0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
110
Okunma
Gece iner Galata’ya, ay boğaza eğilir,
Bir vapur geçer usulca, martılar borç bilir.
Kimi kan emer boyundan, kimi maaştan azar azar,
İstanbul’da vampir çoktur, diş göstermeden de ısırırlar.
Karaköy’de bir kont oturmuş, kahvesi duble sert,
“Ölümsüzlük pahalı,” diyor, “aidatlar ayrı dert.”
Yan masada bir hanımefendi takipçi sayar gizlice,
Kan değil artık mesele; görünmek lazım mümkünse gece gece.
Beyoğlu’nun aynasında yüzler solgun, cepler yorgun,
Ne Dracula kaldı eski, ne de aşk artık masum.
Bir kart geçer turnikeden, bir ömür eksilir içten,
Metrobüs daha korkunç bazen Transilvanya’dan gerçekten.
Boğaz kıpkırmızı parlar, sanırsın kanlı bir ay,
Meğer köprü ışıklarıdır; şehir yine yapmış olay.
Vampirler takım elbiseli, toplantıdan yeni çıkmış,
Biri zamanı emmiş, biri umudu; öteki faizi sıkmış.
Bir tanesi sorar: “İnsan kanı hâlâ revaçta mı?”
Garson güler: “Efendim artık organik olanı pahalı.”
Menüde umut kalmamış, huzur zaten tükenmiş,
Yanında biraz kariyer, üstüne ego önerilmiş.
Sabaha doğru ezan gelir, vampirler telaşlanır,
Ama güneşten değil; pazartesiden korkulanır.
İstanbul uyanır ağır ağır, herkes işine dağılır,
Ve kimse fark etmez aslında
gece vampirlerin değil, şehrin kendisinin kanımızı emdiğini.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.