20
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
350
Okunma

Adını dilimin ucunda bir mühür gibi taşıyorum,
Dokunsam kırılacak bir cam sessizliği var aramızda.
İçimde biriken gri dumanı üflüyorum boşluğa,
Kendi sesimin yankısından bile irkilerek.
Sırtındaki soğuk ceketin rüzgârı kesiyor yüzümü,
Gözlerindeki gitme telaşı buraları zehirliyor.
Sen kendi mukadderatının peşine düşmüşken,
Ben ayaküstü infaz edilen bir mahkûm gibiyim.
Hiçbir makul açıklaması yoktu bu zamansız gidişinin,
Tam ortasından yarıldı üzerinde yürüdüğümüz zemin.
Sana biriktirdiğim ne varsa avuçlarımda eridi,
Ne fırlatıp atabildim, ne de bir işe yaradı.
Şimdi odanın ortasında derin bir boşluk oturuyor,
Bıraktığın sandalyede artık bir yabancı var.
Gözlerimi kaçırıyorum eşyaların dik bakışlarından,
Sanki her biri, gidişinin faturasını bana kesiyor.
İnsan kendi içinde büyüttüğü yangından kaçamazmış,
Söndürmeye çalıştıkça harlanan bir şeyler var göğsümde.
Sana dair ne bir sitem var dilimde artık, ne de bir çağrı,
Sadece içimdeki gürültülü sessizliği susturamıyorum.
Bütün pencereleri kapattım dışarıdan yükselen seslere,
İçeride, senin hiç bilmediğin bir iklim hüküm sürüyor.
Ne kış diyebilirim bu donukluğa, ne de bahar,
Sadece zamanın durduğu, meçhul saniyedeyim.
Kırılan gururum değil, ona çoktan veda ettim ben,
İçimi acıtan, son bakışındaki korkunç yabancılık.
Sanki yıllarca aynı göğe bakmamışız gibi,
Sanki bu eller, senin ellerine hiç dokunmamış gibi.
Bir mahkeme kuruluyor her gece bu sessiz odada,
Ne savcısı var bu davanın, ne de bizi savunacak bir delil.
Kendi kendimin celladı olmaktan yoruldum artık,
Suçlu kim sormuyorum, hüküm çoktan giydirildi.
Yüzümdeki çizgiler artık seni anlatmıyor aynalara,
Kendi ekseninde dönen dikey bir yalnızlık bu.
Baktığım her açı kendi merkezine çıkıyor,
Zaten insan, en çok kendi kalesinde yeniliyor.
Zamanı temize çekecek hiçbir lügat kalmadı elimizde,
Kelimeler de anlamını yitirdi ağır enkazın altında.
Sen orada kendi hikâyeni yeniden yazarken,
Ben buradaki eski satırları tek tek çiziyorum.
Bir vedayı bile beceremedik seninle usulünce,
Kapıyı çarpıp çıkmak kadar basitti senin adaletin.
Arasında kalakaldığım iki kapı eşiğinde,
Şimdi rüzgârın yönünü tayin etmeye çalışıyorum.
Bırakıyorum artık haklı çıkma gayretlerini, bu sessiz odada kendi gölgemi bile siliyor adımlarım,
Masada ne öfkeyle bırakılmış bir resim var şimdi, ne de göğsümde taşımaya değer tek bir sitem.
Sen kendi mukadderatının peşinden gidip yepyeni bir hikâyeye çoktan nefes olmuşken,
Ben ayaküstü infaz edilen bir mahkûm gibi, bu dipsiz boşlukta sadece susuyorum.
Cemre yaman
5.0
100% (28)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.