16
Yorum
32
Beğeni
5,0
Puan
366
Okunma

Bak uçuşuyor mavi kelebekler
Gözlerim kısık kısık ufuklara bakıyor
Güneş ışıkları ılık ılık gölden çekiliyor
Bir düğüm bir boğum boğazımda dolaşıyor
Göz çukurlarımın zemini yaş
Elmacık kemiklerim küf tutmuş
Parmak uçlarımda acıya ait kıymıklar dolu
Taş ocağında övütülür gibi ezik sızılarım
Matemlerim dualarımla bitimsiz savaşta
Savaş anı kaçan mazlum gibi çaresizliğim
Nerden geldiği belirsiz mızraklar gibi
Dolu dolu yağıyor gökten şimdi hasretliğin
Nasıl bir deprem zelzelesi dinmez sinede
Enkazı yok dünya sanki çökmüş omuzlarda
Kara peçeli bir bulut dolaşıyor semada
Uğultusuyla canda ruh kaçıyor rüzgârında
Çin seddi gibi insan eliyle yapılmış
Tüm kainatı söyle nasılda senden ibaret ettin
Hissederken saçlarının uhrevî yumuşaklığını
Bu gece gökyüzünde tan yerinde bak birşey saklı
Senin olan bir şey fakat kalbimin sırrı
Biliyor musun bembeyaz bir kar tanesi
Güneş olabilir yada çığlık çığlığa sevdam da
Gece ve gündüz müsün söyle yoksa
Gözlerimin gördüğü dönüp duran yörünge mi?
Sesimin senli kelimeleriyle
Ateşten gömleği giyiniyorum
Susuyorum bir kere hep kere
Ve yine sana susuyorum
Kalbimin penceresinde ki
Kuşları ürkütürüm diye
Bu gece de dünyadan uzak
Kapalı pencerelerde başımı dayayıp
Tek sana yine sana yakınım düşlerimde bile
Düşüyor içimin derinlerine ansızın kokun
Hangi yöne dönse bedenime dokunur sükunetin
Kalabalık bir şehrin ortasında yalnızlık gibi
Nerde olursam olayım sadece seninleyim
Fırtınaları ağır yıldırımlar düşüyor şimdi
Karlar erimeden kış dahada sert olmadan
Hakkın bile kulu affettiği yücelikte
Vuslatınla taçlandır artık seni özleyen dağlarımı...
Erhan Çuhadar
5.0
100% (26)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.