14
Yorum
46
Beğeni
0,0
Puan
893
Okunma

faili meşgul olan bir kalbin, ertelenen cinayetiyim
giderek herkesçe yüksünüp tükenen
ağır makyajlı hüzünlerden akan utancım
bir düzine dolusu kepazeliğimi sakladığım
cephaneliğim var, elimden uçan sandıklı balonda
hayatımda ilk kez gökyüzünden ve sizden
başımı öne eğip merhamet diliyorum
algılarınızın kanıma pompalandığı oranda epriyip
gözyaşlarımı taşlaşır gibi severken
rezil dramımın önde gelen dua(yi)yenleri
kırk bir gün önce neydiysem şimdi de o’yum
kırk bin kere maşallah!
sayenizde ne acım kısalıyor ne boyum
kalbin buz tutmuşsa
başkasının evinde k.ar olmayacaksın
derdi annem, hep yanımda taşıdığım o eski acıya
yarama ilgiyle bakan kalbi sakıncalı duvar
dur yapma! o yangında bir hatıram var
çocukların çocuk katili olduğu bu zamanda
acılarımdan doğurduğum
nice oğullarım ve kızlarım
durun, dedim
durun yapmayın
bana müphem bir adamı hatırlatıyorsunuz
oysa ölürken en çok sizi yaşatmıştım ben
gözü arkada kalmış buruk sevinçlerimin tuzağını
çok uzaklarda birbirine pamuk ipliğiyle bağlayıp
el kadar mutluluğu kendime çok görürken
Tanrı da yukarıda bulutlarla sırnaşıp sızarak
sefasını sürüyor Goriot Baba
dedim ya Hızır!
bu oyunu ya düzgün oyna
ya da çek vur alnımın çatısından
ama dublör kullanma umutlarımda
sütten ağzı yanan duygularıma üfleyerek
herkesten ve her şeyden soğurcasına
ölüm de Allah’ın mermisidir
yüreğinde ayazı estiren yarama
iki çatallı zehir dilime gem vurmuş
kanlı bir nehire akıyorlar şimdi uzuvlarımdan
koca bir ömrü memnuniyetle geçirip
özeleştiriyi kaldıramayan anlamların üstüne
tek tek sıraya dizip boşaltıyorum şarjörlü imgeleri
susturucu var kadınların nam(l)usunda
akıntıya sürüklenmenin karşı konulmaz arzusu
ağlamaklı oluyorum bazı bazı
böyle acınası bir şeyler hissettiğimde
kalbimi oracıkda hipotekli unutsam
en sevmediğim yerlerimden arsızca kanayarak
hipertansiyonlu suskunluğumun boğuntusunu
hüznümün nöbetçi sanrısıyla el ele tutuşturup sarılsam
bilmem niyedir
koca bir ömrü kirpiklerinde çileyen
bir kalp bir kalbe bu kadar ağır gelir
Tanrı da ölüyor bak senin gibi
dudağımda adın iki heceli bir zehir
kırk satırla kırk gecedir
ayrılıklar kalbimde paslı zincir
cehennem mevsiminde kanadı kırık
dağı dağına kavuşmayan
göğünde hiç havalanmamış
yarası yarasına merhem olmayan
karanlığın elinde prangalı esir
Tanrı da çürüyor senin gibi
maviye ve hürriyete hasret
sevilerde göz hakkı bulunmayan
k.uyruğuna takılmış posta güvercini
m.g
*Goriot Baba (Le Père Goriot), Honoré de Balzac