2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
135
Okunma
“Toprağın kalbine düşen ilk damla olur musun?”
Kapı aralanmadı,
rüzgâr esmedi,
gökyüzü yarılmadı.
Sen yürüyerek geldin.
Saçlarının arasından gün ışığı sızıyordu,
adımların toprağa değdikçe
toz değil,
ıslanmamış toprağın bekleyen kokusu kalkıyordu havaya.
Bir kadının gelişi böyle olurmuş meğer;
gürültüsüz ama yer değiştiren bir şeyler bırakır ardında.
Omuzlarından akşam süzülüyordu.
Gözlerinde biriken bulut
henüz yağmamıştı
ama havanın rengi değişmişti bile.
Bana baktın.
O bakış,
kurak bir ovanın çatlaklarına dolan ilk serinlikti.
Toprak hemen yumuşamaz;
önce kokar.
Ben içimde önce koktum.
Uzun zamandır göğsümde sert duran yerler
birer birer gevşedi.
Kelimeler boğazımda taş gibi dururken
senin bakışın
o taşı suya çevirdi.
Konuşmadın.
Ama kirpiklerinin ucunda bekleyen o ağırlık
bütün cümlelerden daha açıktı.
Yaklaştıkça
tenimde bir ürperti değil,
bir çözülme oldu.
Sanki yıllardır sıkılı duran bir düğüm
parmak değmeden gevşedi.
Kalbim dediğim şey,
düz bir atıştan ibaretti.
Ne hızlanırdı ne yavaşlardı.
Sen baktın,
önce bir yerim sendeledi,
sonra ritim değişti.
Kan daha sıcak dolaşmaya başladı.
Gülüşün…
gölge değil,
güneşin tam öğle vakti gibi.
İnsanı saklanacak yer aratmaz;
tam tersine, ortaya çıkarır.
Ellerini gördüm.
Bir çiçeği tutar gibi değil,
bir şeyi kırmamaya alışkın gibi duruyordu.
O an anladım;
sen dokunduğun şeyi incitmemeyi bilenlerdensin.
İçimde yıllardır sönmeyen bir yaz vardı.
Kuru, yorucu, yakıcı.
Senin bakışınla
o yaz ilk kez yağmur koktu.
Göğsümün ortasında
ince bir sızı değil,
yumuşak bir genişleme oldu.
Sanki kaburgalarım içeri değil
dışarı doğru nefes aldı.
Adını içimden geçirdiğimde
dilime değil,
tenime yayıldı.
Yaklaştın.
Aramızdaki mesafe
bir adımlık değil,
bir damla kadar kaldı.
O an söyledim:
“Yağmur gibi bakıyorsun,” dedim.
Gözlerin bir an daha derinleşti.
Bulut ağırlaştı.
Toprak bekledi.
“Toprağın kalbine düşen ilk damla olur musun?” dedin…
Hüseyin Erdinç
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.