Tevfik Tekmen
364 şiiri kayıtlı

Yaralandık Bak gene

Tevfik Tekmen
  0,0 / 0 kişi ·2 beğenme · 0 yorum · 58 okunma

Yaralandık Bak gene




neler neler yaşamıştık yarım asır
o günden bu güne
alavere, dalavere, çirkeflikler
ne bitmez geceler, gelmeyen gündüzler, bitler, pireler
neler neler
ne düzmeceler
sinsice ve kalleşçe kesmeceler
ezmeceler
korkular da vardı
tarifsiz endişeler
dertler
elem ve kederler
ne acılardı yüreklerde, sinelerde silsileler, titremeler
payımıza düşenler kepçe kepçeydi de
tekelinden çaldığımız mutluluk gıdım gıdım
yarımşar
birer
soysuzca saklamışlardı hepsi belki
içimize atmıştık birçok şeyi
yaşamıştık gene de

yazmıştık sonra bunları bir yerlerde
bu sebeptendi isyanımız, yaralıydık belki de
ve sızlanışlarımız dantel dantel hikâye ve şiirlerde
kimi aleni, kimi saklı, gizli
dize içlerinde, satır diplerinde, kelimelerde
kimi coşkun bir selde, kimi de hüzün çiçeklerinde
kutuplardaydık kimi kereler
buz gibi
yorgan yok, çul yok
üşümüş donmuştuk
kimi kuru çöllerde yanmıştık cayır cayır
kavrulmuştuk
sırılsıklam olmuştuk yaz baharlarda
hazan mevsimlerindeki deli yellerdeydik bazen
kuru yapraklar gibi savrulup çalınmıştık yerlerden yere
çaresizce
ve çaresizlik üretenler inisiyatifinde
zifiri karanlıklar içinde, kör kuyular dibinde
bir ışık aramıştık hep
yol, iz olmayan bu ıssız yerlerde
göz yordamıyla düşe kalka
bir ışık diye yalvar yakar insafsızlara

bağırmıştık
haykırmıştık dar sokaklarda, boş alanlarda ya onlar duymazlarda
isyanlardaydık bazı bazı
evet
prangalarda, mahpuslarda, falakalı dayaklarda
kimi zamanlar ağlamıştık da
anlatamamıştık
anlaşılamamıştık
anlamamışlardı
oysa dilimiz döndüğünce anlatmış, kelimeler yettiğince yazmıştık
tükenmez kalemle özen bezene
kimi zamanlar da kan ve gözyaşı katmıştık dizeler içine
ama kime
yeter demiştik sonra bir gün
gözyaşı niye
kime
yürek yangınları beyhude
böyleyken acıları allayıp pullayıp baş tacı etmek niye
İsyan kime
yalvarmak kime
yara senin, merhem ötekinin, şu, bu, kiminse kimin
seninki sana, onunki ona, hayat işte, ölüye değil yaşayana
kimden kime ne
gerçekler böyle
yetsin gayrı demiştik sonra
yeter
böyle demiştik kendi kendimize
bıktık
usandık
yorulduk
halsiz, mecalsiz
takatsiz kaldık, dermansızdır dizlerimiz

ve yırttık o sayfaları, kırıştırıp attık
kara kaplı defterleri bir bir yaktık
sonra yeni bir sayfa açtık ak yapraklı defterlerden
ve kara değil ak yazılar yazdık

yeni bir dünya yarattık kendimize hayal ve düşlerde
bir başka bağırdık bu sefer
gülen yüz gülen gözle
haykırdık
dağlara, taşlara, ovalara
yüreğimizden, ciğerimizden, içimizin en derin yerinden
güzelin güzeline en güzelinden
merhaba dedik
kurtlara, kuşlara
yerdekilere, göktekilere, ara yerdekilere
merhaba dedik derelere, tepelere
kelebeklere, sineklere, böceklere, yüksek ve alçak yerdekilere
merhaba dedik otlara, ağaçlara ve suya ve toprağa
yedi başlı ejderi değil, pembe masallar anlattık çocuklara
bebeklere meme verdik, sağırlara dört kulak
dinledik
ses verdik sessizlere
şiirler yazdık sevdalara, sevdalılara
sevgilere selam yolladık, sevgililere oyalı mendil
kucak açtık
sarıldık
sarmaştık
susuzları suladık
çatlayan dudakları dilimizle ısladık
saygılar sunduk dostlara
arkadaşlara
komşularla merhabalaştık
ninniler söyledik uykusuz gecelere
yorgun gündüzlere türküler
yazdık insanlığı satır satır
pembe renkli hikâyelerde, gül kokulu şiirlerde
kin ve nefreti öldürüp gömdük
temizledik irinleri
yaraları diktik
sarıp sarmaladık, kanatmadık
okları, bıçakları, kasaturaları savaş alanlarında bıraktık
silahları astık
baruttan toprak yapıp saksılara kattık
kurşun askerlerle çocukça oyunlar oynadık
işte böyle dedik
böyle bir dünya, böylesini istedik
çalıştık, çabaladık, başardık
yedi cihana sesimizi ulaştırdık
ikna ettik, cümle âlemi tek yürek ettik
kurdu kuzuyla arkadaş eyledik
tavşanı tilkiyle, kuzgunu civcivle gezdirdik
kimseyi kimseye yem etmedik
yedirtmedik
yerdegezeni ürkütmedik, göktekinin kanadını kesmedik
karıncayı çiğnetmedik
işte böyle dedik, böyle bir dünya düşledik

el ettik yıldızlara
el ettik aya
güneşi baba ettik, toprağı ana
böyle seslendik bulutlara
yedi cihana
yüreklerdeki sevgiden, bal damlayan dillerden, güzelin güzelinden
yılan dayanamadı çıktı deliğinden, köstebek yerin dibinden
endişeleri, kaygıları yerle bir ettik
çiğnedik, ezdik
bütün korkuları yendik
yalnızlıkları cehennemlere gönderdik
ümitleri çayır çimen ettik, yeşerttik
cennet ettik her yeri, mutluluklar ürettik
merhaba dedik dağa
taşa
merhaba diye haykırdık dört bir yana
ota, ağaca, havaya, suya, ışığa
merhaba hayvanlara
ve insanlara
duyanlara, duymayanlara, konuşanlara, konuşamayanlara
merhaba

ve yıldızlar yere indi tek tek sevincinden
ay da mavi denizin üstüne
yel amber çiçeğinden kokular getirdi
güneş gülümsedi ve merhaba dedi
bulutlar gürlemeden terleyip silkelendi de
zemzem suları döküverdi
toprak ana bire bin verdi, bolluk, bereket geldi
soysuz iblis korkudan ürperip mora kesti
ve ak kanatlı meleklerden korkup titredi

Azrail gelmişti hani zamansız
ikna ettik onu, gönderdik, gitti
ölümsüzlüğün sırrına ermiştik çünkü
baykuş bile bülbülle gül çiçeğindeydi ki
incitmeyip yücelttik ve bu sebepten kimseleri öldürmedik
İşte biz
dönmeyen düş dünyasında böyleydik

lakin unutmuşuz bir şeyleri bir yerlerde
belki birilerini de
galiba görememiştik ölüleri mezar içlerinde
düşteki bu güzellikte onlar yoktu nedense yeryüzünde
ılık yağmurlar yağmış toprak kabarmıştı da çıkmamışlardı
birisi sarıçiğdem, birisi beyaz lale, mor menekşe, sümbül misalinde
hayvanları bile getirmiştik de güzellikle dize
ne fayda ki sökmezdi bunların hiç biri biz olamamış bizlere

ah nene ah
dinlemedik bak gene seni
evrimleşemediğimiz nasıl da belli
hala eskisi gibi
dur demiştik dünyaya, artık dönme
hâlbuki ne haddimize
neyimize
belki paranoyak bir gecede, ya da saçma bir düş içinde
güpegündüz hayalperestçe
hep gündüz kal
gelmesin artık karanlık geceler demiştik hayat dene dönenceye de
ne haddimize

neydi yanlış olan
eksiklik kimde ve nerede
unutmuşuz
işte insanız ya enikonu, bir ses duyduk bir yerlerde
akrep ateş çemberi içinde ve çaresizce
onu gördük o zalimce çevrilmiş dar yerde
umutsuzdu
kuyruğuyla oynuyordu bir ikilem içinde
ve kurtuluşu yoktu
su döküp söndürdük ateşi
umut olup yanına koşmuştuk
ve kördük belki
görmemiştik
yeşil zehir kuyruğunun ince yerinde, kin ve nefretse yüreğinde
kötülük bu ya, ta öz benliğinde
kim bilir
suçu, günahı yok, bilmiyordu belki
dünya durmuştu ya
hani dönmüyordu, hani devran sürmüyordu
hani kuzu kurt memesi emiyordu
ceylan aslanla geziyordu da haberi mi yoktu
belki korkmuştu
belki de haberi yoktu

ah nenem ah
bileydin
bileydin de söyleyeydin
diyeydin
bırak oğul, kalsın akrep ateş çemberi içinde

yanıldık
aldandık
uykulardaydık
galiba hazırlıksız yakalanıp gafil avlandık
hâlbuki ne güzel söylemiştin yıllar öncesinde
hani önde giden pusuya düşerdi
hani geriden geleni kurt enselerdi
ne oldu can nene
Orta yerlerde akrepler geziyordu da haberin mi yoktu
Ama ne yapsaydık nene
ateş çemberindeki akrep umutsuzdu
gerçek bu ki kurtulunca unuttu
kim bilir
belki de korkmuştu
ve gelip bizi soktu
demek vefa buydu
anlayamadık
gaflet uykusundaydık
zehirlendik de uyandık
düş yatağımızdan kalktık
baktık ki gerçekle kucak kucağıyız, aynayı konyayı anladık
geç mi kalmıştık
ya da güneş doğmamış
daha erken
her şey düş veya hayalde

oysa duran bir şey yoktu
dünya hala dönüyordu ve gerçek olan buydu
ama yer ve mekân
ve akrep ve yelkovan
ve zaman
oysa başı ve sonu olmayandı gerçek olan yaşam
ve düz bir çizgiydi hayat denilen kavram
dünya dönecekti
durdurmak kimin haddine
hep dönecek, devran bildiği gibi sürecek
gittiği yere kadar
dur demek ne haddimize

öldük mü?
bak ölmedik
böğrümüzde iki kurşun, belki bir hançer, can evimizde yumruk
soluksuz kalıp öldük mü?
kaç kez söylemiştik oysa gafillere
bir kere öldüysek bin kere dirildik biz
kim bilir
belki de ölmüş gene dirilmiştik
biraz bu yüzden bekledik
özeleştirideydik ve sonra gerçeklerle yüzleştik

ey gafil!
ve dönüp kendimize böyle seslendik
ey gafil dedik
kurt kuzuyla gezmez!
tilki et sever tavşanla yarenlik etmez!
akrep akreptir; arı değil o, kuyruğunda bal üretmez
ya insanoğlu
doyumsuz oğlu doyumsuzdur o
dünyaları versen eyvallah demez

ve döndürmüştük duran dünyayı yeniden
durdurmak ne haddimize
köylü köyüne, evli evine, tatlı düşler gül yüzlü çingeneye
yolcu yoluna dedik
kuzgunu gönderdik leşe, civcivi kümese
köstebek yedi kat yerin dibine
yılan deliğine
zehirli akrebe dedik, sen de ateş çemberinin orta yerine

gök alçalmıştı başımız üstüne, yükselttik yeniden
yer temizlenmişti, kirlettik bilerekten
dünya zaten yuvarlak
dönsün dursun
devran sürsün dedik bize ne
yıldızlar ağladı bu çirkinliğe, gittiler yükseklere
ay kalktı denizden iki gözü iki çeşme, olup biteni bilemeden
bulutlar hiddetlendi, gürledi, gümbürdedi sinirinden
yıldırımlar, şimşekler
kapkaranlık, kar, boran, tufan

işte böyle
ateş bile isyan etti, sitem etti akılsız akrebe
iblisi azat ettik
git dedik isli baca içlerine, pis kokulu çöplüklere
hain pusular kur dedik, güzel, çirkin demeden herkeslere
ötsün dedik gamlı baykuş viranelerde ölmüşler üstüne
ve bu yüzden sustu bülbüller
soldu çiçekler, sevgiler, güzellikler

akrepti ateş çemberi içinde
biz değildik
kuyruğunda zehirli iğne ve can derdinde
merhamet dilemiyordu belki ama
candı onun canı da
acıdık
yardım ettik
ölümü görmüştük kendi gözümüzle
su döktük gönül tasından, ateşi söndürdük
bir düş dünyasıydı ya bu
dost sanıp yaklaştık, el uzattık, okşadık
sokmaz sandık
galiba yanıldık
gafil avlandık
ve yaralandık
ve yazık oldu, yedi bin seneyi boş bir hayale harcadık

“Ah nenem ah, seni hiç dinlemedik. Zavallı yaratıklardan çok şeyler bekledik. Kanatları yok ki onların, melek olsunlar istedik. Göz göre göre şeytan oldular da; ona yanarım nenem, üzgünüm engelleyemedik…”

Tevfik Tekmen. Eylül/2008. Lüleburgaz

Şiiri Değerlendirin
 
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yaralandık Bak gene şiirine yorum yap
Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?

Yaralandık Bak gene şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.