Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz. farabi
Umut
Küçük hikayeler, büyük umutlar......
13. Bölüm

Son Lambanın Işığı

151 Okuyucu
1 Beğeni
0 Yorum


Kasabanın en eski sokağı, taş kaldırımların yılların ayak izlerini taşıdığı dar ve sessiz bir yoldu. Evlerin duvarları zamanın yorgunluğunu üzerinde taşır, pencerelerden sarkan sardunyalar mevsimler değişse de sokağa renk katardı. Gün batımına yakın saatlerde ise bütün sokak, altın sarısı bir sessizliğe bürünürdü.

Sokağın tam ortasında, yıllara meydan okurcasına duran eski bir sokak lambası vardı.

Ne boyası kalmıştı ne de ilk günkü ihtişamı...

Paslı gövdesi yağmurların, rüzgârların ve kavurucu yaz güneşlerinin hikâyesini anlatıyordu. Camlarının bir köşesi çatlamıştı. İçindeki ışık ise her gece biraz daha titrek yanıyordu; sanki yaşlanan bir kalbin son çırpınışları gibi.

Kasabanın insanları için bu yalnızca eski bir lambaydı.

Ama bir kişi için çok daha fazlasıydı.

Yetmiş yaşındaki Hüseyin Usta, kırk yıldan uzun süredir her akşam gün batımında o sokağa gelirdi.

Elinde küçük ahşap bir merdiven taşırdı. Adımları artık gençliğindeki kadar güçlü değildi. Dizleri merdivenin her basamağında hafifçe sızlar, nefesi biraz daha çabuk tükenirdi. Ama yine de hiçbir akşamı kaçırmazdı.

Merdiveni lambanın yanına dayar, ağır ağır tırmanır, paslı kapağı açar ve içerideki küçük düğmeye basardı.

Sonra aşağı inerdi.

Ve birkaç saniye boyunca ışığın yanışını izlerdi.

İnsan bazen bir ışığın yanışına bu kadar uzun bakar mıydı?

Kasaba halkı onun bu davranışını yılların getirdiği bir alışkanlık sanıyordu.

Kimse gerçeği bilmiyordu.

Kimse o lambanın altında saklı duran kırk yıllık bir aşk hikâyesinden haberdar değildi.

---

Yıllar önce...

Henüz bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıyken Hüseyin, aynı sokakta heyecandan titreyen elleriyle yürüyordu.

Cebinde yalnızca üç kuruş vardı.

Ne bir evi...

Ne bir arabası...

Ne de gelecek için büyük vaatleri...

Ama kalbi sevgiyle doluydu.

O gece gökyüzünde yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Sonbahar rüzgârı hafifçe eserken, genç Zeynep eski lambanın altında durmuş onu bekliyordu.

Hüseyin diz çöktü.

Yüreği göğsünden çıkacak gibiydi.

— Sana verebileceğim çok şey yok, dedi.

Zeynep sessizce gülümsedi.

— Ama ömrümün tamamını verebilirim.

Genç kızın gözlerinde ışık vardı.

Belki de lambanın ışığından daha parlak bir ışık...

— Evet, dedi.

Sadece tek bir kelime.

Ama Hüseyin için bütün dünyanın değiştiği andı.

O gece sokak lambası sabaha kadar yanmıştı.

Belki de ilk kez bir sokak lambası iki insanın mutluluğuna tanıklık etmişti.

---

Hayat, zamanın görünmez elleriyle akıp gitti.

İlk çocukları doğdu.

Ardından ikinci çocukları...

Küçük evleri kahkahalarla doldu.

Yoksulluk günleri oldu.

Hastalıklar oldu.

Borçlar oldu.

Ama birlikteydiler.

Kış gecelerinde aynı sobanın başında oturup çay içtiler.

Yaz akşamlarında kapılarının önüne sandalye atıp yıldızları seyrettiler.

Her yıl dönümlerinde ise o eski lambanın önünden geçtiler.

Bazen konuşmadan.

Bazen sadece birbirlerinin elini tutarak.

Çünkü bazı hatıralar kelimelere ihtiyaç duymaz.

---

Yıllar geçtikçe çocuklar büyüdü.

Evden ayrıldılar.

Kendi hayatlarını kurdular.

Ev sessizleşti.

Koridorlarda yankılanan çocuk seslerinin yerini derin bir dinginlik aldı.

Ve sonra bir gün hastalık geldi.

Sessizce...

Acımasızca...

Zeynep'in bedenine yerleşti.

Hüseyin Usta aylar boyunca onun başucundan ayrılmadı.

Her sabah umutla uyandı.

Her gece dua ederek uyudu.

Ama bazı savaşlar ne kadar sevgiyle verilirse verilsin kazanılamazdı.

Bir kış sabahı, dışarıda kar taneleri usul usul düşerken, Zeynep gözlerini son kez açtı.

Yorgun ama huzurlu bir gülümsemeyle eşine baktı.

— Üşüme, dedi.

Son sözü buydu.

Sonra gözlerini kapattı.

Ve bir daha açmadı.

O gün Hüseyin Usta'nın içinde bir şeyler eksildi.

Ama tamamen sönmedi.

Çünkü hatıralar bazen insanların ölümüne izin vermez.

---

İşte o günden sonra her akşam lambayı yakmaya başladı.

Kimse anlam veremiyordu.

Oysa onun için mesele elektrik değildi.

Aydınlık değildi.

Görev değildi.

O lambayı yaktığında gençliğini görüyordu.

Zeynep'in utangaç gülümsemesini görüyordu.

Titreyen ellerini...

Kalbinin ilk kez böylesine hızlı atışını...

Ve "evet" dediği o anı...

Işık sadece sokağı değil, geçmişi de aydınlatıyordu.

---

Bir sonbahar sabahı belediyeden gelen araçlar sokağın başında durdu.

Görevliler ellerindeki dosyalara bakarak lambanın yanına geldiler.

— Bu lambayı sökeceğiz amca, dediler.

— Neden?

— Artık çok eski. Yerine yenisi gelecek.

Hüseyin Usta uzun süre cevap vermedi.

Başını kaldırıp lambaya baktı.

Belki de ilk kez onu gerçekten görüyordu.

Paslarını...

Çiziklerini...

Eskimiş demirini...

Yılların bıraktığı bütün yaraları...

Sanki kendi yüzüne bakıyordu.

Çünkü ikisi de yaşlanmıştı.

İkisi de zamana direnmişti.

Ve ikisi de son günlerine yaklaşmıştı.

— Bir gün daha kalsın, dedi sessizce.

Görevliler bunu yaşlı bir adamın duygusallığı sandılar.

Omuz silkerek kabul ettiler.

---

Ertesi sabah geldiklerinde kapıyı çalan kimseye cevap verilmedi.

Komşular içeri girdiklerinde Hüseyin Usta'yı koltuğunda buldular.

Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.

Sanki güzel bir rüya görüyormuş gibiydi.

Masanın üzerinde küçük bir not duruyordu.

Titrek el yazısıyla şu cümle yazılmıştı:

"Lambayı sökebilirsiniz.

Çünkü artık ışığı takip edeceğim başka bir yer var."

---

Kasaba bu haberi duyduğunda derin bir sessizliğe gömüldü.

Çünkü bazı insanlar öldüğünde sadece bir insan gitmez.

Bir dönemin son sayfası da kapanır.

Ertesi gün belediye ekibi lambayı sökmek için tekrar geldi.

Ama bu kez yalnız değillerdi.

Sokağın iki yanı insanlarla dolmuştu.

Esnaf dükkânını geç açmıştı.

Yaşlı kadınlar evlerinden çıkmıştı.

Çocuklar merakla bekliyordu.

Kimse uzun konuşmalar yapmadı.

Kimse nutuk atmadı.

Sadece tek bir cümle söylendi.

— Kalsın.

O kadar.

Çünkü bazen bir şeyi korumak için büyük gerekçeler gerekmez.

Bir insanın hatırası yeterlidir.

Belediye geri adım attı.

Ve lamba yerinde kaldı.

---

Aradan yıllar geçti.

Mevsimler değişti.

Karlar yağdı.

Yapraklar döküldü.

Yeni çocuklar doğdu.

Yeni insanlar taşındı.

Ama eski lamba hâlâ oradaydı.

Artık ışığı daha sönük yanıyordu.

Eskisi kadar parlak değildi.

Fakat her akşam gün batımında biri gelip düğmesine basıyordu.

Bazen okuldan dönen bir çocuk...

Bazen bastonuyla yürüyen yaşlı bir komşu...

Bazen de hikâyeyi hiç bilmeyen bir yolcu...

Kimse bunu kimin başlattığını tam olarak bilmiyordu.

Ama herkes devam ettiriyordu.

Çünkü bazı ışıklar elektrikle yanmaz.

Onlar sevgiyle yanar.

Ve sevgi, zamanın paslandıramadığı tek şeydir.

Gün batımında sokak yeniden sessizliğe büründüğünde, eski lamba titreyen ışığını taş kaldırımların üzerine bırakırdı.

O ışığın içinde dikkatle bakabilenler hâlâ iki genç insanın gölgesini görebilirdi.

Bir delikanlının diz çöktüğünü...

Bir genç kızın gülümsediğini...

Ve yıllara meydan okuyan bir "evet" kelimesinin sonsuzlukta yankılandığını...
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
Yunluozhiyang
Yunluozhiyang
@yunluozhiyang
1 ay
Hikaye
"Çünkü bazı insanlar öldüğünde sadece bir insan gitmez.
Bir dönemin son sayfası da kapanır.”
Burası çok güzel bence
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL