TEYZENİN HİKAYESİ

Patrick White
  0,0 / 5 0 kişi · 0 yorum · 385 okunma · 0 tavsiye
Kitap Künye
Yayınevi:
ISBN:
Dil:
Türkçe
Sayfa:
390 s.
Yıl:
1973
Kağıt Türü:
3. Kalite(saman)
Teyzenin Hikayes
(Patrick White: Teyzenin Hikayesi. Türkçesi : Gönül Suveren. Altın kitaplar yayınevi)
(Nobel Ödülü)
Ön Bilgi:
1. Prof.Dr. Yalçın Küçük ve Gazeteci Yazar Soner Yalçın’ın kitaplarını okumamış olanlar bu kitabı anlayamaz diye düşünüyorum; baştan sona “kod” ve “ima”.
2. Kitabı, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı 1973 yılında, üniversite öğrencisi uzaktan akrabam da olan arkadaşım hediye olarak verdi, ben lisede okuyordum. Belki de kapağındaki erotik bir kadın silüetinin o yaştaki beni gereğinden fazla tahrik etmesiyle hemen okumaya başladım, ama en fazla 10 sayfa okuyabildim; ne erotizm, ne de bişi...kapattım.
3. Bundan 16 yıl önce sözlü mülakat sınavını kaybettim; dünyam yıkıldı. İşte o günlerde, kitap okuma alışkanlığımın olduğunu bilen biri, benim perişan halimi görünce, “üzülme , sadece sen değilsin, hepimiz ayaklar altındayız,” dedi. Ertesi günü Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün “Şebeke” adlı kitabını bana uzatrak , “Bugüne kadar başka kitaplar okun, bir de bunu oku!” dedi. Y. Küçük’ü “deli” olarak biliridim, ama ‘şimdi kitabı almasam kabalık olur’ dedim ve aldım ; kitap ertesi günü bitti. Hemen o hafta Y. Küçük’ün Tekeliyet, İsyan, Sırlar,Gizli Tarih, Putları Yıkıyorum, İsimlerin ibranileştirlmesi kitapları ile Soner Yalçın’ın “Efendi-1” ve “Efendi-2” kitaplarını aldım, çok kısa sürede tümünü bitirdim. Bu sürede başka kitaplar, dergiler, internet mkaleleri okudum, verilen bilgileri, anlatılan olayları kendi kişsel tarihimle karşılaştırdım: Raskolnikov’un dediği gibi,”gerçekten bir böcek olduğumu anladım
4. İran Devlet Başkanı Ahmedi NeJad’ın kripto olduğunu, BBC’den tam 1.5 yıl önce işyerimizde 15-20 kişilik gruba söyledim; çok eğlendiler, kahkalarla güldüler...
5. Kitabı yeniden okudum, 2 günde bitidirdim; üstelik özetini de çıkardım.

Kitap Özeti:

1. Nobel ödülü verilen ( Nobel edebiyat ödülü alnanların belki de tümü İbrani asıllı) “Teyzenin Hikayesi” adlı roman -baştan sona- I. Siyonist Kongre’yi toplayan Theodor Herzl’in çalışmalarını, örgütlülüğünü ve Eski Yahudi vatanı Filistin’e özlemlerini anlatıyor. Kitapta Filistin veya Kudüs adı geçmiyor, “Meroe” adı verilen hayali bir yerin içinde ve çevresinde geçen olaylar anlatılıyor. Ancak, kitaptaki coğrafi tanımlardan anlatılan yerin Filistin olduğu kolayca anlaşılıyor. Nitekim, sayfa 26’da, “Ve timsah Nil denilen bir yerde yatıyordu. Bu nehir Meroe’nin ya¬kınlarında akmaktaydı.(s:26) Kitaptan aldığım aşağıdaki birkaç alıntıda –kodlar çözüldüğünde- tanımlanan yerin Filistin, anlatılan olayların İsrail Devleti’nin kurluş süreci olduğu çok net anlaşılıyor.
2. Kitap Avustralya’da yazılmış ama olaylar daha çok Ortadoğu ve Yahudilerin yoğun olduğu Doğu Avrupa’da geçiyor.
3. Dünya yahudiliği, İsrail Devleti kurmak için Filsitin’den önce Afrika’da, Mısır’a komşu Habeşistan’da bir yer arayışına girişmişler, o çalışmlar da konu ediliyor.
4. Roman kahramanları: Theodora, Julya, Jack, Lou, Joe, Leontini, Pavlou, Brawne, Rafferty, Rapollo, Ralph, Stepper, (Tümü Tevratik adlar)
5. Romanın başkahramının adı Theodora Goodman (Good=İyi, Man=Adam)

6. Theodora Goodman’ın bir kripto olduğu, yani İngiliz uyruğunda ve Hıristiyan göründüğünü ama gerçekte Yahudi olduğu sayfa 198’de net ifade ediliyor: “Matmazel Marthe, “Size Yahudi olduğumuzu söyle¬memiz gereğini duyuyoruz.” dedi. Matmazel Bloch ve Matmazel Bloch bu gerçeği sanki bu kırılır bir şeymiş gibi sundular. Matmazel Berthe, “İnsan şaşırıyor,” dedi. “Daha genç¬ken bize Komünistlerden korkmamızı söylemişlerdi. Şimdi korkmamız gereken kimselerin Faşistler olduklarını öğre¬niyoruz. Siz nesiniz? Theodora Goodman, “Açıkçası, ben hiç bir zaman bunu düşünmedim,” dedi.Matmazel Berthe, “Bu korunç bir şey!” dedi. Matmazel Marthe, Bu kripto-bilmem ne olduğunuz anlamına geliyor,” diye içini çekti.(s:198

7. Kripto olmak, yani çift kimlikli olmak; örenğin, Türk, Kürt, Alman, Rus, Müslüman ,vb kimliklerle tanınıp ama gerçekte Yahudi olmak. Yaşamı boyunca sadece ve sadece Yahudi ırkının iyliği, diğer ırkların kötülüğü için çalışmak.

8. Kitapta, Theodora Goodman, kriptoluğuyla övünür: Hıristiysn azizler arasında da çift kişilikli (kripto) yahudiler olduğu ve bunları aziz oldukları için değil, Yahudi oldukları için sevdiğini söylüyor.” Fakat seni en çok azizlerin arasında çifte kişiliğinle oturduğun zaman seviyorum.” (s:205)

9.

10. Nitekim, gerek Paplar ve gerekse Osmanlı Şeyülislamları arasında çok sayıda kripto (gizli Yahudi) vardır.

11. Roman, dünyada ilk Siyonist Kongre’yi 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde toplayan Siyonist Theodor Herzl’in yaşamı ve Siyonist çalışmaları, dünya Yahudiliğini örgütleyişi kodlarla, şifrelerel anlatılıyor.

12. Birinci Siyonist Kongre, 29 Ağustos 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde Theodor Herzl adında bir Siyonist Yahudi’nin başkanlığında toplandı. Kongreye tüm dünyadan yaklaşık 200 delege katılmıştır. Avusturyalı Yahudi bir gazeteci olan Theodor Herzl, 1896'da yazdığı Judenstaat (Yahudi Devleti) isimli bir kitapta Siyonizm'in kuruluşunu anlatmış, 1897'de I. Siyonist Kongre ile Dünya Siyonist Teşkilâtı kurulmuştur. Kongre ile 1897'ye kadar Yahudilerin, Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897'de hedef haline getirilmiştir. Kurulan Dünya Siyonist Örgütünün başkanlığı'na Theodor Herzl getirildi. Kongrede hazırlanan Siyonist programı hayata geçirmek için gereken altyapının oluşturulması için finans desteğini sağlamak amacıyla bir fon kurulması kararlaştırıldı. Bu fon Filistin'de toprak satın alınması ve bu topraklarda bir devletin altyapısının oluşturulmasına harcanması kararlaştırıldı. 14 Mayıs 1948'de İsrail Devleti'nin Kuruluş Deklarasyonu, Theodor Herzl'in 1897'de I. Siyonist Kongrede, “Ben Basel'de İsrail Devletini kurdum. En geç 50 yıl içinde bu gerçek olacak,”demesinden 50 yıl sonra ilan edilmiştir (vikipedi)

Kitaptan Alıntılar:

“Lou, “Bana bir şey anlat,” dedi. Bu sözleri söylerken soluğu Theodora’nın omuzunu ısıttı.”Bana Meroe’yi an¬lat.”... Theodora, “Meroe?” dedi. “Fakat hayatım, sen bu hi¬kâyeyi dinledin. Zaten anlatacak fazla bir şey de yok.”... Meroe’nin hikâyesini anlatmıştı. Meroe, içinde dikka¬ti çekecek hiç bir olay geçmeyen, fakat müzik parçalarının çalındığı, güllerin saplarından koparak düştüğü, insan be¬deninin asıl görevi olan aşk ve nefreti başka biçimlere sok¬tuğu eski bir evdi. Fakat Meroe’nin hikâyesini anlatmak, Theodora için kendi kanının sesini dinlemek demekti. ( s:21)
•••
Kırların arasından aşağıya yola şaşkınlık¬la bakardı bu renk. Dürüst bir evdi bu. Çünkü yapıcılığın amacının bir ev, duvarlar ve bir dam yapmak olduğu bir dönemde inşa edilmişti. Evi yapanların en belirli nitelikle¬ri de; amaçlarındaki doğruluktu. Bu, uygarlığın üzerini kapayıp, gözden kaybettirdiği bir şeydir. Goodman’lar gelmeden önce biri eve bu Meroe adını takmıştı.(s:22)
•••
Hiç kim¬se kuru günlük düzyazılarının dudaklarından dökülen Me¬roe kelimesiyle birdenbire karanlık bir süre dönüşmesinin nedenini tartışmıyordu. Kelimenin için için yanmasma kar¬şılık onlar tepeler kadar açık, kuşku götürmeyen bir nesne¬den sözetmekteydiler. Yalnızca Meroe’nin çevresindeki te¬peler bu adla gizlice anlaşmışlardı. Böylece daha koyulaş¬mış ya da kara kayalarım daha derinlere kadar çatlatıp açmış veya daha vahşi bir Habeş şiddetiyle kaşlarını çat¬mışlardı. Tepelere Meroe’ydi. Meroe de kara volkanik te¬peler./..../ İskelet gibi ağaçlar bir fon görevini yüklenirlerdi. Fakat Meroe’nin ölü ağaçlarının öyle hüzünlü bir görünü şü yoktu. Kökleri Habesistan’da olan bu ağaçlar her şey den çok uzaktılar./.../ Sürekli bir kaynaşma, mırıltılar, kuruntular ve belirsiz bir hoş¬nutsuzluk sızardı bunlardan odalara. Güller, “Theo,” diye seslenirlerdi. “Vakit geldi. Boy¬nunu yıkama zamanı.” (s:23)
•••
Heredotus bunu bir kitapta yazmıştı. Ve timsah Nil denilen bir yerde yatıyordu. Bu nehir Meroe’nin ya¬kınlarında akmaktaydı. /.../ Theodora, “Fakat Meroe’de yalnızca bir dere akıyor,” dedi. Babası, “Başka bir Meroe daha var,”dedi. “Habeşistan denilen kara ülkede, ölü bir yer orası...”Kızın, o anlaşılması zor kitapların eski, lekeli sayfa¬larına dayadığı elleri buz gibi olmuştu. Çünkü bu ikinci Meroe’ye inanamıyor, inanmayı istemiyordu. Kendi sarı taşlarını, Habeşistan denilen o ülkenin kara çimenleri üzerine yerleştiremezdi(s:26)
Sonra Fanny bir bıçak larak, tereyağını kesip yaredı. Bnu, hala kahkasının altında cerhatlanıp acıyan bir duygunun , açıklanamanay bir şeiyn etkisiyle yapmıştı. Belki de Habeşitan yüzünden. ( s:351)
•••
Kız, evin sarı yüzüne, sakin çiçek bozuğu taşlarının arasındaki beyaz kabuklara çekinerek baktı. Meroe’yi saran tepeler, güneşte bile karaydı. Kendi göl¬gesi kuşku uyandıracak bir paçavra gibiydi. Theodora’ nın gördükleri ve hissettikleri yüzünden o mitolojik gö¬rüntü bir gerçek halini aldı, kız gitgide yayılan bir deh¬şetten kaçıp kurtulamıyordu. Ancak zamanla ikinci Meroe hayali sönükleşti, kafa¬nın derinliklerinde sessizce yatan kabullenilmiş bir kaygı¬ya dönüştü. Theodora birinci Meroe’yi sevebilirdi. Bu ko¬nuda özgürdü. Dokunabileceğiniz bir nesneydi. Kız, yana¬ğını altın taşlara sürdü, bunlara gömülü yelpaze ve hele¬zon biçimindeki aşina deniz kabuklarının cildine battık¬larını duydu. Burası ‘Bizim Yerimiz’di. Sahip olmak insa¬na huzur veren esrarlı bir şeydi. (s:27)
•••
“Theodora Goodman, boş bir kâğıda, “Bizim Yerimiz’ de,” diye yazdı. “Meyva vermeyen yaşlı bir kayısı ağacı var ve inekler hava sıcak olunca sağılmadan önce bura¬da dururlar, ya da kulübenin yıkılmış olduğu o eski bahçedeki armut ağacının altında. Bütün bunları ata bine rek, Babamla Bizimim Yerimiz’de dolaşırken görüyorum. Bizim Yerimiz uygun bir büyüklükte, Parrott’ların ya da Trevelyan’ların toprakları kadar büyük değil. Oysa Babam, ‘Bizim Yerimiz’in insan kafasını dinç tutacak kadar geniş olduğunu söylüyor.” Ata binmiş, Babasıyla ‘Bizim Yerimiz’de dolaşıyordu. Kız, üzengilerin şıkırtısını, atların burun kanat¬larını şişirerek solumalarını, hışırdayarak sallanan kaba telli kuyruklarından dökülen o ağır, yavaş, tembel ses sellerini dinliyordu. Onların olan topraklara bakıyordu Theodora. Meroe ‘de yeteri kadar kafa huzuru vardı. Bu¬nun ne olduğunu bilmiyordunuz, bu bakımdan pek emin değildiniz. Ama bunu ta kemiklerinizin içinde hissediyor¬dunuz. Ve Theodora buna bağlı olarak ‘Bizim Yerimiz'in bir başlangıç ya da son olmadığını da keşfetti. Kız ilk de¬fa tarafsız bir bakışla karşılaşıyordu.Mr. Parrott,”Meroe mi?” dedi. “Bir yıkıntı orası.” Theodora bunu duydu. Şehirde, İmperial Oteli’nin uzun balkonunun altında Babasını bekliyordu.” (s:28).
•••
“ Theodora, ellerini birbirine kenetlemiş öylece otu¬ruyordu. Bir keder yükünün altında ezilmekteydi. Kimse bu yükü kaldırıp atamazdı. Çünkü Theodora’nm bunu omuzladığını bilen yoktu. “ (s:29)
•••
“Yoldaki dönemeçte birdenbire ortaya çıkıyordu. Arabasının tekerlekleri orayı dövüyor, derenin geçit yerindeki kahverengi suları etrafa sıçratıyordu. Ol¬dukça uzaktan arabanın üzerindeki pis tentenin sağa sola sallanıp devrilecekmiş gibi eğildiğini görebiliyordunuz. Di-ğerlerine haber vermek, “Suriyeli! İşte Suriyeli geli¬yor!” diye seslenmek için zaman bulabiliyordunuz. Bu sesle herkes evden fırlıyordu./.../ Gertie, Suriyelinin değersiz birtakım şeyler sattığını söylüyordu. Fakat herkes satın almayı, eşyalara dokun¬mayı, seçmeyi seviyordu. Şimdi bu gün, konuşmalar, gülüşmeler, Suriyeli’ nin uyuz köpeğinin sızıldanmaları, adamm yaşlı sıkıntılı renksiz atının koşum takımının şıngırtısıyla doluyordu. Artık kimse çalışmazdı. Suriyeli gelmişti çünkü. Suriyeli kupkuru, esmer bir adamdı. Ellerinde mavi dövmeler vardı. Bir deri bir kemik kalmış yüzünde, de¬rine kaçmış gözleri kapkara duruyordu. Ama bu gözler insana pek bir şey söylemiyorlardı. Konuştuğu dilde sesi de öyle. Suriyeli’nin lâfları ancak şilinlerden sözettiği va da kahverengi elleriyle işaretler yaptığı zaman anlaşılırlık kazanıyordu. Sanki Suriyeli geliyordu. kurgulu bir oyuncakmış gibi kahve¬rengi dişlerini göstererek gülüyordu adam. Bir defasında gümüş işlemeli bir şal gösterdi. Ger tie bunun için, “Doğu işi,” dedi. Suriyeli herkesin görebil¬mesi için şalı şöyle bir attı. Kış rüzgârında ne güzel uçtu. Sanki Suriyeli’nin elinden gümüş sular akıyordu. “(s:34)
•••
“1899 (Siyonist kongre 1897’de toplandı). Theodora sönmüş tepeleri ve onların bir zamanlar sürdükleri hayatı bili¬yordu. (s:37) Adam, “gelecek yılın Ağustos ayının on yedisinde “ dedi .(s:57)
•••
“Problem hem çok basit, hem de çok güç gözüküyordu. Theodora oturdu. Kız, violetin birşey söylemsini , yeni bir biçim yaratamasını ve çözüm yolu bulunması gereken benzer bir problemi açıklamsısnı bekliyordu. Sonsuzdu bunlar. (s:74)
•••
Şurada tavşanlar (Araplar?) var. Ateş edebilirsiniz. Tepenini diğer tarafındaki yuvlarındaın yakınında bir sürü tavşan vardı. ( s:91)
•••
Theodora kendi tüfeğini kaldırdı. Yollarına devam ettiler ( s: 93)
•••
Fanny goodman (Theodora’nın kız kardeşi) başını nehirdeki kuağpaualra doğru sallayarak , “la la le-le lasa, “ diye şarkı söyülüyordu ( s: 98)
Burada bir parantez açıyorum, “la la le-le lasa,“ şarkısı rastgele seçilen bir tekerleme değil, mitolojik bir anlamı var:
“Sonunda bütün tutukluların heyecanla ve hazırlıklar yaparak bekledikleri Noel yortusu geldi. ... Kışlamızda bu işe en fazla sevinen ve endişelenen İsya Fomiç Bumtayn’dı. Yahudi tututluydu./.../ Kuyumcuydu /.../ Muhtaşç durumda olması şöyle dursun , zengin denirdi kendisine . Bununla birilikte tutuklulara faizle para veriyordu. Şehirli Yahudiler ondan dostluklarını, korumalarını esirgemiyorlardı. /.../ Hayatta pek çok Yahudiy’le karşılaşmış olan Luçka, onsa sık sık sataşırdı. /.../ Bunun üzerine tiz, incecik bir sesle anlamsız, acayip bir ezgiyle bir "La - la la - la!..." tuttururdu. Bu, güfte sayılmayan la - la -lâ'lar İsay Fomiç'in cezaevinde söylediği tek şarkıydı. Benimle daha yakından samimi olunca, bu şarkı ve ezginin, bir zamanlar, altı yüz bin Yahudi’nin Kızıldeniz'i geçerken söylediklerinin aynı olduğuna inandırdı beni. Her Yahudi için, düşmanına karşı zafer sağladıktan sonra bu şarkıyı söylemek zorunluymuş. “ ( Dostoyevski: Ölü Evinden Anılar, s: 150-154. Türkçesi: Hasan Can, alter Yayınları.)
•••
"Venantius önemli bir gizi saklamak istiyordu; bunun için de iz bırakmadan yazan, ama ısıtılınca yeniden ortaya çıkan bir mürekkep kullanmış. /../ "Hiç kuşku yok, çözül¬mesi gereken gizli bir alfabe bu," dedi. "İşaretler kötü çizilmiş, belki sen daha da kötü kopya ettin, ama kesinlikle bir burç alfabe¬si bu. Görüyor musun? Birinci dizede..." Yay, Güneş, Merkür, Akrep..."/.../ "Venantius saf olsaydı, en yaygın burç alfabesini kullanırdı: A eşittir Güneş, B eşittir Zeus... O zaman ilk dize şöyle olurdu... Şu¬nu bizim alfabemizle yazmaya çalış: RAIQASVL..." Durdu. "Ha¬yır, hiçbir anlamı yok bunun; hem Venantius saf değildi. Alfabeyi başka bir anahtara göre yeniden düzenlemiş." /.../ Örneğin, bir harfin yerine başka bir harf koyabilirsin, bir sözcüğü tersinden yazabilirsin, sözcüğün yalnızca her iki harfinden birini alarak harfleri tersine sıralayabilirsin, baş¬tan başlayarak burada olduğu gibi harflerin yerine burç işaretleri koyar, gizli harflere sayısal değerlerini verirsin; sonra da sayıları başka bir alfabeye göre başka harflere dönüştürebilirsin..."/.../ Mesajın ilk olası sözcükleri üstüne varsa¬yımlar kurulabilir; sonra da, bunlardan çıkardığın kuralın, metnin geri kalanına uyup uymadığına bakarsın. Örneğin, burada Venan¬tius, fınis Africae’yi çözümlemenin anahtarım kesinlikle kaydet¬miştir. Mesajın bununla ilgili olduğunu düşünürsem, birden bir uyum aydınlatır beni... Harfleri değil, işaretlerin sayılarını dikkate alarak, ilk üç sözcüğe bakmaya çalış... IIIIIIII IIII IIIIII... Şimdi de bunları, her biri en az iki işaretten oluşan hecelere ayırmaya ça¬lış; yüksek sesle oku: la-la-la la-la la-la-la... Secretum fınis Africae...( (Lat.) Afrika’nın sonunun gizi.)” (Umberto Eco,s: Gülün Adı, s:195.)
Parantezi kapatık, konuya dönüyorum:
“Halk (Yahudiler ?) soruyordu. “Ne diyorsunuz ? “Kötü mü olacak ?” “Theodora ne düşünüyor ?” (s:119)
•••
“Theodora o foroğrafı hatırladı ve bazan kişisel irade hayalinin , hangi noktada evrensel rüyaya yenildiğini kendi kendine sordu. ( s: 122)
•••
“Ama nedense Theodora yönetimi eline almayı istemiyordu (s:155)
•••
“Bir kzıl horozun (Sovyetler Birliği?) belli belirsiz kavraranan ilkel (soyalizm?) kuyruk kabartışıydı.(s:160)
•••
“Bundan böyle binlerce küçük parçacığa ayrılmış olsarak yürüyoruyz; yüz ayaklı bir böcek gibi; atmosferi içen yumuşak adımlı bir kırkayak gibi; geçmişi ve geleceği hırsla içen duyarlı iplikçikliklerle yürüyoruz ve bütün her şey eriyerek müzik ve üzüntüye dönüşüyor, birleşmiş bir dünyaya karşı yürüyor, bölünmüşlüğümüzü tanıtlıyoruz. Biz yürürken bütün her şey, bizimle birlikte gökkuşağ gibi pırıltılı binlerce küçük parçacığa ayrılıyor. Olgunluğun o ulu parçalnışı bu. (s: 179) (Henry Miller)




•••
Biliyorr musunuz , Hitler’in savaş çıakaracağını söylüyorlar (s: 197)
•••
“Matmazel Bloch ve Matmazel Bloch, dikenlerin arasından ilerlediler. Bu yürümek değil, ilmek ilmek örgü örmekti sanki. İkizler, gülümsemeler saçıyorlardı. Minnet duyuyor¬lardı çünkü. Buz çiçeklerinin arasında ve İsa çarmıha gerildiği sırada başına geçirilen dikenli tacın gölgesinde ya¬şamak gibi bir ayrıcalığa sahip oldukları için minnet du¬yuyorlardı. Onların ardından giden Theodora, bir çok eski yaranın açıldığını hissetti. Yaşlı Yahudi kadınlarının gerilerinin ıstırap çekmeyi tekellerine almalarına izin vere mezdi pek. Ama onların bu konuda kendilerine özgü bir istek ve eğilimleri olduğunu da itiraf ediyordu.”(s:199)

Böylece, varoluşun sürekliliği, kesilmeyecekti. Görünüm, sonsuz bir varoluş haliydi.Ümit ve ümitsizlik , sonsuz olarak yiyip yutuyor ve kusuyordu.” ( s: 244)

İnceleme Ekle Alıntı Ekle

Henüz inceleme veya alıntı paylaşılmadı.
Kitaba puan verin.
Puanınız:
Kitabı Kütüphanesine Ekleyenler
Kütüphaneye henüz ekleyen yok.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.