İnsanlar kötülüğü, arzuları kuvvetli olduğundan dolayı değil, vicdanları zayıf olduğundan dolayı yaparlar. JOHN STUART MiLL [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Tamam ya tamam..ittirmeyin..

Tamam ya tamam..ittirmeyin..



Evrenin bütün şarkılarından kovuldum ben bir gece. Vallahi kovuldum, billahi kovuldum.

Dediler ki,

Hızla kayıp giden keman rebab cümbüş yaylarına nefes nefes tutunmaya çalışıyorsun, gümbürdeyen davul kudüm bendir tokmaklarına sarılıp fır fır sallanıyorsun, kanun arp santur telleri arasında ahenkle gezinen parmaklara bulaşıyorsun, bütün trompetlere neylere ve dahi obualara üflenen nefeslerin rüzgarına, güya ‘’ a valla hiç farketmeden’’ kapılıp, şarkılara sızmaya çalışıyorsun dediler.

Çalgıların ahengiyle arada kaynarım sanarak yaptığın tüm bu eylemler işe yaramayınca tek tek makamlarla görüşmeye çalıştığın duyumları geldi dediler. Bir pazar akşam üstü Göksu’da segah uşşak ve şadarabanla görülmüşsün, Galata civarı meyhanelerde muhayyerkürdi nihavend çargah, nereden sevdim o zalim adamı diye bağrışıp kadeh tokuşturuyormuşsunuz, akşam sekiz onbeş vapurunda hicaz ve hüseyni, yüz bulur onlara da bulaşırsın diye, peşinden aylarca ayrılmadığın buselikle, senin yüzünden selamlaşamıyormuş dediler.

‘’Neymiş, ötekiler biraz yana çekilirse sen de girebilirmişsin araya, hem ses hem duygu, hem bi sürü bişey açısından daha zengin olurmuş hepsi’’ diye ses tonlarını alaycı hale getirip, makamlarla gizliden açıktan hasbıhal ettiğim ne varsa hepsini yüzüme vurdular.

Yoksun, olmadın, olmayacaksın, beyhude çabalanma debelenme diye eklediler, ki sanki bağırdılar gibi geldi. İnadı bırakmamı, o dört ara boşluklu beş çizgide boş yer olmadığını, hem diyelim ki sıkış tepiş yer bulduk, bir ismim bile olmadığını, var olanların adlarının bile inceli kalınlı ikişer kere filan zikredildiğini, çalındığını, söylendiğini, hem arkamdan hem de yüzüme karşı iki kere, ya da üç dört kere, belki de her mevsim en az bir kaç kere söylediler.

Duyup dinledikçe anlar susar, çekilir giderdim. Kışları daha bir sakin, mahzun ve ses etmeden geçerdi. Boğaz kıyılarında oradan oraya sürter, şehrin en erken ve en geç vakitlerinde börtü böceğe kulak kesilir, benden mahrum olmakla çirkinleştiğini bildiğim o şarkılarla birbirlerine seslenmelerini acıyarak dinlerdim. Bazen de yağmur şıkırdamalarına ip atar, sallanır dururdum yerle gök arasında. Ama değil mi ki erguvan zamanlarında bu fettan İstanbul nağmelenir de coşardı, işte ben o vakit yerimde duramaz, o hani demin anlattığım dediklerini ve dahasını yapmak üzere ortalıklarda dönenir dururdum. Nerden musallat olmuştu bu his, nasıl gark olunmuştum bu takıntıya bilmem ama içime gelmişti bir kez.

Ben dokuzuncu notaydım.

Şarkılar bensiz natamam, bütün nağmeler bensiz pek bi renksiz, neşeliyse neşesi az, hüzünlüyse hüznü tam hüzün sayılmaz bir halde, bence vallahi per perişandı. Benim, bu çağlar boyu eksik de olsa iyi kötü bugüne ulaşmış, ama dahasına zamanın ve dünyanın izin veremeyeceği bir yalan yanlışı düzeltmem gerekiyordu. Gel gör ki hiç bir aralık bulup giremiyordum, her yanı zebellah korumalarla çevrili kurulu düzene. Bir ad bulunurdu elbet sıfatıma. Ötekiler nasıl icad olunmuştu ki hem. Do? Çok mu anlamlı. Fa. Sol. Tuhaf tuhaf kelimeler. Bana da pa, hu, cey, fik gibi bir şeyler denilebilirdi. Yok, olmazmış öyle.

Umurumda değil çok da gerçi, ama tek başıma mırıl mırıl mırıldaşsam da öyle hali vakti yerinde bir şarkı çıkaramıyordum ki. İlla onların da yardımı gerekiyordu, ama ne geliyorlardı yanıma, ne de beni aralarına katıyorlardı. Nitekim, bir gece topladılar üst kurul, ondan da yetkilisi, hepsinden daha da yetkili bir üstü filan. Bilahere sıfatıma beyan tebliğ ve tebellüğ ettiler ki, dünya evren galaksi, işte mahlukatın aklının kestiği sınır nereye kadarsa onun en dış halkasından öteye kovuldun diye buyuruverdiler. Çıktık gittik elbet, ne yapacağız.

Yeryüzünde yalnız gezen mutsuzlar, gökyüzünde sizin kadar yalnızım diye şarkılar söyleyerek geziyorum, birileri duyar da acır belki, bir selam eder, bir el sallar, bir buse gönderir diye. Hiiiç oralı olan yok.

Ve işte geldi yine gönül yaylarının gevşediği zemanlar.

Evet evet, bahar geliyor. İçimde kıpır kıpır ne çok nağme var, erguvanlar da eflatunlanır yakında. Bu İstanbul çapkını da beni her gördüğünde göz kırpıp Haliç akşamlarından kadeh kaldırıyor nazire eder gibi. Of ooofff, of ki of, nasıl bir efkarlı gecedir bu. Bak, sus hele, dinle. ‘’Gel ey denizin nazlı kızı nûş-i şarab et’’ diyor uzak bir pencereden sızan sarı ışık huzmesi. Duydun mu? ‘’Çık sahile gel sinede bir âlem-i âb et’’. Ah içim gidiyor, ah!! Aslında o denizle nazlı kızın arasında minik bir es var, hani.. belki...

Hey, şşşt acem aşiran, baksana bişey diycem.







Etiketler:




"Tamam ya tamam..ittirmeyin.." başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)

Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.






Tamam ya tamam..ittirmeyin.. başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 7.3.2014 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
6.3.2014 03:49:56
Toplam 5 yorum yapıldı
947 çoğul gösterim
825 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.