Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. MONTAİGNE [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ (Ellerim Yıldız Tarlası)

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ (Ellerim Yıldız Tarlası)




(18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitlerini Anma Günü Oratoryosu)


Koro:
Bu bayrak bu göklerden inmez.
Söyledik, tekrar söyleriz,
Çanakkale geçilmez!

Anlatıcı:
Avrupalının hasta adam gözüyle baktığı ve bu hasta adamı yere devirmek için fırsat kolladığı bir zamandı. Düşman gözünü boğazlara dikmişti. Can çekişen, ölmek üzere olan avının tepesinde dört dönen leş yiyici, yırtıcı, aç hayvanlar gibiydi. Yedi düveli toplayıp uzattı pençelerini; Balkanlar’da, Trablusgarp’ta, Sarıkamış’ta darbe alan, elini, kolunu savaş cephelerinde kaybeden Osmanlı’nın boğazına. Onu nefessiz bırakabileceğini, soluğunu kesebileceğini hayal etti. Anadolu’nun Avrupa eşiği olan İstanbul’a sahip olmak, bu güzel şehri, hasta Osmanlı’nın bu nadide incisini, boğazından sıyırıp, avuçlarına almak istedi. Yapamadı… Unuttuğu bir şey vardı. Türk Milleti’nin tek bir yürek olarak nefes alıp verdiği…

Her türlü teknik imkân ve donanıma sahip arsız bir düşman karşısında hasta adam denilerek hafife alınan millet, eşi benzeri görülmemiş bir iman ve güç birliği ile geçit vermedi. Çanakkale geçilmez dedi, göğsünü siper, sözünü kılıç eyledi.

Erkek öğrenci:
Siz hiç bir mermi tarafından kovalandınız mı?
Yaşıtlarınızla saklambaç oynayacak çağınızda, bu oyunu düşmanla oynamak zorunda kaldınız mı?
Bir kurşun tarafından sobelendiniz mi ansızın?
Ensenizde ölümün nefesini hissederek, uykuya yatıp uyanmadığınız oldu mu?
Kınalanmış saçlarınız hendek duvarlarında toza, kana bulandı mı hiç?
Silaha sarıldınız mı ananızın kokusu tüterken burnunuzda?
Onun dizi yerine bir tümseğe koydunuz mu başınızı?
Onun elleri yerine barut kokusu okşadı mı saçlarınızı?
Şefkate en ihtiyacınız olduğu bir anda kopuk ve artık soğumuş bir eli dayadınız mı yanağınıza?
Öpüp götürdünüz mü alnınıza sonra?
Rüzgar, memleket türkülerini toplayıp eteğinde döküverdi mi meydana, savaşın çığlığı ile harmanlayıp gözünüzün önünde?
Dalgalanan bir bayrak hışırtısına yüklediniz mi selamlarınızı?
Kayan yıldıza değil de uçuşan mermilere fısıldadınız mı rüyalarınızı?


Kızlar Korosu:
Onlar!
İşte onlar!
Bu vatanı kurtaranlar.
Onlar!
İşte onlar!
Toprak altında yatanlar.
Onlar!
İşte onlar!
Bayrağı gökte dalgalandıranlar.

Koro:
Yenilmez Türk milleti yenilmez!
Söyledik tekrar söyleriz,
Çanakkale geçilmez!

Arka fonda bir Türkü:
Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle, kaymak söyle bal söyle
Gülüm gülüm, kırıldı kolum
Tutmuyor elim, turnalar oyy…
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yar söyle
Gülüm gülüm, kırıldı kolum
Tutmuyor elim, turnalar oyy…

Anlatıcı:
Dünyanın dört bir yanından üşüştüler çekirge sürüsü gibi. Yıl 1914… Asırlardır hükmettiği topraklarını bir bir kaybediyordu Osmanlı. Yorgundu, bitkindi. Silah ve cephanesi düşmanın silah ve cephanesiyle kıyaslanınca yok denecek kadar azdı. Ama çaresiz ve ümitsiz değildi. Vatan aşkıyla çarpan yürekli ve inançlı bir orduya sahipti. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci göğsü imanla inip kalkan, kafesine sığmayan yenilmez bir ordu hem de… Bazen aslan olup kükrediler, bazen at olup şahlandılar, bazen güneş olup doğdular, bazen bulut olup yağdılar, bazen rüzgâr olup estiler, bazen ırmak olup çağladılar… Çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar…

Kız öğrenci:
Siz hiç babanızı, kocanızı, oğlunuzu, karındaşınızı gelmeyeceğini bile bile uğurladınız mı ocağı tüten evinizden?
Söndü mü sonra ocağınız?
Yıkıldı mı dumanı tüten bacanız?
Yıkıldı mı duvarlarınız, çöktü mü çatınız başınızın üzerine?
Siz hiç Allah’a kurban ettiğiniz koçlar gibi, gelin kızlar gibi kınaladınız mı yavrunuzun saçlarını, vatana kurban olsun diye?
Bile bile ölüme uğurladınız mı, uğurlar gibi düğüne?
Gece ile gündüzünüz karıştı mı birbirine?
Bir kuş gözlediniz mi gökyüzünde, bir haber beklediniz mi yağan yağmur tanelerinden medet umup?
Gözyaşlarınızla doyurdunuz mu yetim bebenizi, bakışlarınızla ısıttınız mı karda kışta onun o üşüyen tenini?
Evladınızın üzerinden alıp örtüyü, mermiye analık ettiğiniz oldu mu hiç?
Mermiyi kucaklayıp, öptüğünüz peki?
Yol gözlediğiniz yollara döktünüz mü umutlarınızı, düşürdünüz mü gözlerinizi?

Erkekler Korosu:
Onlar!
İşte onlar!
Yağmur olup yağanlar.
Onlar!
İşte onlar!
Sel olup taşanlar.
Onlar!
İşte onlar!
Onlar inananlar.

Koro:
Dinmez anaların gözyaşı dinmez!
Söyledik tekrar söyleriz,
Çanakkale geçilmez!

Arka fonda bir Türkü:
Gayri dayanamam ben bu hasrete
Ya beni de götür ya sen de gitme
Ateşin aşkına da canım yakma, yakma çıramı
Ya beni de götür ya sen de gitme


Anlatıcı:
Düşman donanmaları boğazı rahatça geçebileceklerini düşündüler. Düşündükleri olmadı. Türk tabyaları onlara geçit vermedi. Ateş sağanağı düşmanı yıldırdı. Gemileri battı, hasar gördü ve büyük kayıplarla geri çekildiler. Deniz yoluyla emellerine ulaşamayacağını anlayan düşman bu kez karadan saldırılara başladı. Dişe diş, göze göz, kana kan, cana can bir kara savaşı tozu dumana katıyor, gökten kurşun yağıyor, yerden kan fışkırıyordu adeta. O ne kızılca kıyametti öyle, o ne bitmez iman o ne bitmez direnişti. Savaşmak değildi yaptıkları, komutanlarının emirlerini harfiyen uyguluyorlar ve ölüyorlardı. Bir Mehmet şehit oluyor bin Mehmet doğuyordu aynı anda sanki.

Havaya barut kokusu karışıyor, gökte bulut ağlıyor yerde toprak kaynıyordu. Bu öyle bir savaştı ki yaşanan, yedi düvel toplanmıştı, kıyamet kopmuştu sanki. Kan, çığlık, feryat, fırtına, açlık, sefalet ve eşi benzeri görülmemiş bir katliam bir vahşet…

Güneşin ateş kırmızısı yeryüzüne akmış, yerden alevin dilleri yükseliyor, toprak adeta usta bir ressamın fırça darbeleriyle boyanıyor ve yaşanan vahşeti yansıtıyordu. Bedenden ayrılan ruhlar uçuşuyordu gökyüzünde ve ruhsuz uzuvlar kayboluyordu yeryüzünde. ‘’Ben size savaşmayı emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!’’ demişti gözleri ateş saçan bir komutan.


Arka fonda bir Türkü:
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Off gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Off gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Off gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Off gençliğim eyvah

Erkek öğrenci:
Ben Mehmet çavuş, düşmana iade ettim attığı tüm bombaları. Conkbayır ve Seddülbahir’de kaldı sağ kolum, sol kolum sol yanımda, imanım var göğsümde, söyledik size geçilmez, geçilmez Çanakkale!

Kız öğrenci:
Ben Nezahat onbaşı, Albay Hafız Halit Bey’in tek kızı. Gediz’de düşman alayının üzerine at sürdüm en önde. Türk kadını korkmaz, Türk kadını yılmaz, haydin dedim Mehmetçiğe, haydin ölmeye… Geçilmez, geçilmez Çanakkale!

Erkek öğrenci:
Ben Yahya çavuş, bir kurşun bulutu olduk birliğimdeki erlerimle, yağdık düşmanın üstüne. Bir avuç kalsak da benzeriz biz sellere, söyledik size geçilmez, geçilmez Çanakkale!

Kız öğrenci:
Ben Hatice, nam-ı diğer asker Ahmet… Cepheden cepheye koştum, rüzgar oldum, ateş oldum, su oldum. Kol oldum, yol oldum, düşmana meydan okuyan Mehmet’in yanında, onunla omuz omuza Ahmet oldum, er oldum… Savaştım diş dişe, yiğitçe, mertçe, söyledik size, geçilmez, geçilmez Çanakkale!

Erkek öğrenci:
Ben Seyit Onbaşı, Kilitbahir’de kilit vurdum düşmanın ağzına. Sustu gök, sustu yer, sustu düşman o anda. Türk’ün gücü inançtandır biline, söyledik size geçilmez, geçilmez Çanakkale!

Kız öğrenci:
Ben Safiye Hüseyin, Hemşire Safiye… Yaraları sarmaya geldim Çanakkale’ye... Eteğim sargı bezi, merhem parmaklarım, can suyu oldu bazen çatlamış dudaklara kanlı gözyaşlarım. Etten kemikten sur gibiydik, ihtiyaç yoktu kefene… Söyledik size geçilmez, geçilmez Çanakkale…

Erkek öğrenci:
Ben Ali, Kınalı Ali… Anamın kuzusu, babamın koçu Ali… Güle oynaya gittik cepheye, bayrak elimizde, vatan gönlümüzde, iman göğsümüzde, güle oynaya gittik ölmeye, güle oynaya gider gibi düğüne… Söyledik size geçilmez, geçilmez Çanakkale!


Arka fonda bir Türkü:
Eledim, eledim höllük eledim
Aynalı beşikte yavrum bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eyledim
Gitti de gelmedi yavrum buna ne çare
Yaktı yüreğimi canan buna ne çare

Koro:
Biz Mehmet, biz Yahya, biz Seyit’iz,
Biz Ali, biz Nezahat, biz Hatice’yiz,
Biz Safiye, biz Ahmet, biz Fatma, biz Elif’iz
Göğsümüzü siper ederiz kahpe kurşun önünde
Vurulur, vurulur, vurulur
Ama ölmeyiz.
Biz Mustafa Kemal’iz.
Toprak inadına yeşerir her bahar,
Güneş inadına doğar…
Bu bayrak inadına dalgalanır mavi göklerde,
Ay ve yıldız inadına parlar
Söyledik size Türk askeri eğilmez,
Geçilmez Çanakkale,
Çanakkale geçilmez!

Anlatıcı:
Çanakkale’de kazanılan bu büyük zafer Türk milletinin yıkılmaz gücünün, bükülmez bileğinin, bitmez inancının nişanesidir. Asırlardır bağımsızlığından ödün vermeyen bir ulusun onur ve şeref mücadelesinin ödülüdür. Bu zafer top tüfek yetmediğinde süngü kürek, kol bilek yetmediğinde can yürek takviyesi ile ve en önemlisi inanç birliği, vatan ve bayrak sevgisi sayesinde kazanılmış bir zaferdir. Mustafa Kemal gibi büyük bir liderin önderliğinde Türk’ün yenilmezliğini ve gücünü bütün dünyaya ispatladığı bir destandır Çanakkale zaferi.

Koro:
Bu bayrak bu göklerden inmez,
Kanla sulandı bu topraklar,
Kanla yazıldı tarihe Türk’ün adı
Silinmez!
Söyledik, tekrar söyleriz,
Türk askeri eğilmez!
Çanakkale geçilmez!

Finalde Alay Marşı:
Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana
Arş ileri! Marş ileri! Türk askeri dönmez geri!

Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olsun
Biz bu yoldan döner isek, namus bize ar olsun
Ne şereftir ölmek bize, bu güzel vatan için
Yanar yürek yurt aşkıyla, daima için için
Arş ileri! Marş ileri! Türk askeri dönmez geri!






Hicran Aydın Akçakaya

(hi-çocuk serisi 3. Kitap ELLERİM YILDIZ TARLASI sayfa:52-61)





Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

Özlem Tarhan  | Özlem Tarhan
18 Mart 2014 Salı 08:52:20


Tüylerim diken diken, içim köz köz, gözlerim sağanak...
Bu kadar da olmaz ki Hicran Hanım!

Ellerinize, yüreğinize sağlık...

Öpüyorum sizi güzel yanaklarınızdan sevgi ve sonsuz saygıyla...


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




ÇANAKKALE GEÇİLMEZ (Ellerim Yıldız Tarlası) başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
18.3.2014 08:31:38
Toplam 11 yorum yapıldı
5519 çoğul gösterim
5004 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.