2
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
201
Okunma
Korhan, hayatta her şeyi hak ettiğine inanan, kibriyle zırhlanmış bir adamdı. Kezom ise onun tam zıttı; sessiz bir nehir gibi aktığı yeri güzelleştiren, alçak gönüllülüğüyle dağı taşı yumuşatan bir can...
Kezom, Korhan’ın her sert bakışını bir sabır duasına dönüştürdü. Korhan ise Kezom’u bir "ev hali" sandı. Dışarıdaki ışıltılı hayatların, sahte kahkahaların peşinden koşarken, evde onu bekleyen o dev yürekli kadını bir gölge gibi gördü.
O Unutulmaz Gece:
Bir akşam Korhan, yine geç bir saatte eve döndüğünde, Kezom’u balkonun köşesinde gökyüzüne bakarken buldu. Korhan hiddetle sordu:
Yine neye bakıyorsun öyle dalgın dalgın
Kezom, yüzünde o hüzünlü ama şefkatli gülümsemesiyle cevap verdi:
— "Yıldızlara Korhan... Bazıları çok parlaktır ama ömürleri azdır. Bazıları ise sönük görünür ama bin yıldır oradadır, yol gösterirler. Ben sönük kalmaya razıyım, yeter ki senin yolunu aydınlatayım."
Korhan o gece bu sözün ağırlığını anlayamadı. Sadece "Saçmalama da uyu," dedi geçti.
Ve Sonra...
Yıllar geçip Kezom’un o yorgun kalbi yavaşladığında, Korhan ilk kez korktu. Kezom’un vefası, o gittikten sonra evin her köşesinden Korhan’ın üzerine bir çığ gibi düştü. Korhan, Kezom’un elinin değdiği her eşyada, aslında ne kadar "az sevildiğini" değil, kendisinin ne kadar "az sevmeyi bildiğini" fark etti.
Kezom’un ardından odasını toplarken Korhan bir defter bulur. İçinde sadece tek bir cümle yazılıdır:
Korhan, seni sevmek benim bu dünyaya bıraktığım tek mirasım; umarım bir gün bu mirası harcayacak kadar yüreğin olur."
Korhan o defteri göğsüne bastırıp ilk kez hıçkıra hıçkıra ağladığında, dışarıda Kezom’un sevdiği o sönük ama kadim yıldızlar parlıyordu. Ama artık Korhan’ın yolunu aydınlatacak kimsesi kalmamıştı.
5.0
100% (8)