1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
180
Okunma

Bir zaman ki
ne ölen bitiyor
ne öldüren yoruluyor,
tabutlar seri üretim,
ağıtlar kopya,
vicdanlar ise stok dışı...
Bir zaman ki
ölüm münferit değil,
örgütlü.
Tetiği çeken parmak yalnız,
ama karar kalabalık.
Hep bir ağızdan
insanlığın toplu ölümü kutlanıyor.
Bilim beyaz önlüğünü çıkarıp
ellerini kana sokuyor,
“Sadece deney” diyor.
Siyaset kürsüden
ölüyü istatistiğe çeviriyor,
“Yan etkiler olabilir” diye
yaşamı dipnota gömüyor...
Din suskun,
suskunluğu fetva kadar ağır.
Tanrı’nın adını dudaklarda tutup
merhameti ceplerde unutanlar,
cenneti vaat ederken
dünyayı cehenneme çeviriyor.
Aklın otoritesi,
paranın iktidarı,
korkunun dili…
Hepsi bir masada
insanı konuşuyorlar,
ama insan masada yok.
Çünkü insan
artık özne değil,
ham madde.
Kimi bomba için,
kimi oy için,
kimi “ilerleme” adına
öğütülüyor...
Ben bunları gördükçe
kendime soruyorum:
İnsanlığımı
hangi sınır kapısında bıraktım?
Hangi sessizlikte
elinden tuttum da
ölüme teslim ettim?
Gözlerim açıkken
kör sayıldım,
itiraz ettikçe
romantik ilan edildim.
Çünkü bu çağda
insan kalmak,
en büyük muhalefet.
Allah’ım…
Bu ne zamandır?
Ölmenin suç,
öldürmenin kariyer olduğu
bu düzen
hangi kitapta yazılı?
Eğer insanlık
toplu halde gömülüyorsa,
mezar taşına şunu yazın:
“Burada herkes haklıydı,
bir tek vicdan yoktu.”
Ve ben…
Bu kalabalık suçta
payımı reddediyorum.
Bari son mısrada
insan kalayım diye
utanıyorum...
Erol Kekeç/15.01.2026 13:43/Sancaktepe/İST
5.0
100% (2)