1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
Okul kapısında seni bekliyorum…
Biliyorsun, sen gelmeden girmem sınıfa.
Çok geciktin bugün, hiç böyle yapmazdın.
Dur bakalım,
biraz daha geçsin zaman, gelirsin.
Trafik kalabalıktır belki,
uzaktan gelenlere bakıyorum,
“Sen misin?” diye…
Ama yoksun.
Bugün herkes bir telaş içinde,
bir şeyler olmuş galiba.
Saat geldi…
Beş dakika var zilin çalmasına.
Telefonuna da bakmıyorsun.
İçimde tuhaf bir sıkıntı,
adını koyamadığım bir korku.
Gel artık…
Çünkü sensiz girmem o sınıfa.
Kız arkadaşların da gelmemişti bugün…
İçime daha büyük bir sıkıntı çöktü.
“Tamam,” dedim kendi kendime,
“Ben geliyorum sana.”
Yürürken birden bir kalabalık gördüm.
Ayaklarım durdu önce,
sonra kalbim hızlandı.
Kitaplar düştü elimden,
sayfalar savruldu rüzgârda.
Koştum…
Kalabalığı yarıp geçtim.
Rüzgâr saçlarımı savurdu,
yayılmıştı asfalta gölgem,
nefesim parçalanmış bir kuş gibi çırpınıyordu içimde.
Bir şey olmuştu…
Herkes susuyordu.
Ve ben korkuyordum adını koyamadığım o ihtimalden…
Üzerine bir gazete örtmüşlerdi…
Kalabalık susmuştu.
Dünya o an sesini kaybetti.
Kolundaki bileklikten tanıdım seni.
Çünkü sen…
dönülmez bir yola gitmiştin.
Beynime şimşekler çaktı o an.
Dizlerim çözüldü,
diz çöküp kucakladım seni.
Gözyaşlarım, sanki gözlerimle birlikte akıp gitti yanaklarıma.
O gün kaybettim gözlerimi…
Çünkü senden başkasını görmek,
artık hiçbir şey ifade etmiyordu bana.
Zil çaldı belki o sırada,
ama benim içimde bütün dersler sustu.
Hayat teneffüse çıktı,
ve bir daha geri dönmedi.
Şimdi karanlık dünyamda sadece sen varsın.
Ne başka bir yüz,
ne başka bir göz…
Yok artık.
Sonsuz sevdam,
hiç vazgeçmeyeceğim seni sevmekten.
5.0
100% (2)