Ne deniz sahili,ne deli orman ,
Dağların ardısın Şirin Kırşehir.
Başaklar sarıya çaldığı
zaman,
Bozkırın Lordusun şirin Kırşehir.
Zemheri,nisan’la girer kolkola,
Bıçaktır boranı vermez bir mola.
Yalancı ilkbahar göz kırpsa bile,
İbibik derdisin şirin Kırşehir.
Çiğdemler bakarken gün ışığına,
Büllbüller kavuşur
gül aşığına.
Döşenir nebahât boz döşeğine,
Goncada,hardasın şirin Kırşehir.
Bir görsen Kaman’ı cevizli bağlar,
Mucur’un yamacı kınalı dağlar.
Çiçekdağ koynunda zâhide ağlar,
Bozlaklar yurdusun şirin Kırşehir.
Ahi evranıyla, cacabeyiyle,
Aşık paşa, hacı Bektaş Veliyle.
Muharrem Ertaş’ın sırma teliyle,
Ben nerde!...ordasın şirin Kırşehir.
Ozan ellerinin mihenk taşısın,
Neşet üstadımın dertli başısın.
Aşk ile vurduğu sazın döşüsün,
Dilinde zârdasın şirin Kırşehir.
Aşıklar Hâlik’i över sözüyle,
Seyrederek âlemi
gönül gözüyle.
Kadını , erkeği, oğlu ,kızıyla
Gözümde perdesin şirin Kırşehir.
İnsan’ı candan çok, Vatanı sever,
Gâm düşse bayrağa göğsünü döver.
Üstüne vazife olursa eğer
Askersin, ordusun, şirin Kırşehir.
Kırşehir Vatanım, kırdök’tür köyüm,
Pekmez akıllıyım, nöörüyüm huyum.
En zalım
hasretim daha ne deyim,
Aha! tam şurdasın şirin Kırşehir