9
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
204
Okunma

Soğuk bir çan gibi çalıyor göğsümde gece,
her vuruşunda cam kırılıyor içimde,
küçük, parlak parçalar boğazıma saplanıyor.
Sen gidince
ay ışığı bile pas tutuyor pencerede,
yıldızlar kör bıçaklar gibi düşüyor halıya.
Ben kalıyorum burada,
kendi kemiklerimle örülmüş bir kafeste,
nefesim demir tadında,
dudaklarım tuzlu bir yara.
Yanımda kal.
Yoksa bu eller
kendi boğazımı arayacak karanlıkta,
parmaklarım tanıyacak nabzı,
o ince, inatçı ipi kesecek.
Aşk dedikleri bu mu zaten:
birinin gitmemesi için
kendi ölümüne yalvarmak?
Küllerimle besliyorum seni,
yine de açsın gözlerin,
bak bana,
bu solgun yüzde hâlâ bir şey yanıyor mu diye.
sadece bir çift ayakkabı bulacaklar yatakta,
içinde ayaklarım çoktan gitmiş olacak,
seni beklemekten yorulup
kendi gölgeme doğru yürümüş.
Yanımda kal lütfen
Bu fanusta boğuluyorum zaten,
sen olmazsan
camı kıracak tek şey
kendi çığlığım olur.
(ve o zaman gerçekten
hiçbir şey kalmaz geriye,
ne sen,
ne ben,
ne de bu yarım yamalak aşk)
Nafiz Karak
5.0
100% (12)