İstanbul’a çocukluğunda gelmişti Necmi. Babası, elleri cila kokan emekçi marangozdu. Dersleri çok iyi olmasına rağmen okula devam edemedi. Babasının marangozhaneden kazandığı üç kuruş, onu okutmaya yetmeyecekti. Daha onlu yaşlarda tanıştı ağaç ve cila kokusuyla... Babası kendi mesleğini ona öğretecek, o da bununla geçimini sağlayacaktı. Sabahçı olduğu zamanlar öğleden sonra, öğlenci olduğu zamanlar sabah gelirdi bir ömür ekmek yiyeceği marangozhaneye. Akşamları da geç vakte kadar belki babam okutur ümidiyle ders çalışırdı. Daha o yaşlarda ümidi baltalansa da, hayatı boyunca hiç kaybetmeyecekti ümidini.
Küçük yaşlardayken bile, okumak en büyük tutkusuydu. Roman ve şiir okumayı çok seviyordu. Marangozhanede öğle yemek aralarında, çay molalarında hep okuyordu. Okurken kafasında âdeta yaşıyordu hikâyeyi. “Ah, keşke ben de yazar olabilseydim. Belki okusaydım yazar olurdum” diyordu. Bazen okuduğu romanlar için ‘ben olsaydım böyle yazardım’ dediği oluyordu. Kazandığı paranın yarısıyla kitap alıyordu. Yeni çıkan romanları hiç kaçırmazdı. Bir de okuduğu kitaplardan notlar karaladığı bir not defteri vardı. Sadece kitaplardan notlar almaz bazen içindekileri de karalar, dostlarına ve ailesine anlatamadığı şeyleri o deftere anlatırdı. O yüzden defteri, onun en yakın arkadaşıydı.
İşini de iyi yapardı Necmi. Aldığı paranın hakkını verirdi. Âdeta sanat eseri üretirdi. Müşterisi çoktu. İşini yaparken kendisini sanki bir roman yazarı ya da şair gibi hayal ederdi. Bir sanat eseri gibi dolap, sandalye ve masa yapmasının sebebi belki de buydu. Yazar olsaydı en güzel romanları yazardı.
Son zamanlarda en çok sipariş verilen kitaplık oluyordu ama kitaplığın süslü olmasını istiyordu müşteriler. Kimisi garip şekillerde, kimisi de garip boyanmış şekilde istiyordu. Evin bir köşesinde süslü bir kitaplık olması dekorasyon açısından çok güzel olur, diyorlardı. Bu duruma anlam veremiyordu Necmi. Acaba bu kitaplıkta duracak kitaplar okunur mu ya da süs diye mi durur bu süslü kitaplığın içinde, diye düşünüyordu. Bu duruma biraz da üzülüyordu. Sosyal medyada kahve yanında veya çiçekler arasında resim çektirmek için kullanılan kitaplara üzüldüğü kadar üzülüyordu. Kitap gösteriş ve süs aracı olmamalı, diye kızıyordu.Kitaplar
Bir gün marangozhaneye kitaplarını çok okuduğu ve sevdiği yazar geldi. Son çıkan kitabını hemen alıp okumuştu. Çok mutlu oldu gelmesine, hemen sohbete koyuldu. Çırağına iki çay söylettirdi. Son kitabını çok beğendiğini anlattı. Birçok kitabından bahsetti, bir marangoz ustasının kitaplarını okuması ve okuyan biri olması onu bir hayli şaşırtmıştı. Evin en güzel köşesine, yer yer süslü bir kitaplık yaptırmak istiyordu yazar. Renginin duvar rengiyle uyumlu olmasını da eklemişti sözlerinin sonuna. Şok olmuştu Necip, kafasından aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldu. Cevap veremedi üç beş saniye. Sonrasında tamam, dedi. Ölçülerini aldı. Akşam evine gittiğinde kendi kitaplığına baktı. Sadeydi kitaplığı. Hiç süslü değildi ama içindeki kitapları okuyordu. Onun için bu yeterliydi.
Yazarın verdiği kitaplık siparişini bir haftada bitirdi. Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşıyordu. Sonradan: “Bu kadar güzel romanlar yazan biri süs için kitapları koymaz herhâlde…” diyerek içine su serpiyordu. Öğleden sonra çırağıyla beraber kitaplığı monte etmek için yazarın evine gittiler. Biraz lüks ama şirin bir evi vardı, dekorasyon harikaydı. Yazarın belli ki zevki iyiydi. Evin en güzel köşesine kitaplığı özenle monte ettiler. Sonra yazar nezaketen çay ikram etti. Çay içerken dayanamadı Necmi, ‘‘Neden kitaplığı süslü yaptırdınız, kitaplar süs olacak kadar değersiz mi sizin gibi bir yazar için?’’ diye sordu. Yazar biraz şaşırmış, Necip de mahcup olmuştu. Bir sessizlik oldu. Sessizliği, çırağın çayın yanında ikram edilen bisküviden ses çıkartarak yemesi bozdu. “Affedersiniz” dedi Necmi. “Cahil aklımla yanlış bir şey dediysem özür dilerim.” Yazar: “Haklısın” dedi. “Kitaplar süs olmamalı, onlar bizim yolumuzu aydınlatan ışıklar ama okuyana tabii.”
Necmi devam etti: “Biliyor musunuz, bana en çok süslü kitaplık sipariş veriliyor ama dün internetten araştırdım. Türkiye’de okuma oranı epey az. Nasıl olur, bu kadar kitaplık olan evlerde neden okunmaz kitaplar? Çok üzülüyorum. İnsanlar kitapları, süslü boyalı kitaplığın içine dekor olsun diye koyuyorlar. Okumuyorlar, sadece süs eşyası gibi kullanıyorlar. Açıkçası siz de süslü kitaplık siparişi verince üzüldüm. Süslü kitaplığa karşı ön yargı oluştu bende herhâlde, özür dilerim.”
Yazar bu duruma bozulmadı, aksine mutlu oldu. Çünkü kitap okumama problemine üzülen birine denk gelmişti ilk defa... El emeğiyle nafakasını çıkaran bir ustanın kitap okuyabileceğini ve kitap okunmamasını dert edineceğini hiç düşünemezdi. “Ah, ön yargılar!” diye geçirdi içinden. Söz verdi Necmi’ye. “Söz” dedi, “bu kitaplıktaki her kitap okunacak ve okutulacak...”
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.