İ.Çamalan
362 şiiri kayıtlı

Zeynep'in Hikayesi/ 38

İ.Çamalan
  5,0 / 7 kişi ·7 beğenme · 6 yorum · 886 okunma
Zeynep'in Hikayesi/ 38

Zeynep'in Hikayesi/ 38



"-siz gedin ben un çuvalını
bizim sığırtmeç ilen gönderirin" dedi yörük Musa.

Burada öğütülen buğdayların hamurun da
gözyaşı emek ve geçmişin izleri vardı
iki gün iki öküz’ün koşulduğu döven’ le sürülür
altında çakmak taşları bıçak vazifesi görür
sapla samanı ayırırdı.

Harman yerinde rüzgar da tınaz savrulur
eğer rüzgar esmez ise
"tınaz’ı çıkaramadık"diye dert yanar çiftçi kısmı
holuz ile elenir
herkesin rengi bir olurdu
toprakla helalleşilirdi,

artık güneş tam tepene çıktığında
koca kavağın altındaki göz’de toplanlır
herkesin çıkın’da ne varsa yere serilir
yörük musa katılır takılırdı Iraz anam’a

"eteğinin altında çıkın, çıkın altınları vardır
sana baktıkça yüreğim hardır deli ıraz
bana varmaz isen mezarlar sana dardır" diye

Iraz anam’da
"-neylersin elin üç oğlaklı, beş keçisini" yörüg sende
"-saçımın akına bakma, işimin pakına bak" ırazzz
...
sonra sofra toplanır hep beraber dua ederlerdi

"haydi tarla, hakkını hukukunu
eksik fazla helal et
bizden yana helal olsun
koyup giden , nurda yatsın
taşına, toprağına sağlık" denirdi

harman yerinde bırakılan buğday tanelerini
çocuklar toplamaya kalksa

"-olumm , gızımm goyun onlaaa bakem
guşların, garıncaların ırızgı onla"
deyip bizlere hayat dersi verirdi büyükler.

Şimdi oysa insanlar yanında çalıştırdığı
kişilere bile helallik vermiyordu.
...
biz yokuştan inip köşeyi dönünceye kadar
arkamızdan bizi izledi yörük Musa
ilk aşk demek ki unutulmuyordu
sanki sevdiğine zarar gelecekte,
bulunduğu yerden kartal gibi kanatlanacaktı adeta değirmenci

geldiğimizi fark etmemiş
bir kağıda sanki vasiyet yazıyordu İbram Hoca

kaldığı yerden devam edecek

sığırtmaç/ sığı güden sığır çobanı
döven/Harmanda ekinlerin sap ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, altında keskin çakmaktaşları çakılı bulunan kızak biçiminde araç.
holuz/Buğday, arpa, nohut temizlemek için kullanılan büyük kalbur.
tınaz/Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını.
çıkın/Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça, çıkı

deyimler...
neylersin elin üç oğlaklı, beş keçisini/ başkalarının işine burnunu sokmak

tınaz’ı çıkarmak/Harman dövüldükten sonra savrulmak için yapılan yığın.

saçımın akına bakma, işimin pakına bak/yaşlılığıma değil yaptığım işin güzelliğine bak
Şiiri Değerlendirin
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Zeynep'in Hikayesi/ 38 şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

Zeynep'in Hikayesi/ 38 şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
GÜLDESTE , 5 puan verdi
28 Haziran 2014 Cumartesi 22:08:28
çokçok güzel ve özel bir bölümdü değerli kaleminiz hep yazsın sevgi ve saygılarımla
Ya Nur
27 Haziran 2014 Cuma 22:54:24
Anadolum esiyor hasretlerde kavusmalarin güzelliği ah be ustam ne iyi ettin yazdin çok yasa sen saygilar
Onatça , 5 puan verdi , etkili yorum yaptı.
27 Haziran 2014 Cuma 21:43:49






Hey gidi günler heyyy !
Yine de heyy !...
Deme istersen ;
Geçmişini inkar edip,
Zorlukları bilmek istemezsen…

Eski değerli büyüklerinin,
Değerlerini, çektiklerini öğrenmek istemezsen
Onların alın terlerinin
Paklıklarını, inançlarını ötelemek istemezsen…
O resme rağmen,
Ben gibi sen de heyyy !...Heyyy !...
Hayretten ve kaynamaktan demeyeceksen
Kendini dahil, her şeyi inkar et istersen…

Onların yüreklerinin
Bir makineden ibaret olduklarını eğer söyleyeceksen
Ak yürekli mazini inkar etmek isteyeceksen…
Uzar gider bu örnekler böyle,
Anlamak istemezsen,
Şayet asıl sen bir makineysen !...
Heyyy !..gidi günler…heyyy !
Deme istersen ?...

Onlar hem “düven” taşıdılar
Çürüyene kadar kemiklerindeki sancılar
Ve hem de,
Yeri geldi, kağnı için kullandılar,
Bizim Şehit Oğlu Şehit İstiklal Savaşçılar
Arkada çocuklar,
Ne kadar da mutlu görünüyorlar…

İnanmayın siz yine,
“Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı” diyene
Ya o Atalarına şimdi ne diyeceksin öyleyse
Onlardan mada bir emekle mi yetiştirildin sen bugünlere
Önce,
Koy kendini sen o eski büyüklerinin yerine
Hazırı kendine sipariş emek etme öyle ???...

Toprakla helalleşmek !...
Ne uçsuz ve ne manidar bir anlam bu böyle
O sözün güzelliğinin ima sesleri avaz avaz uçuşuyordu yürek de.
Vücuttaki ter’in kaynağı
“Sapla samanı ayırmak’la” yoğunlaşırdı elbet daha çok...

Bir de onlarda ki ter selini görebilseydinin
Köylü kendi tarlasın da çalışırken,
Görünce duramaz anın da söylerdiniz,
Vallahi bu ekmek de asla “Haram yok” diye yemin edersiniz !...


Tarlada yemek molası olunca da
Herkes dökermiş sofraya azığında ne varsa
Senin, benim sözü bile köy insanı için lafı olmaz haşa !
Zaten asla yüreğine sokmazmış köylü hiç bir vefasızlığı
Hep birlikte paylaşılırmış o türden sofraların insanlığı…

Şehir vatandaşı olmak çok kolay gelir bir yurttaşa
“Alman usulü” kurtarır onların maddi sofralarını
Oysa Anadolu köylüsünün sofrasının hal ve tavrı,
Şartsız bir ortaklaşmanın lezzetine davet eder çok insanı
Böyledir işte,
Bizim Anadolu’lu canlarımızın her konu da ki adabı…

("eteğinin altında çıkın, çıkın altınları vardır
sana baktıkça yüreğim hardır deli ıraz
bana varmaz isen mezarlar sana dardır" diye…)

Iraz’a takılmaya başlar Yörük Musa
Şakayla karışıkların içinde,
Eski özel duyguların ekşimiş kokteyli de var sanki ?
Manidar bir mani serptiriverir hemen orta yere
Altın şakası döker Irazca’nın yüzüne
Hem de Sere serpe…

Sofra toplanıp geçilirmiş bu kere,
Emeklerin, yenen yemeklerin “Helallık” sözlerine
Ne olanca güzellikteymiş köylü insanımız da yürekler !
Geleneğe bakın siz, bir defa şu geleneğe ?
Hasret kalırsınız bu duruma siz şehirlerde
Ölüp gidersiniz bilmeden “Haram” lokma yiye yiye !!!...

("-olumm , gızımm goyun onlaaa bakem
guşların, garıncaların ırızgı onla"
deyip bizlere hayat dersi verirdi büyükler…)

Kimi köy yerin de
Toplanmazmış buğday taneleri bile
Vatanları toprak olan karıncalar yesin diye
Neden çok olmuyor karıncalar şehirlerde
Çünkü onlarda biliyor ki en lezzetli ve en bol ekmekleri köy yerin de…

İlk Aşk !..
Ve değirmenci…
Ve Yörük Musa !...
Sanki buğday öğütmemiş
O’nu eskiten yılların pençesinde.
Yıllar yılı tarihi değirmenin de,
Hep aşk öğütmüştü anlaşılan kendine…

Bu kez “Dip not’larınız” iyice gelişip serpilmişler
Deyimler,
Ve kelimeler,
Keşke öyle bir sözlüğümüz olsaydı elimiz de
Öğrenirdik öylelikle,
Göreneğimizin, geleneğimizin zenginliğini de..

Mutlu geceler !
Gönlü bol yapraklı, bol çiçekli ve yüreği bol zenginlikli Şair dostum !!!...





Onatça tarafından 6/27/2014 9:50:01 PM zamanında düzenlenmiştir.
Bu yoruma 2 cevap yazılmış.
Onatça
28 Haziran 2014 Cumartesi 07:25:55



Benim yorumdan sonra ki
Yorum cevaplarınızda "Müthiş" aydınlatıcı ve zorluklar gerçekten çarpıcı !!!...
Nasıl olmaz ki öyle bir ekmeğin sonsuz tadı ???...
Nasıl es geçilir ki, o tarla insanlarının sapına kadar "Helal" hayatları ?
Şunu unutmayın,
Gittikçe ağırlaşan bir duyguyla kutluyorum ben sizin açıklamalarınızı...
Şiirin sahibiİ.Çamalan , şiirin sahibi
28 Haziran 2014 Cumartesi 01:22:45
Elde edilen buğdaylar, köyün içine kurulan yalaklarda yıkanarak çul denilen sergilerde kurutulup ambarlara doldurulurdu. Bugünkü gibi elektrikli değirmenler olmadığından buğdaylar su değirmeninde öğütülürdü. Rahmetli Mıstık dedem, değirmenlerden birini bir aylığına kiralar, her gün değirmene bir eşek yükü kadar buğday götürür, bir eşek yükü un getirirdi. Buğday işi bitirilince mısır öğütülürdü. Nüfusu az olanlar değirmenciye bırakır, değirmenci belli ölçüde buğday alarak öğütme işini yapardı. Yani vatandaşın bir yıl boyunca bir lokma ekmek ve hayvanlarının yemi için ne kadar çok çalışılırdı. Bugünün insanlarının o günlere göre ne kadar şanslı oldukları anlaşılmıştır umarım.

Hazırlanan kışlık unları bayanlar ağaçtan yapılmış teknelerde yoğurup mayalarlar, ocaklara konan sac denilen aletlerin üzerinde bazlama yaparlardı. Mısır unundan yapılan ekmekler daha çok yoğurdun içine doğranarak yenirdi. Şimdi düşünün; bu kadar emekten sonra o ekmek nasıl tatlı gelir insana.. Ne yazık ki günümüzde yediğimiz hiçbir şey aynı tadı vermiyor.

Yukarıda yazdıklarım sadece bizim köyün gerçekleri değil, tüm Türkiye’nin güzellikleri ve varlıklarıdır. Şimdi bunlar bir efsane gibi oldu. O gün ki varlıklarımızdan da hiçbir eser kalmadı. Herkes suni olarak yaşamaya başladı.

teşekkürler hocam hayırlı ramazanlar deam edecek Ramazan da hikayemiz
SEVMEK İBADETTİR , 5 puan verdi
27 Haziran 2014 Cuma 21:19:56
Maşallah dostum bu güzel resimlerle şiirler birbirini tamamlıyor selam ve saygılarımla aslımıza seyahat ediyorum sayende var olasın selam ve saygılar
Nuray Ayhan , 5 puan verdi
27 Haziran 2014 Cuma 20:27:15
çakmaktaşı ve döven bunları biliyorum ben
ne güzel oldu çok eski günleri hatırladım
hep köy hayatını merak etmişimdir bu eser sayesinde adeta yaşıyoruz zamanı
teşekkürler...
cangülüm , 5 puan verdi , etkili yorum yaptı.
27 Haziran 2014 Cuma 17:36:39
ibram hocam öküzle düvenle ne güzelde harman ediveriler böle .
demi ama bizde birde düvene binme yarışı ediveridik ya mahallenin çocuklanan
bezim borda bir çayır harman yeri vardıda hatırlayı verdim ..şimdi
ırazın da bağrı yanık ya musaya unutuvermemiş halen yanar harıl harıl
off be ibram deşiliyor yaralar ya hayırlara gelsin ..
yüreğine sağlık ibram hocam saygılar...
Bu yoruma 1 cevap yazılmış.
Şiirin sahibiİ.Çamalan , şiirin sahibi
27 Haziran 2014 Cuma 17:51:35
Ama bunca yorgunluğa rağmen her kesin üstü başı toz duman içinde ve hata harman zamanı evler dahi her taraf saman toz olmasına rağmen bir yıl harcadığı emeğin karşılığını almanın sevinci olsa gerek bu aksaklıklar göz önünde bulunamıyor. Geceleri ay ışığında mahsülü ayırırken içilen çayın tadı da bir başka oluyordu bir tarafta çay içilirken diğer tarafta çıkan mahsüllü torbalayıp kilere taşımanın yorgunluğu gitmiş olurdu.Şimdi o günleri özler olduk

sağol can dostum
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.