0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
152
Okunma
Avamir o insanlardan biriydi;
içinde iki ayrı dünya aynı bedeni paylaşırdı.
Biri kalabalıklara karışırdı.
Gülerdi, konuşurdu, hayatın gürültüsünde kaybolmayı severdi.
Diğeri ise sessizdi.
Gece olunca ortaya çıkardı,
şehrin ışıkları sönünce kendi içini dinlerdi.
Ama Avamir ikisini de ayrı ayrı yaşamazdı.
Onların arasında kalmış bir köprüydü.
Ne tamamen bağırabilirdi
ne tamamen susabilirdi.
Şiir, işte o çatışmanın içinde doğdu.
Bir akşam,
hayatın ağır geldiği bir anda,
Avamir kendi içine oturdu.
Ne kimseye anlatabildi
ne de içinden atabildi.
O an anladı:
Yaşamak, bazen sadece devam etmek değildi.
Bazen içindeki sesleri susturmadan yürümekti.
Ve o gün
içindeki iki ses ilk kez kavga etmedi.
Biri bağırdı, diğeri dinledi.
Sonra ikisi birlikte aynı kelimeye ulaştı:
“Yaşa.”
Şiirdeki “bağırdık, sevdik, yandık” dediğimiz yerler
işte o uzlaşmanın yankısıydı.
Ölüm ise bu hikâyede bir düşman değil,
sadece kapıda bekleyen bir gerçekti.
Avamir onu bile dramatize etmedi.
Çünkü o artık şunu anlamıştı:
Hayat uzun olmak zorunda değil,
gerçek olmak zorundaydı.
Ve şiir de bu yüzden doğdu—
bir hayat anlatmak için değil,
bir hayatın iç seslerini duyurmak için.
Kimse saatleri geri sarmıyor.
Ne ağlayınca uzuyor ömür
ne de susunca duruyor zaman.
Hayat dediğin,
cebinde delik bir gün gibi akıyor…
fark etsen de etmesen de.
Ve biz,
o delikten düşen anların peşine düşenleriz.
Bağırdık.
Sevdik.
Yandık ama sustuk demedik.
Çünkü içimizde bir şarkı vardı,
kimsenin duymadığı ama bizi parçalayan.
Biz o şarkıyı
boğazımıza düğüm değil
yangın yaptık.
Ne düzgün yaşadık
ne de usulüne uygun sevildik.
Birini severken
azını bilmedik mesela
ya hep ya hiç dedik,
ve çoğu zaman “hep” derken yandık.
Ama olsun.
Kül olmak bile
hiç yanmamaktan daha dürüsttü.
Bir gece
hayatla masaya oturduk.
Kurallar yoktu.
Biz de zamanı bardak gibi kırıp içtik.
Saatler bize uymadı,
biz de onlara.
Sonra bir gün
ölüm kapıyı çaldı.
Biz açmadık.
Kapıyı söktük.
“Gel,” dedik,
“madem geleceksin
hikâyeye yakışır gel.”
Oturdu yanımıza.
Sessizdi.
Ama biz değildik.
Bir fotoğraf çektik o an:
ben, sen ve son.
Tuhaf olan şu
kimse üzgün çıkmadı.
Çünkü biz giderken bile
eksik bırakmadık kahkahayı,
yarım kesmedik sevgiyi,
ve en önemlisi
kendimizi saklamadık.
Bağırdık.
Sevdik.
Yandık ama sustuk demedik.
Ve ölüm…
sandıkları gibi karanlık değildi.
Çünkü biz
ışığı içimizde taşımayı öğrenmiştik.
Gözlerimizi kapattığımızda
bir son olmadı.
Sadece sahne değişti.
Ve biri bir gün
bizim hikâyemizi anlatırken
ağlamadı…
gülümsedi.
Çünkü anladı:
Ömür aynı uzunlukta kalsa bile
bazıları onu tüketir,
bazıları ise yakar.
Biz yaktık.
Ve geriye kalan şey
bir hayat değil
efsaneydi.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.