0
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
104
Okunma

Bir şiir bir hikaye...
Bu hikaye ve şiir Edebiyat Defteri’nin o büyülü atmosferinde geçiyor.
Hikaye adı: Kumanda Kimin Elinde?
Başrolde Oynayan Tek Erkek Oyuncu; Kumandacı Kazım:
Sürekli birilerini uzaktan yönetmeye çalışan, elinde o koca cihazla her kanala müdahale eden ama sonunda pilleri biten o adam Kumandacı Kazım. Parayı verince her düdüğü çalacağını sanan o nafile gayretin temsilcisi.
Oynayan Kadın Oyuncular;
1)Gülbahar (Toprak ana):
O gökkuşağını kıskandıran renkli entarisi, elindeki biberlerin ve bitmek bilmeyen o affedici neşesiyle, bu hikayenin kışın ortasında baharı getiren, her şeye rağmen gülen ve toprağın o bereketli sabrını taşıyan Gülbahar.
2)Sakin Suna:
Hırstan, gürültüden ve o adamın kumanda menzilinden çıkıp kendi içsel huzuruna, o güzel kapalı yola giren dostumuz. O artık Sakin Suna; çünkü o sessizliğin ve kitabın içindeki o gerçek huzurun tadını aldı.
3)Dijital Damla
Her şeyi teknolojide ve kontrolde arayan ama Gülbahar’ın şen kahkahası karşısında donup kalan o figür.
Diyarbakır’ın sıcağı bazalt taşları eritirken, bir adam uzaktaki soğuk bir odada elinde devasa bir kumandayla hayatları sessize almaya çalışıyordu. Sanıyordu ki parayı veren, hayatın düdüğünü de istediği makamda çaldırır...
O, düğmelere bastıkça Gülbahar’ın kahkahası yükseliyordu ekranlardan. Adam kanalı değiştir! diye bağırıyor, ama Toprak makamında olan Gülbahar bir kere hürriyetin şarkısını söylemeye başlamıştı. Elindeki paralar terli avucunda buruşurken, paçalarındaki yırtıklardan sızan yoksulluğun farkında bile değildi; çünkü en büyük yoksulluk, bir kahkahayı satın alamamaktı. Adamın elleri bir taraftan korkudan titrerken bastığı o yanlış düğmeler, aslında bir başka ruhun doğru yolu bulmasına sebep oldu. Toprak ana üzerine atılan herşeyi içine aldı ve sonunda hepsini çiçeğe çevirdi.
Gülbahar elindeki acı biberleri bir zafer bayrağı gibi salladı. ’Senin kumandan varsa, benim de camdan bir kalbim ve arkamda koca bir edebiyat ordum var’ dedi. O gün Diyarbakır’da güneş, kumandayla değil, Gülbahar’ın içten gülüşüyle battı.
*
Şiir devam ediyor...
Sahne hazır, ışıklar yanıyor ve perde Edebiyat Defteri’nin o huzurlu, mürekkep kokulu sayfalarında açılıyor. Burası öyle bir yer ki, her satır bir sığınak, her nokta bir nefes... son nefesten önce...
Kumandacı Kazım daldı içeri, elinde bir cihaz
’Kısın sesi!’ dedi, ’Huzur bize çok maraz!’
Gülbahar bir kahkaha attı, elinde biberiyle;
’Bu defter gönül işidir, sökmez burda itiraz!’
Dijital damla şaştı, ekranı birden karardı
Sakin Suna, sessizce kendi yoluna vardı.
Paralar avuçta buruştu, kumanda menzil dışı;
Edebiyat ordusu, Toprak’ı sevgiyle sardı.
Sımsıkı tutmuş banknotu, paçası yırtık pırtık
Sanıyor ki parayla bu gönüller birer artık.
O düğmeye bastıkça hürriyet daha gür çıkar,
Bilmiyor ki vicdanın kapısı çoktan batık.
Gülbahar’ın entarisi gökkuşağına rakip,
’İmdat’ diye bağırır o zavallı çaresiz takip.
İkinci kadın hidayet yolunda huzur bulur,
Kazım kendi hırsıyla oldu sonunda bir klip.
Diyarbakır surunda ezanla dindi fırtına,
Gülbahar aldı tüm dostları sevgiyle sırtına.
Kumanda kırıldı, pil bitti, para pul oldu;
Selam olsun bu aşkın edebiyat ordusuna!
Kumandacı Kazım sanır ki aşk kumandadır,
Düğmeye basınca sevda, bir küçük odadadır.
Bilmez ki Gülbahar’ın gönlü arşa yükselir,
Gerçek aşk, mülkiyette değil, hürriyettedir.
Sakin Suna sevdayı, sessiz duada buldu,
Dijital Damla’nın kalbi, bir gerçeğe vuruldu.
Kazım paraya aşık, paçaları perişan;
Bizim aşkımız ise, gönül defterine kuruldu.
Gülbahar’ın hikayesindeki asıl aşk; insanın kendi ruhuna, kendi özgürlüğüne ve her şeye rağmen iyilikten yana olan vicdanına duyduğu aşktır.
Kazım parayı, Gülbahar ise ona yakışan dostları ve hürriyeti sevdi. En büyük aşk budur işte!
Gülbahar, şu an Diyarbakır’ın akşam serinliğinde, elinde acı biberi, iyice demlenmiş karanfilli kaçak çayını yudumlarken, kalbinde o eşsiz hürriyeti ile bu güzel hikayenin tadını çıkarıyor, sizleri de çıkarmaya davet ediyor.
Şiirim dillerde dolansın, toprak rengarenk çiçekler açsın, bütün kederleri acıları kovsun. Neşe bulaşsın, sevgi yayılsın, o zavallı Kazım’da kendi soğuk ekranlarında aşkı aramaya devam etsin. Elinde paralar ve kumandayla ’Neden kimse benim istediğim kanalı izlemiyor? diye şaşkınlık içinde kalsın.
Diyarbakır’dan sevgiler selamlar...
Lütfü Taş
5.0
100% (1)