İnsanları ikna etmenin en iyi yollarından biri onları dinlemektir. dean rusk
Umut
Küçük hikayeler, büyük umutlar......
2. Bölüm

Sessizliği Toplayan Çocuk

128 Okuyucu
1 Beğeni
0 Yorum
Gece bazen insanın içine yağar.

Sadece gökyüzünden düşmez karanlık; bazen bir evin duvarlarına, bir annenin suskunluğuna, eski bir saatin tik taklarına da siner. Bazı geceler vardır ki dünya uyur ama insanın içindeki boşluk uyanık kalır.

Efe, o gece pencerenin önünde otururken bunu düşündü.

Yağmur camdan aşağı ince çizgiler halinde süzülüyor, sokak lambasının solgun ışığı yerde küçük altın lekeleri bırakıyordu. Ev sessizdi. Fazla sessiz.

Eskiden böyle değildi.

Babası yaşarken evin içinde sürekli bir şeyler olurdu. Mutfaktan gelen kahkahalar, radyoda çalan eski şarkılar, sobanın çıtırtısı… Şimdi ise her ses eksilmiş gibiydi.

Annesi son zamanlarda çok konuşmuyordu.

Bazen aynı noktaya uzun uzun bakıyor, bazen elindeki çayı soğuyana kadar unutuyordu. Efe bunu fark ediyor ama ne yapacağını bilemiyordu. Çünkü bazı üzüntüler kelimelerle taşınmıyordu.

O gece yatağına gitmek istemedi.

Montunu aldı ve sessizce dışarı çıktı.

Kasaba uyuyordu.

Islak kaldırımlar ay ışığında parlıyor, rüzgâr boş sokaklarda dolaşıyordu. Efe nereye gittiğini bilmeden yürüdü. İçindeki sıkıntı onu görünmez bir ip gibi çekiyordu.

Bir süre sonra kendini eski tren istasyonunun önünde buldu.

Burası yıllardır kullanılmıyordu.

Paslı raylar otların arasında kaybolmuş, tabelaların yazıları silinmişti. İnsanlar artık buraya uğramazdı.

Ama o gece istasyonda bir ışık vardı.

Sarı, sıcak, titrek bir ışık…

Efe şaşırdı.

Yavaşça yaklaştı.

Bekleme salonunun içinde yaşlı bir adam oturuyordu. Üzerinde uzun gri bir palto vardı. Elindeki küçük deftere bir şeyler yazıyordu.

Adam başını kaldırmadan konuştu:

“Geç kalanlar genelde yağmurlu gecelerde gelir.”

Efe durdu.

“Burada tren falan çalışmıyor ki.”

Adam hafifçe gülümsedi.

“Bazı şeyler görünmediği halde hâlâ gelir.”

Efe ne diyeceğini bilemedi.

İçeride eski tahta sıralar vardı. Duvar saatinin camı kırılmıştı ama saat hâlâ çalışıyordu.

Tik.

Tak.

Tik.

Tak.

Yaşlı adam defteri kapattı.

“İnsanlar artık beklemeyi bilmiyor,” dedi. “O yüzden birçok güzel şeyi kaçırıyorlar.”

“Ne gibi?”

Adam pencerenin dışına baktı.

“Birinin geri dönmesini… bir özrü… bir mucizeyi… ya da kendi kalplerini.”

Rüzgâr camları titretti.

Efe bir anda içindeki o ağır duygunun büyüdüğünü hissetti.

“Bazen,” dedi yavaşça, “çok yalnız hissediyorum.”

Yaşlı adam ilk kez doğrudan ona baktı.

“Yalnızlık kötü değildir çocuk,” dedi sakin bir sesle. “İnsan en çok sessizlikte kendini duyar.”

Bu söz Efe’nin içine işledi.

Çünkü uzun zamandır ilk kez biri onun gerçekten ne hissettiğini anlamış gibiydi.

Bir süre birlikte sessizce oturdular.

Yağmur yavaşladı.

İstasyondaki ışık eski duvarlarda dalgalanıyor, gölgeler sanki nefes alıyordu.

Sonra yaşlı adam cebinden küçük bir cep saati çıkardı.

Kapağını açtı.

İçinde eski bir fotoğraf vardı.

Genç bir kadın ve küçük bir çocuk…

Adam fotoğrafa uzun süre baktı.

“Bazı insanlar gider,” dedi kısık bir sesle. “Ama sevgileri bir yere gitmez. İnsan bunu geç öğreniyor.”

Efe’nin gözleri doldu.

Babası öldüğünden beri ilk kez biri onun acısına isim koymuştu.

Bir süre sonra adam ayağa kalktı.

“Artık gitmelisin.”

“Peki ya siz?”

Adam hafifçe gülümsedi.

“Ben burada beklemeye devam edeceğim.”

Efe istasyondan çıkıp birkaç adım yürüdü. Sonra aklına bir şey geldi ve arkasını döndü.

Ama içeride kimse yoktu.

Lamba sönmüştü.

Bekleme salonu karanlıktı.

Sanki biraz önce konuştuğu adam hiç var olmamıştı.

Efe yavaşça eve döndü.

Kapıyı açtığında annesini mutfakta otururken buldu. Kadın başını kaldırdı.

“Merak ettim seni,” dedi sessizce.

Efe annesine baktı.

Sonra gidip ona sarıldı.

Uzun zamandır ilk kez.

Annesi önce şaşırdı, sonra gözleri doldu.

O gece mutfakta birlikte sıcak çay içtiler. Çok konuşmadılar.

Ama bazen insanları iyileştiren şey kelimeler değildir.

Sadece birinin yanında kalmasıdır.

Efe o gece yatağına uzandığında yağmur durmuştu.

Pencerenin ardından gökyüzüne baktı.

Ve ilk kez şunu düşündü:

Belki de bazı insanlar gerçekten kaybolmazdı.

Belki sevgi, dünyanın en geç gelen ama en uzun kalan treni gibiydi.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL