15
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
367
Okunma
Merhaba İstanbul,
Suçlandık yine.
Fail dosyası Üsküdar semalarında asıldı.
Kız Kulesi şahit tutuldu bu sefer.
Hiç yanıltmadın beni, İstanbul, diyordu şair.
Gitmeye hazırlanan valizinde
şairenin kırılmış kalbi kalmıştı.
Habersizdi şair.
Ruhunda yazmak vardı.
Tek başına karalamıştı üç satırlık şiirini.
Elinde emanet telefonla
arayamadı sevdiğini.
Bekleniyordu oysa.
Ferhat’la Şirin gibi bile zor değildi kavuşmaları.
Görmemeliydi şair sevdiğinin solgun yüzünü.
Gidemezdi o zaman.
Hastane penceresinden
buralarda bir yerde nefes alıyor diye
rüzgâra bırakmıştı sevdasını şaire.
Yüzünden öper, habersiz diyordu.
Sancılarını dişinin arasındaki yastıkla paylaşıyordu,
ıslatarak.
Asık yüzüyle habersizce
Boğaz’ın serin sularına
sırrını anlatmakla meşguldü şair.
Elindeki çay bile soğumuştu farkında olmadan.
Bihaberdi sevildiğinden.
Yasaklı da olsa öğrenseydi gidemezdi şair.
Suç bulurdu kendisinde.
Oysa kimse suçlu değildi,
İstanbul bile.
Dönmek zorunda olanlar gibi
evine dönmek zorundaydı şair.
Kırılınca eve dönerdi insan,
şair olsa bile.
Dokunursa yakacaktı şaire.
Ateşi harlamadan suyu çarptı kendi yüzüne.
Yanık kokusu sardı hastaneyi.
Kim bilir içindeki kor
kaç yıl filiz vermeyecekti yeniden.
Alışıktı şaire orman ortasında usulca bırakılmaya.
Git diyecek kadar gücü yoktu şairenin.
Gitme diyecek kadar da.
Sevilmekten bir haberdi şair.
Saf sevginin katıksız olduğunu bilmiyordu.
Şaire sarılabilseydi eğer
yılların tüm yorgunluğu
kollarında son bulacaktı şairin.
Kuş kadar hafifleyecekti şaire
son nefesini verirken.
Bu da son olsun dedı şaire yemin ederek
Herşeyı bıraktıgı gibi şiiri de bırakmaya...
Gölgesiz
10.03. 2026 Salı
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.