27
Yorum
42
Beğeni
5,0
Puan
403
Okunma

Gecenin en çiğ vaktinde,
Kapıyı ardına kadar açık bırakıp gittiğin eşikteyim,
Kendi içime savurduğum sitemlerin, senin duymadığın yankısını sayıyorum...
Paslı bir makasın ağzında
Doğranırken seninle kurduğum bütün yarınlarım,
Tezgâhta bırakılmış bir ekmek gibi,
Bayatlayıp ufalanıyor her yanım.
Hangi yalanın dindirir zihnimin dehlizlerinde tepinen bu vahşi uğultuyu?
Terk edilmiş bir şantiye sahası gibi ruhumun her bir köşesi artık...
Senin vaatlerinin eşiğine yığılmışken, aslında çoktan yıkılmış bütün bentler,
Rayından çıkmış bir vagon gibi, uçurumun sessizliğine gömülüyor her şey.
Yutkunduğum her hece, senin adınla boğazımda cam kırığı gibi derinleşiyor,
Kimsenin sormaya cesaret edemediği, en sahipsiz, en çıplak sancımı...
Gözlerimin mavisinde depremler olurken, dışarıda senin sahte sükûnetin,
İçimde ise dikiş tutmayı reddeden, ellerinle açtığın taze yetimlik yarası.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken bize dair ne varsa avucumda kalan,
Aslında en büyük gerçeğimmiş meğer, bunca yıl sırtımda taşıdığım koca yalan...
Yorgun bir kaçağın izini kaybettirme telaşı gibi, ama benim sığınacak yerim yok,
Ruhumun haritasında yollar silinmiş, gidecek yerim az ama taşıdığım yüküm çok.
Eski bir plağın cızırtısında asılı kalmış, kimsesiz bir child feryadı bu,
Yüreğimin en karanlık mahzeninde yankılanan, sağır ve ağır bir yalnızlık...
Siyah beyaz bir film karesi gibi geçiyor önümden, telafisi imkansız vedalar,
Ne yapsam da dolmuyor artık, senin açtığın uçsuz bucaksız uçurumlar.
Veda dediğin; soğuk bir anahtarın dişlerinde usulca can çekişmekmiş,
Kendi cenazesini omuzlayan bir hamal gibi, karanlık sokaklara sığınmak...
İmzası silinmiş bir senet gibi hükümsüzleşirken bütün yaşanmışlıklar,
Yüzümdeki o sert ayazdan başka, kimse dokunmuyor artık yaralarıma.
Hüzün satan gölgeler arasında, senin yüzünü unutmak ne kadar da zormuş,
Meğer benim bütün iddialı hayallerim, daha doğmadan sönmüş birer kormuş...
İliklerimde hissediyorum keskin ve acımasız kışın sert, dondurucu elini,
Kendi sesimle ördüğüm sessizliğin içinde, duyan yok artık haykırışımı.
Odamın tavanına vuran mor gölgeler, geçmişin hesabını soruyor sanki benden,
Neydi bizi böyle eksilten, neydi koparan canı en sevdiğim tenden?
Bir bardak suyun toprağa karışması gibi akıp giderken şu koca ömür,
Geriye kalan sadece bir avuç toz ve hiç bitmeyecek olan veda hayali.
Yapamadıklarımın yükü omuzlarımda, birer dağ gibi büyüdükçe büyüyor her gün,
Keşkelerin soğuk nefesinde solup giderken, aslında ne kadar da uzakmış dün...
Hikâyenin sonunu bile bile okumak gibi bir şey bu, her satırda biraz daha kanamak,
Ve her defasında, kanayan yerden kendini yeniden ve yeniden tanımak.
Kaldığım yer, kanadığım yerdir dedikçe daha da derine batıyor sivri uçlar,
Etrafımda kalabalıklar olsa da, ruhumun içindeki koca boşluk beni durmadan yoklar...
Bir ömre bedel dedikleri anlar, meğer en gerçek ve en ağır tokatlarmış,
Şimdi hangi kapıyı çalsam, hangi umuda tutunsam, hepsi birer birer benden kaçar.
Bilirim, geçmek bilmeyen bu ağrılar, bir gün elbet yorgun düşer de çekilir köşesine,
Ama zamana kadar kaç kış geçer, kaç yürek yenik düşer bu karanlık geceye?
Geç kaldığım bu hayata, artık neresinden tutsam elimde kalıyor darmadağın her şey,
İçimde bir yerlerde, hala o yaramaz çocuk, umutsuzca bir mucize bekler.
Sessiz ağlamaların vebali, yorgun kalemimin üzerine bir borç gibi kalacak,
Gözlerimdeki sönmeyen yangın, belki de bu şiirle beraber sonsuza dek susacak...
Veda ayazının sonunda, mühürlenirken dudaklarım en son sükût ile,
Benden geriye kalan,
Harabeye çevirdiğin bu ömür
Ve avucunda sıktığın o son kor parçasının külüdür...
Cemre yaman
5.0
100% (30)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.