7
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
611
Okunma

Biraz da yol’a düşmenin bozkırıdır,
kızgın çan’ın sevda türküsü.
Sarı sabır sızarken toprağın çatlağından;
ikindi güneşlerinin yapraklı nakışında,
gurbet hüzün.
Gölge göçü başlar ufkun her adımında.
Sabır hasretlerinin gül yüzü
ve sessizliği kül rengine çalan çiçek tozlarının
izinde şairler ve şiirler...
Tuzun ve rüzgârın yorgun buhuru:
Yalnızlık..
Boşlukta,
suda, havada;
tepeler bir ceylan gibi bakarken,
bir düş, aynasına uykusunu bırakırken...
Işık kuyusu.
Sessiz firar.
Gaiplik..
Çöl aynı renkle şemşiye açar;
ki, yürümek
kuşların sesiyle,
usul usul.
Kekeme dokunuşların bakır ufkunda,
bir çocuk kadar özlemek;
rüzgârlı saçları, kendimi ve
ay çağıltısını..
Donuk hece.
Kör düğüm.
Suskunluk..
Dünyanın suretine ağaran suretler,
uçurum yağmuru,
göç sızan odalara.
Ateşler içinde güz buğusunun yeşil çatlatan kokusu,
ıssızlığın su uyanışı omuzlar.
Kül ağzında güne bakan,
dilimizde şehir,
ayağımızda toprak.
Kim ne söylerse söylesin;
uzanabilir yaban bir çiçek,
dikenli kollarıyla.
Sert toprak.
Kuru çığlık.
Kayıp..
Bazen,
sessiz acının kıvrımında bulut
ağır ağır inerken;
kendine kuş olan zamanın elleri titrer
ve tohumları duvarların,
gürbüz bahara aşkı emzirir.
Sıyrılıp gelirken sis,
susmalı ve dinlemeli ay’ı.
Her gece selam bırakırken,
yaralı bir demi saklamalı zaman
dilime..
Gümüş perde.
Kırık zikir.
Sükût..
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.