9
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
197
Okunma
Zaman, durdurulması imkansız bir nehir gibi akmaya devam etse de, Alaz ve O’nun kurduğu o küçük dünya, mevsimlerin ve yılların aşındıramayacağı kadar sağlam bir temel üzerine oturmuştu.
Artık hayatlarının sonbaharına gelmişlerdi. Alaz’ın bir zamanlar heyecanla titreyen elleri şimdi yaşlılığın getirdiği hafif bir yavaşlıkla hareket ediyordu; fırtınalı bir denizi andıran o eski bakışları ise yerini tamamen dingin, bilge bir huzura bırakmıştı.
Şehrin gürültülü caddelerinden uzakta, bahçesinde papatyaların ve mor salkımların boy gösterdiği küçük, taş bir evde yaşıyorlardı. Alaz artık büyük konferans salonlarında konuşmuyor, parlak ışıkların altında ödüller almıyordu. Onun en büyük ödülü, her sabah gözlerini açtığında karşısında bulduğu, yılların yüzüne bıraktığı her çizgiyi ezbere bildiği o kutsal çehreydi.
Bir akşamüstü, güneş gökyüzünü turuncunun ve kızılın en sıcak tonlarına boyarken, bahçedeki eski ahşap masada oturuyorlardı. Alaz’ın kucağında, sayfaları sararmış, kenarları kıvrılmış o ilk defter duruyordu. İçindeki o meşhur cümlenin yazılı olduğu sayfa: "Dünyayı sadece sevgi kurtarır derler sevgilim..."
O, Alaz’ın omzuna hafifçe yaslandı. Saçlarındaki beyazlar, batmakta olan güneşin ışığında gümüş gibi parlıyordu.
"Alaz," dedi, sesi bir ninni kadar yumuşaktı. "Bunları yazmanın üzerinden ne kadar çok yıl geçti, değil mi? Sence gerçekten o gün dediğin gibi oldu mu? Bu sevgi, dışarıdaki o kırık kalplere ulaşabildi mi?"
Alaz, yavaşça başını çevirdi. Sevgilisinin gözlerinin içine baktı. O gözler, ilk günkü gibi Alaz’ın içindeki tüm boşlukları dolduran o tarifsiz şefkatle bakıyordu. Alaz derin bir nefes aldı, sevgilisinin elini kendi avuçlarının arasına aldı.
"Ulaştı," dedi Alaz, sesinde en ufak bir şüphe bile barındırmayan bir kesinlikle.
Çünkü sevgi, bencilce bir odada saklanamayacak kadar büyük bir enerji. Biz birbirimizi bu kadar saf ve adanmış bir şekilde sevdikçe, bu evrene bir şifa yayıldı. Bu evi ziyaret eden her genç yazar, sokakta bizi el ele gören her umutsuz yabancı, o kitapta kendi acısını bulan her okuyucu bu sevgiden bir parça aldı. Sen beni sadece doldurmadın sevgilim; sen benim üzerimden dünyaya akan bir pınar oldun.
Hava yavaş yavaş kararıyor, gökyüzünde ilk yıldızlar birer birer göz kırpıyordu. Alaz, defterin kapağını yavaşça kapattı. Artık yazacak yeni bir kelimeye, eklenecek yeni bir sayfaya ihtiyaç yoktu. Hayat, yazılabilecek en güzel, en eksiksiz romanı onlara bizzat yaşatmıştı.
İçeriye geçtiler. Evin içi, yıllar boyunca biriktirilen anıların, paylaşılan kahkahaların ve sessiz şükürlerin sıcaklığıyla doluydu. Alaz, şöminenin yanındaki sallanan sandalyeye oturdu. O da hemen karşısındaki koltuğa yerleşti. Aralarında hiçbir şey konuşulmasa bile, gözleriyle anlaşıyorlardı. Bu, kelimelerin çok ötesinde, iki ruhun tek bir ritimle atmasıydı.
Alaz içinden, ömrünün her gününde tekrarladığı o kutsal duayı fısıldadı:
"Varlığınla beni doldurduğun için, bana bu dünyada cenneti yaşattığın için şükürler olsun. Sen, bu hayattaki her şeyimsin."
Gece şehri ve taş evi tamamen örttüğünde, dışarıdaki rüzgar ne kadar sert eserse essin, içerideki o sevgi ateşi hiç sönmeyecek bir harla yanmaya devam ediyordu.
Alaz ve O’nun hikayesi, bir kağıdın üzerinde son bulmuş olabilirdi; ancak hissettikleri o devasa sevgi, evrenin hafızasına silinmez bir iz olarak kazınmıştı. Bir gün birilerinin kalbi kırıldığında, umutları tükendiğinde, Alaz’ın bu satırları ve bu sevginin efsanesi onlara fısıldayacaktı:
Korkma, sevgi hala burada bir yerde. Ve dünyayı sadece o kurtaracak.
Şöminenin çıtırtısı odayı doldururken, dışarıdaki zaman kavramı tamamen anlamını yitirdi.
Alaz, karşısında oturan o mucizevi varlığa bakarken, kalbinin ritminin ilk günkü gibi hızlandığını hissetti. Bu, yılların eskitemediği, aksine her geçen gün daha da derinleşen, kökleri toprağın en kuytu köşelerine uzanan bir aşktı...
YEŞİLIRMAK
Devam edecek
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.