0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
65
Okunma
Seyr ü Sülûk
İçimde bir seyr ü sülûk başlar her dem,
Gayb perdesinde saklı olan “ben”i arar gönlüm.
Zâhir ile bâtın arasında
Bir sır yürür adımlarımda;
Arayan da benim, aranan da.
Gâh Yusuf misâli kuyu dibinde,
Sabırla beklerim kervân-ı rahmeti.
Karanlık, nurun habercisi olur;
Her çöküş, bir yükselişe gebedir.
Tufanlar kopar iç iklimimde,
Nice zelzelelerle sarsılır varlığım;
Lâkin bilirim,
Her kuyu bir vuslata açılır.
Gâh Kaf Dağı’nın serap zirvesinde,
Nefs-i emmârenin tahtında oturur heves.
Zümrüdüanka kanadında sanırım kendimi,
Oysa kanat dediğim, hevâ imiş.
Atlas döşekler, köşkler, saraylar…
Sonu üç arşın kefen, iki arşın toprak;
Mülk sandığım, bir gölge imiş ardımda kalan.
Sonra levvâme meydanında
İki adım ileri, bir geri;
Bir pişmanlık ateşi sarar içimi.
“Ne idim, ne oldum?” derim;
Kime varayım, kimden meded umayım?
Kendi nefsime yakarır, kendi dilimle âmin derim.
İki katre yaş, bir hamd;
Bin istiğfarla dönerim öz yurduma.
Derken anlarım:
Mutmainne ufkuna varmak gerek,
Râziye makamında durmak.
Bir mürşid eli, bir nur nefesi…
Halka içinde halka kurulur zikir,
Kul, Hakk’a orada varır.
Kuyu dibinde kervânı beklerken
İdrak ederim sırrı:
Uzak sandığım yol, damarımdan daha yakın imiş.
Mersiyeden miraca, zirvedeyken fenâya;
Fenâda yok olup, bekâda dirilmek murad imiş .
Bir seher vakti,
Güneş doğmadan içimde doğan nurla
Ellerim semâya varır.
“Âmin” derken yakalarım kendimi;
Geç mi kaldım, ey gönül?
Hayır…
Yol da O, yolcu da O, varış da O.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.