itiraz eden olur. ‘’Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u yağmalatmadı’’ diye..Hayır efendim üç gün, üç gece yağmalattı. Aslında kırk gün yağmalatması gerekiyordu genel teamüller ve İslam Savaş Hukuku mucibince ama O üç günü yeterli gördü. ) Tabii ki özellikle Rumların dükkanlarını yağmaladılar.

Yeniçerinin biri dalmış bir Rum’un dükkanına. Rum korkmuş mallarının yağmalanmasından ve üstüne üstlük bir de dayak yiyecek olmaktan ve ‘’Ben Rum değil, Yahudiyim’’ demiş. İlle velakin yeniçeri adamı çok daha fena dövmüş. Rum şaşırmış.

-Yahu ben Yahudiyim dedim, sen daha fazla dayak attın. Bunun sebebi nedir?
-Siz Hz. İsa Aleyhisselamı öldürmüşsünüz. O yüzden.
-Ah vire…O senin dediğin bundan 1453 sene önceydi.
-Olsun. Ben daha yeni öğrendim bunu.

Bizim Yarbay Mehmet Alkan’ın, kardeşinin cenazesinde sarf ettiği cümleler üzerine birileri hemen durumdan vazife çıkarmış kendisine. Yok yok Hdp lilerin bile ‘’ Acıyla empati kurmasını öğrensinler’’ diyerek bu yarbaya ve onun sözlerine sahip çıkmasından ya da pkk nın yayın organı Özgür Gündem Gazetesinin bile Yarbay Mehmet Alkan’ın yanında yer almasından bahsetmiyorum. Benim bahsedeceklerim tam tersine ‘’Acaba bu yarbayın geçmişinde onu karalayabileceğimiz bir şeyler var mı? Hani bulur da ortaya çıkarırsak kıçını yaladıklarımız bundan çok mutlu olurlar’’ düşüncesiyle Yarbay Mehmet Alkan aleyhine olabilecek bir şeyler bulma telaşına düşen yavşaklardan bahsediyorum.

Bahsettiğim bu vşaklar bir şeyler de bulmuşlar. Gelin bakalım neler bulmuşlar? ( On beş gündür internete giremiyordum. Girer girmez ilk karşılaştığım ise maalesef yukarıdaki ilk resim oldu. Maalesef bir tane iki tane değil bu resmi paylaşan…)

Efendim. Yarbay Mehmet Alkan 2006 yılında askerleri darp ettiği gerekçesi ile mahkemeye verilmiş. Mahkeme tam yedi sene sonra 2013 yılında ‘’Evet Yarbay Mehmet Alkan askerleri darp etmiştir’’ diyebilmiş ve toplamda 125 gün hapis cezası vermiş yarbaya. Ancak kararın açıklanması 2019 yılına kalmış ( Bu davadan bir halt anladınız mı? Ben anlamadım da )

Yarbay Mehmet Alkan( Aynı zamanda bir hukukçudur ) ‘’Yargılama süresinin uzunluğu sebebiyle karara itiraz etmiş AYM de…Lakin AYM bu itirazı reddetmiş. ( Yarbay Mehmet Alkan tam olarak’’ Evrakta sahtecilik, memuriyet nüfuzunu suiistimal etme ve erleri hizmetçiliğe verdiği.’’ Suçlamaları ile suçlanıyor.)


İşin ilginç yanı hakkında böyle suçlamalar olduğu halde fail iş bu fiilleri gerçekleştirdiği(!) tarihte yüzbaşı iken daha sonra binbaşı ve daha sonra da yarbay oluyor. Yani dokuz sene içinde iki kez terfi almasına engel olmuyor bu suçları (!)

Şimdi…

Bahsettiğim yavşaklar Yarbay Mehmet Alkan, iki tane yavru köpeği kışlaya getirip, bölük içtimaı aldıktan sora ‘’ Bu köpeklere bir şey olursa ananızı si…rim’’ dediğinde(!) ve o iki yavru köpeği kısa dönem askerlik yapan iki öğretmene zimmetlediğinde(!) ortaya çıkıp da ‘’ Sen ne yapıyorsun ey Yüzbaşı ( O dönemde yüzbaşı ) ‘’ demiş olsalardı ellerini değil ayaklarının altını öperdim. Lakin mesele Mehmet Alkan’ın iki köpek yavrusu için Türk askerine ‘’Ananızı si..rim’’ demesi meselesi değil. Mesele Yarbay Mehmet Alkan’ın o yavşakların ilahlarına – dolaylı ya da doğrudan- dil uzatması meselesi. ‘’Sen nasıl olur da bizim ilahımıza dil uzatırsın? Ne kadar acın olursa olsun böyle bir halt etmemeliydin. Madem ki sen bizim ilahımıza dil uzattın biz de seni rezil rüsvay edelim de gör.’’ Meselesi.

‘’Buna tek kelimeyle orospuluk denir’’ diyeceğim, lakin diyemiyorum. Çünkü orospuluğun da kendine göre bir şerefi vardır.





Etiketler: sayfam ,

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

3 Eylül 2015 Perşembe 14:41:38


Konuşulacak zamanda susan, susulacak zamanda konuşan,
ilk fırsatını bulduğunda dost ve ahbap dediğini arkasından vuran,
iki yüzlü insanların suratlarındaki maskeyi anlattığınız için teşekkürler,
ben de bazı erkekçikler gibi çürük raporu alabilirdim ya da bedelli askerlik yapabilirdim,
Ama içinde bazı şeref ve haysiyet yoksunu ve görevi orduyu bölmek ve parçalamak olan
komutanlarım bazen yüzde yüz haksız da olsa emredersiniz dedim ve altımdaki askerlerle de hep cebimdeki son sigarayı ve son maaşımı paylaştım. Ama baktım ki askerlik mesleği bana göre değil, tam da anlattığınız sebepten askerde kalma başvurusunda bulunmadım.

Yazının başlığındaki sansürlü kelimeye takılmazsak,

Mevzu Atatürk 'ün sözlerini doğruluyor aslında;

"Ben sporcunun bile ahlaklısını severim"
"Vatanını en çok seven, ona en çok hizmet edendir".

Siz bunu farklı bir kelimeyle aktarmışsınız. :)


    [ Cevap yaz ]    

Mücella Pakdemir  | Mücella Pakdemir
3 Eylül 2015 Perşembe 12:01:10


Şehit cenazesinde, devlet başkanına söven bir Yarbay, terörle yaka paça olmuş devletin düşmanlarına açık bir koz vermiştir.
Bu şahıs herhangi bir şahıs değildir. Düşman karşısında devletin gücünü temsil eden TSK'nın bir ferdidir. Kaldı ki biz askeri eğitimin nasıl bir şey olduğunu az çok biliriz. Sıkı eğitimden geçerler, metanetli olmasını, dik durmasını öğrenirler, vatan ve millet sevgisinin, ulviyetininin ve milli şuurun anlam ve önemini özümserler. Yaşına, görev süresine ve terfilerine bakıp değerlendirecek olursak, başına gelen şey ne olursa olsun, öyle uluorta, bilinçsizce laf etmemesi gerektiğini anlarız.
Kaldı ki kardeşinin şehit haberini aldığı ilk an diliminde değil, üstünden zaman geçmiş, ilk anda sarsıntı geçirse bile bir asker olarak toparlanacağı kadar vakti olmuş.
Bu hezeyanı anlayışla karşılamam mümkün değil. İçindeki bazı birikimlerin dışa vurumu için elverişli bir durum elde etmiş ve esmiş, savurmuş.
Sevdiği birisini kaybetmenin acısı nasıl bir şeydir, bilirim ancak TSK'ya bağlı birisinin bu acı ile devlete sövmesini anlayamam. Bu asker esir düşse, işkence görse, bu acı ile vatanı dakkada satar o halde.
Şehit oldu kardeşi, köprü altında sersiler tarafından öldürülmedi. Bu ikisi arasında çok büyük fark var. Vatanı uğruna ölmeyi şeref bilmek, cennet anahtarı kabul etmek gerekir. Şu ana kadar pek çok şehidimiz oldu. Biricik evlatları toprağa düşenler var, yetim kalanlar, dul kalanlar var. Hiçbirisinin ağzından böyle isyan dökülmedi. Vatan sağolsun dediler, diğer çocuklarım da vatana kurban olsun dediler, ben de gideyim, ben de şehit olayım dediler. Devletin onurunu ve şerefini yere düşürmediler.
Bu yarbay düşmana koz vermiş, onları sevindirmiş, kara propagandalarına yardımcı olmuş, en başta taşıdığı rütbeye, sonra kendine yazık etmiştir.

Mesele, bu Yarbayı haksız bulanlar açısından ilahlarına dil uzatılması meselesi değildir. Orospuluk hiç değildir. Milli değerlere hassasiyet gösterme meselesidir. Vatan, bayrak, bağımsızlık gibi konularda gevşeklik göstermeyi kendilerine ar edinen insanların tepkisini mi haksız göreceğiz, yoksa sıradan insanların bile yapmadığı şuursuzluğu gösteren, dolayısıyla devletin elini zayıflatıp, düşmana koz veren bu Yarbayı mı?


    [ Cevap yaz ]    

30 Ağustos 2015 Pazar 10:46:24


evet ben her daim yanınızda olmanın güvenini yaşıyorum ve

şu yarbay hkkında bilmediklerinizi fevkiyle biliyorum

yanii askerde şöyle bişi vardır

savaşta komutan değiştirirlerdi ki eri komutanına kıymasın diye, olmamı arkadan tak indirivermez mi onca eziyetini görmüş küfürünü yemiş kumandanını

şöyle ki bu komutana bir kişi değil tanıdığım onlarca asker kökünden adama sıkarlardı böyle bişi olsaydı çünki nere gitse ı-ıh yaşatmazlardı ki kim kimi yaşatmıyordu bidaha tekrar edelim savaş ortamında kendi askerleri... hıfzeden engel olan onun mesleki idamesini sağlayan kimmiydi
DEVLETTİ DEVLET

muhteşem üslubunuza hayranım
kıskanırım seni ben şarkısı çalıyo tv de yaf vay anasını

:)


    [ Cevap yaz ]    

29 Ağustos 2015 Cumartesi 13:13:28


Yazınızı ilgiyle okudum Sami bey.
Tamamen katılmakla birlikte eğer doğruyu karalayıp yanlış gösterme çabasındaysa bazı vicdan yoksunları
ben o yanlışı da alkışlarım. Bu ülke için parmağını kıpırdatmayan çıkarcı kalemşörlerin hedef tahtası haline gelmesi emenim acısını kat be kat artırmıştır. Hem ne zamandan beri doğruyu söylemek suç oldu .Madem suç o zaman o suçu işlemek bize de düşer. Allah şeytana temenna edenlerden bu ülkeyi korusun..
Selam ve saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

Yahya Oğuz  | yahya oğuz
29 Ağustos 2015 Cumartesi 12:50:01


yazdıklarınıza aynen katılıyorum sami hocam. kimse kimsenin acısını tam kavrayamaz. siyasi görüşlerine uyarak insanlar vicdanlarını kaybederek diğer tarafı karalamaya çalışıyorlar. bunu medyada çok görüyoruz. amaçları doğruyu savunmak değil karşı tarafı karalamak olan bir sürü gazete, tv vb. güzel yazınız için tebrik ederim.


    [ Cevap yaz ]    

29 Ağustos 2015 Cumartesi 12:49:11


Hemen kendi çıkarları doğrultusunda olaylara bakış,karşı isen tavrını koy yanında isen savun sonuna kadar.
Olan Türkiye'ye oluyor,
Gariplere oluyor.
Götürülüyoruz bir bilinmeyene.
Batarsa gemi hep batacağız bilmiyoruz mu ki...
Tebrik ederim saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

levent taner  | levent taner
29 Ağustos 2015 Cumartesi 12:04:50


İşte benim mangal yürekli hocam

Her daim hakkın yanında

Gerekirse kendi benliğinden bile feragat eder

Yüreğinize, emeğinize, kaleminize, kelamınıza selam olsun...


    [ Cevap yaz ]    

29 Ağustos 2015 Cumartesi 11:15:16


Orospuluk işlerine pek bir şey söyleyemeyeceğim.
Zira,
haksızsın diyemeyiz size hocam.
Ancak,
ateşin, düştüğü yeri yaktığını bilen ve bunun getirilerini az buçuk idrak edebilen bir insan olarak diyorum ki;
her ne hal olursa olsun,
sırtındaki üniformaya yakışmadı o yarbayın söyledikleri.
Siyasi görüşünü, dünyaya bakışını, ülkeyi idare edenleri sevip-sevmediği beni çok ilgilendirmiyor.
Bildiğim şudur;
o üniformayı giyerken, bu mesleği seçerken, olayın fıtratında şehit, ya da gazi olmak yattığını bilmiyor muydu bu yarbayımız?
Yaptığı meslek, bu ülkeyi ve bu milleti, tüm iç ve dış düşmanlardan korumak, kollamak, gerekirse bu uğurda çekinmeden can vermektir. Benim gibi akşama kadar güneşin altında cıvata sıkmak, makin yağlamak değil.
Savaş, ya da barış...
Bu kararı askerler değil, siyasiler veriyor.
Yönetim şeklimizin gereği bu.
Bir zamanlar hatırlıyorum;
bir general çıkmış, terör sadece askeri tedbirlerle çözülemez diye oldukça havalı bir demeç vermişti.
O günlerde, ülkeyi yönetmekte olan iktidarı yine yerden yere vuruyordu bu günkü gibi bazı çevreler.
Neden siyasi tedbir almıyorsunuz diye, ana avrat dümdüz gidiyorlardı.
Ha!...
Seviye, bu günkü kadar adileşmemiş, ayaklar altına düşmemiş o günlerde.
Bu gün,
o siyasi çözüm için bir adım atılmış,
belki çözüm mecliste buluna bilir diye girişimde bulunulmuş.
Sonuç hüsran olmuş maalesef.
Çünkü, karşınızda dünyanın en adi, en yalancı terör örgütü var.
Bıçak, bir yerde kemiğe dayandı,
sabır testisi taşıverdi.
Şimdi,
topyekün mücadele zamanıdır.
Ya bu ilkeyi böleceğiz, ya bu işi kökünden kazıyacağız.
Ucuz siyasi manevralar yapmanın zamanı değildir.
Birileri bu yolla oy devşirecekmiş.
varsın devşirsin.
Yeter ki bu terör belasından kurtulalım artık.
Öleceksek de ölelim.
Zira,
bıktık vatan evlatlarının haince katledilmesinden.
Siyasetin sevimsiz yüzünü seyretmekten bıktık bu hayat sahnesinde.
İsrail'i, Almanya'yı, Amerika'yı, İran'ı anlıyorum.
Ama,
içimizdekileri, bizim yabancıları bir türlü anlayamıyorum.
Bu kadar mı önemli bu siyaset?
Erdoğan gitsin de, ülke ne olursa olsun öyle mi?
Bilemiyorum.
Allah, sonumuzu hayır etsin hocam.


    [ Cevap yaz ]    

muhacir bozkurt  | Mustafa KÜTÜKCÜ
29 Ağustos 2015 Cumartesi 01:19:42


Selâmünaleyküm!
Sami Hocam,
Bu mükemmel dik duruş için yürekten teşekkürlerimi lütfen kabul buyur.
Yürek yangınının ne olduğunu bilmeyenlere "orospu" demek bile az gelir.

Olayın hemen akabinde açılan bir imza kampanyasına ben destek vermiş ve bu olayın lince sebep olmaması için gayret gösterenlere imzam ile ortak olmuştum.

https://www.change.org/p/hepimizyarbaymehmetalkan%C4%B1z-yarbay%C4%B1m%C4%B1za-%C3%BCniforma-%C3%A7%C4%B1kartt%C4%B1rmay%C4%B1n%C4%B1z?recruiter=66963647&utm_source=share_petition&utm_medium=facebook&utm_campaign=autopublish&utm_term=des-lg-share_petition-reason_msg&fb_ref=Default

Sanıyorum bu kampanya etkili olacaktır.

Ümit ve temenni ediyorum.

Memlekette son olan siyasî gelişmelere artık hayret de edemiyorum. O kadar çirkef bir siyaset var ki...

Rabbim sonumuzu hayr eyleye...


    [ Cevap yaz ]    

29 Ağustos 2015 Cumartesi 01:16:30


orospuluğun da şerefi vardır doğru abim orospu açtır ihtiyaçtır veya alışkanlıktır bedenini satar onurunu haysiyetini satmakta böyle kuyruğuna basınca konuşanlarda camur atanlarda var kancıklık ** lık adilik budur saygımla abim


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




OROSPULUĞUN DA BİR ŞEREFİ VARDIR. başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
28.8.2015 17:36:16
Toplam 14 yorum yapıldı
1720 çoğul gösterim
1518 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.