0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma
Bir bozkırın ortasındayım.
Atım çok diri ve güzel.
Elimde çok önemli bir devlet sırrı var ve görevim kutsal.
Atıcılığım mükemmel
Okum sadağım harika
Oklarım özel yapım.
Fakat yollarım tuzaklarla dolu.
Hainlerle mücadelelerle dolu bir yol. Sanki yolun tozu toprağı dikeni yetmezmiş gibi.
Bir handa dinlenmek istiyorum.
Bir yüz var çok yakınlarımda
Güzel gözleriyle güven veren
Tatlı sözleriyle iç ısıtan.
Bana diyor ki "senin olduğun her yere gelirim."
Güven...
Bozkırın, neredeyse hiçliğin ortasında bir güven...
Onun da atı güzel ve çıkıyoruz yola birlikte.
Yolda daha önceki yoldaşlarını anlatıyor.
Susuyorum
Atımı kötülüyor
Susuyorum
Görevimi kötülüyor
Susuyorum
Atıcılığımı kötülüyor
Susuyorum
Bazen çekip gidiyor. Başka yolcuların çağırmasına aldanıyor.
Susuyorum.
Bazen beni bırakıp birkaç tur atıp geliyor
Susuyorum.
Çok çetin bir sürece giriyoruz.
Düşman sınırında çok dikkatli olmalıyız fakat yavaşız diye, sessiz gitmek gerek diye, sıcak bunalttı diye, neden hâlâ yemek molası vermedik diye
Görevin en önemli kısmında beni yoruyor.
Ondan bu sürecin başında sadece "yanımda olmasını benim tarafımda olmasını" istiyorum.
Olmuyor.
Bir türlü olmuyor.
Bir de bu sürecin sonunda süre verip bir şey istiyorum.
Yapmıyor.
Bile isteye, umrumda değil dercesine yapmıyor.
Bense bozkırın atlısıyım
Yalnızlık nedir bilirim. Bir küçük kayayı yastık yapıp gök çadır altında uyurum atımla.
O hancı kızı ise bunu bilmiyor.
Beni hana tek uyumamak için gelen herhangi birileri gibi sanıyor.
Hancı kızı çok şeyi biliyor.
Bilmediği şey ise bu bozkırın atlısı her şeyin farkında ve bu sabahın şafağına varmadan artık başka bir yoldan gidiyor.
Güzel yolu hancının kızına bırakıp, bataklıktan gitmeye karar veriyor.
Ben bozkırın atlısı
Hancının tek gecelik misafiri değil
En değerliyi taşıyan bir elçi
Bir not bırakıyor
Ve gidiyor.
"Hanın yolunu hiç unutmadın, yarına kalmadan handa olursun nasılsa"
Şiir 2
Kendine yolcu der
Bana hancı kızı
Yüreğindeki aşkları tarif eder ;
Bir bardak sudan
Bir damacanaya
Bir damacanadan şelaleye…
okyanusa açılırmış onun yüreği
Kendine der yolcu
Bana hancı kızı
O bir efendi
Çok şey de bilirdi
Gezdiği gördüğü yerleri sorarsam
atı doyana kadar anlatırdı
Pasifik okyanusundan bahsetmişti
“Okyanusların en büyüğü
içinde en derin çukur “
Anladığım kadarıyla
“Boğulurdu yüzmeyi bilmeyen biri
Çukur yutmasa da dalgalar
bir kıtaya vururdu cesedi.”
Kendine yolcu der
Bana hancı kızı
Hep topuklarımdaydı aklı
Yaklaştığında tutardı beni bir sancı
O bir efendi ben hancı kızı
saplanmış gölgesiyle
İpekten kadifeyle işlenmiş kilime
Koşar kıtadan kıtaya
çilesi kopmuş Oklu atçı
Kendini yolcu eder
Beni hanın kalıntısı
O bir efendi
Dizleri üzerine çöktürülmüş Helios
Sen mi doğurtacaktın
İçimdeki sönmüş umudu
Güneşin battığı yerden
Sabahın aydınlığını haber veren
bir horoz kadar becerin yok ey Helios
Aydınlık için tanrı lazımla horozlar seçilmeliydi
Kesildikçe her bir horoz boynu
Kursağında kalıyor sabahın müjdesi
Kınayarak bakma sen bir efendi
karanlığında kendi etini yemedin mi ?
Üzül sen efendi
Horozların boynundaydı aydınlığın haberi
sen üzülme efendi!
Bir lokma et görecek fakirin midesi.
Sal ellerimi göğsünden
İstemem yoldan topladığın
Tapusuz defineyi
Kaldır gözlerimin önünden
O cennetten vaadini …
Sen yolcusun efendi
Ben Hanın kaçmış kızı
Gidecek yerim yok
Ne cennetten
ne de cehennemden bir vadi…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.