0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
75
Okunma
Sırrın Sesi
Kelimeler yoruldu, lisan sustu sende,
Meğer can içre bir canmışsın bu tende.
Ben “gel” derken uzakları gözlerdim,
Oysa sen her nefeste, her çarpıntıdaymışsın bende.
Bir sevdaydın bana, adı söylenmez,
Her ezberimde bir âyet, sen belirirdin.
Ne vakit gönlüm harfe düşse,
Elif sırrıyla doğrulurdum içimde seninle.
Kalbimin en derin yerine bir elif çekildi,
Nur serpildi ömrün kederli serine.
Gözyaşım “lâm” oldu, sükûtum ise “mîm”,
Akıl sustu; sır konuştu, ben eridim.
Yalvardığım her dem sessizce baktın,
Lâm-Mîm oldu bakışın, kelâmsız aktın.
Söz bittiği yerde sen başladın,
Ben kayboldum, sen beni yine buldun.
Çaresizliğe düştüğüm her an,
İnşirah gibi aktın damarlarımdan.
Dar gelen göğsüm genişledi ansızın,
Dindi “bitmez” sandığım o eski sızım.
“Sen” diye inlediğim her gecede,
Sabırla dinledin hâlimi perde perde.
Ne acele ettin ne de terk eyledin,
Vakit senindi, hüküm sendi, ben bekledim.
Kendimi çaresiz bildim,
Bismillah ile tanıttın kendini bana.
Meğer her kapının anahtarı sendin,
Ey çaresizliğin dermanı,
Bilinmeze ferman yazan Kudret!
“Gel” dedim; hiç ayrılmadın,
Ben bilmezken sen vardın.
Şah damarımdan yakın olduğunu
Bilseydim, edep eder susardım.
Açık ellerim duadır sana,
Sözüm yetmez, hâlim eksik.
Sır bende kaldı, çözülemedim,
Acizliğimle kaldım kapında.
Anlatamam…
Çünkü sen söz değilsin.
Sen bilirsin.
Sen bilirsin.
Sen bilirsin.
5.0
100% (1)