3
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
165
Okunma

Beyoğlu’nda akşam
bir vitrinin camında
eski bir yüz gibi durur
o kırmızı tramvay
gelir geçer
zamanın içinden
İstiklal Caddesi
buğulu bir hatıra şimdi
ayak izlerimiz
daha silik eskisinden
kol kola giren
şarkılar vardı bir zamanlar
bir Fransızca mırıldanma
bir Rum kahkahası
bir Ermeni terzinin ölçü alışı
asılı kalırdı havada
Çiçek Pasajı’nda masalar
henüz aceleyle toplanmazdı
konuşmaları ağırlaştırırdı rakı
sözler kurşun gibi
vururdu masadakileri
bir şair
bir peçeteye
sinkaflı dizeler dökerdi
bir âşık
masadan tek başına kalkamazdı
Markiz Pastanesi’nden çıkardı
en zarif yalnızlıklar
duvarlarında
art nouveau çiçekler
fincanların dibinde
yarım kalmış sevdalar
garsonların bakışı bile
biraz edebiyattı orada
Galatasaray Lisesi’nin kapısı
hep yarı aralıktı hayata
bir öğrenci sigarasını saklar
bir devrimci sloganını
ulu orta atar
bir kadın kalbini
incelikle taşırdı
erken sarhoş olurdu
Asmalımescit’te geceler
bir keman ağlardı bir meyhanede
sabahı bilmeden
saatler susardı
hiç bitmezdi çünkü
Beyoğlu’nun anlatacakları
tramvay hâlâ geçiyor
Beyoğlu’nun
eski fotoğraflarıyla dolu içi
her geçişinde fısıldıyor
bu caddenin
artık adı anılmayan
bir sakini
burası bir zamanlar
hayatın kalbiydi...
hulyaperest
5.0
100% (2)