Ey tanrısal imparator, eğer sana engel teşkil ediyorsam, ölüm kararımı verebilirsin, yalnız beni ölümle tehdit etme, çünkü ölümden korktuğum yok.
petronius
Eskilerden. Unutmuştum, karşıma çıktı bir yerlerde. Burada dursun.
(Taklacı güvercinlerin peşinden gitti martılar O sabah, denize bakarken Hissettim ilk acıyı Tüm izmaritleri içtim Topyekun gitti içimden birileri Bakakaldım Çırıl çıplak dağ tepe)
Beyaz gömleğin üstünde kırmızı leke Bir anıya işaret eder O değil Bilinmeyen diyarlarda Unutulan
Gece koşaradım yorgunluğu Gün boyu düşsüz uyku Bulamadım Niyetini gizleyen saatle baş başa Tik tak, tak tik
Çatırdıyor balıkçı teknesi Akdenizin ortasında Birazdan batacak - Ahh, bu yokluk!
Birileri bir zaman gitmiş olmalı buralardan Kokuları halen mentollü, Serin, körpe Dönecekler mi - Çok yalnızım
Bir yanım kurumuş dut yaprağı Dört başı mamur bir ağaçtan koparılmış Bir poyraz esiyor ki sorma Kayboluyorum ... (Diğer yanım alaturka bir tuvalette Alışılmış bir resim çiziyor Gonkk diye çınlayan Karnaval havasında - Ahhh, bu bokluk
şakağımda kör olasıca bir damar zonk zonk ötüyor Ortalık kimsesiz İn cin top oynuyor Yalnızca koca kıçlı Dudu teyze Tüm yalnızlığıyla taciz ediyor Yan balkondan Üzerinde apak bir gelinlik Dekoltesinden göğüsleri taşmış - Ahhh, bu yoksunluk! Pikapta Amsterdam yalnızlığı Haraç mezat satılıyor) .... kapkara gökyüzü -nde gün beleriyor Güneş fotoğraftan uzak Schrödinger’in kedisi Miyavla
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Ah Dudu teyze ah! Duydum ki Yılmaz ölmüş, Hasan da bıçaklanarak öldürülmüş. Yılmaz Yusuf'un burnunu kırmıştı bir zamanlar, o günlerde onu yakalasaydım param parça ederdim ama baktım ailemin önde gelenleri komşuyuz diye kılını kıpırdatmıyor ve suduyorlar senin gül hatrın için. O çocuk yüzü gözü mosmor ne acılar çekti, ben gördüm, ben şahidim. Onun bütün yaralarının bir numaralı tanığıydım.
Ah Dudu teyze ah senden yana bi sıkıntımız yoktu ama çocukların fırlamaydı. Hele Hasan'ın o bakışları yok mu, korkuyordum, korka korka evden çıkıyordum.
Yine de aynı mahallenin çocuklarıydık, beraber büyüdük, beraber top koşturduk.
Bu son gelişimde gittim eski mahalleye, bir bizim bina kalmış ayakta sendeleyen, bir de mıstık amcaların bungalow evi ama göçmüş gitmiş, tanıyamadım. Dedim bu o ev mi? İnsan insanı tanıyamıyor bu zamanda, kaldı ki bir taş binayı tanısın, şimdi ben bir evi tanıyamamışsam ne çıkar, hem kime ne bundan?
Şimdi koca koca gökdelenler, rezidanslar var, dedim vay be! Bu *oklu dereye bile boyunun kaldıramayacağı gözetleme kuleleri dikilmiş.
Bizim eski ev doğallığını koruyor, dışarda taburelerde oturup gelene geçene çay ikram ettiğimiz şirin köprümüz de dirayetli görünüyor mşh! Merdivenlerinin bir iki basamağı -o da zaten üç dört basamak falan- kırılmış köşeden.
Dedim taş deyip geçmeyin, kırılıyor işte! Kırılıyor her şey...Babaannemin ve Yusuf'un yokluğu acayip dokunuyor bana...
Amcamda çay içtim, bir ara kalktım odaları dolaştım. Babaannem bu pencereden torunlarının yolunu gözlüyordu her gün...Her gün bu pencerenin önüne kim bilir kaç kez gelip dakikaları sayıyordu garibim!
Yatak odasına gittim, uzanacaktım aslında, kalmıştır mutlaka kıyıda köşede kokusu...İnsan içinden geldiği gibi davranamıyor. Ailen bile olsa yadırganırsın, kafayı yedi derler. Ben diyorum da zaten, inanmıyorlar ya da işlerine gelmiyor.
Banyoya gittim sonra...o küvette sırtını lifle sıvazlamıştım kaç kez...Aynaya baktım, bi ümit dedim belki aynada soluk da olsa bir silüetin belirir.
Amcam resimlerini kaldırmış, kızamıyorum da...çünkü hãlã bir parçan sanki onda yaşam sürmekte. Senin bize olan düşkünlüğünü amcamda gördüm ve derinden hissettim.
"Meral doğruyu söyle, iyi misin?"
Amcamın boynuna sarıldım. Onu boynundan öptüm! Biliyor musun amca bu soruyu uzun zamandır kimse sormuyor böyle senin gibi, böyle duyumsatarak, böylesi bir içtenlikle...Hep bir soğukluk giriyor araya, hep taş binalar.
İyi geldi sarılmak, iyi geldi...bu kadar acının içinde kısa süreliğine birinin omzuna yaslanmak.
Ah Dudu teyze ah! Oysa konuşmayacaktım, konuşursam çünkü biliyorum yine bir yaradan kanayacağım.
Değerli kalemdaşım Ne kadar içten ve derinlikli bir metin bu. Yazdıklarınızda, hayatın o kaçınılmaz döngüsünü—azalırken aslında çoğalmayı, bitişlerin içindeki o gizli başlangıçları—çok zarif bir melankoliyle ama umudu da elden bırakmadan işlemişsiniz. Özellikle "Kendine bir nokta arayanlar yorulup virgüle kayanlar" dizesi, insanın tam bitti dediği yerde aslında sadece bir mola verdiğini anlatan muazzam bir tespit. Şiiriniz, o sonu yazılmamış kitabın sayfalarında yürürken aslında okuyucunun kendi hikayesine dokunuyor. Duygularınızı bu kadar katmanlı ve görsel bir dille ifade etmeniz gerçekten etkileyici. Paylaştığınız için teşekkür ederim; ruhu olan kelimelerle karşılaşmak her zaman özeldir. Tebrik ettim Mutlu yarıların olsun
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.