Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz. farabi
Umut
Küçük hikayeler, büyük umutlar......
11. Bölüm

Olmayan Ormanın Çağrısı

120 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Ben çocukken evimizin arkasında olmayan bir orman vardı.

Bunu böyle söyleyince kulağa tuhaf geliyor, biliyorum. Ama başka türlü anlatamıyorum.

Bazı günler pencereden baktığımda tepelerden başka bir şey görmezdim. Sararmış otlar, birkaç taş, rüzgâr... Hepsi bu.

Bazı günlerse aynı yerde ağaçlar olurdu.

Uzun, sessiz ağaçlar.

Öyle birdenbire ortaya çıkmış gibi değil. Sanki hep oradalarmış da insan ancak belli zamanlarda fark edebiliyormuş gibi.

Annem hiç görmedi onları.

Bir keresinde göstermeye çalışmıştım.

Pencereye gelmiş, dışarı bakmış ve başımı okşayıp mutfağa dönmüştü.

"Çok kitap okuyorsun," demişti.

Belki de haklıydı.

Çocukken insanın gördüğü her şeye inanma gibi bir kusuru oluyor.

Ya da büyüyünce gördüklerini inkâr etme gibi.

Hangisi daha kötü bilmiyorum.

Yıllar geçti.

Ormanı unutmadım ama ondan bahsetmeyi bıraktım.

Zaten bazı şeyleri sürekli anlatınca küçülüyorlar.

Bir süre sonra başkalarının şüpheleri senin hatırandan daha güçlü oluyor.

Sonra bir sonbahar sabahı, bahçede eski bir anahtar buldum.

Pas içindeydi.

Nereden geldiğini bilmiyordum.

Bizim eve ait değildi.

Üzerinde tek bir kelime vardı.

"Dön."

İlginç olan şu ki, o an bunu garipsemedim.

İnsan bazen yıllardır beklediği şeyi görünce şaşırmıyor.

Sadece tanıyor.

Anahtarı cebime koydum.

Başımı kaldırdım.

Orman geri gelmişti.

Bu kez eskisinden daha yakındı.

Sanki ben büyüdükçe o da yaklaşmıştı.

Ağaçların arasından siyah bir geyik çıktı.

Boynuzları dallara benziyordu.

Bir süre bana baktı.

Sonra döndü ve yürümeye başladı.

Peşinden gitmemem gerekiyordu.

Galiba bunu şimdi söylemek kolay.

Ama o sırada insanın içinde açıklayamadığı bir his oluyor.

Bir şeyi ilk kez yaşamıyormuşsun gibi.

Sanki yıllar önce verilmiş bir sözünü hatırlıyormuşsun gibi.

Ben de yürüdüm.

Ormanın içine girdik.

Bir süre sonra etraf sessizleşti.

Öyle gece sessizliği gibi değil.

Daha derin bir şey.

Sanki dünya konuşmayı bırakmıştı.

Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum.

Belki saatler sürdü.

Belki birkaç dakika.

Sonunda geyik durdu.

Önümüzde tek başına duran bir ağaç vardı.

Diğerlerinden daha yaşlı görünüyordu.

Gövdesinde bir isim yazıyordu.

Benim ismim.

Elimi kabuğa dokundurdum.

O anda çocukluğumdan beri unuttuğumu sandığım şeyler aklıma gelmeye başladı.

Bir yaz günü.

Eski bir bisiklet.

Artık hatırlamadığım bir arkadaşın yüzü.

Bir cenazede ağlamamak için kendimi tuttuğum an.

Babamın sesinin tam olarak nasıl çıktığını unuttuğumu fark ettiğim gün.

Küçük şeylerdi.

Ama nedense en ağırları onlar çıktı.

Bir süre sonra fark ettim ki ağacın üzerindeki isim siliniyor.

Yavaş yavaş.

Harf harf.

Durup izledim.

Engel olmaya çalışmadım.

Nasıl olsa durduramazdım.

İsim tamamen kaybolduğunda siyah geyik tekrar yürümeye başladı.

Bu kez onu takip etmedim.

Nedense gitmem gerektiğini hissetmedim.

Bir süre sonra da gözden kayboldu.

Ormandan çıktığımda hava yeni aydınlanıyordu.

Her şey bıraktığım gibiydi.

Evin duvarındaki çatlak.

Bahçedeki kırık saksı.

Çitin dibindeki yabani otlar.

Kapıya doğru yürüdüm.

Tam anahtarı çıkaracakken yerdeki izleri fark ettim.

Çamur henüz kurumamıştı.

İki çift ayak izi vardı.

Biri eve doğru gidiyordu.

Diğeri bahçeden uzaklaşıyordu.

İkisi de benim ayakkabılarımla aynıydı.

Uzun süre baktım.

Hangisinin bana ait olduğunu anlayamadım.

İçeri girdim.

Koridordaki aynanın önünden geçerken durdum.

Yüzüm aynıydı.

Gözlerim aynıydı.

Her şey aynıydı.

Ama insan bazen değişikliğin nerede olduğunu gösteremez.

Sadece bir şeylerin eski yerine tam oturmadığını hisseder.

O gün kimseye hiçbir şey anlatmadım.

Sonraki gün de anlatmadım.

Aradan yıllar geçti.

Şimdi dönüp baktığımda gerçekten bir orman var mıydı bilmiyorum.

Siyah geyik var mıydı, onu da bilmiyorum.

Bazen hepsinin çocukluğumun bana oynadığı uzun bir oyun olduğunu düşünüyorum.

Bazen de tam tersini.

Ama şunu biliyorum:

Evimizin arkasındaki tepelerde hâlâ ağaç yok.

Yine de bazı geceler pencereyi açtığımda toprak kokusu geliyor.

Yağmur yağmadığı hâlde.

Ve ne zaman o kokuyu duysam, cebimde olmayan bir anahtarı yoklar gibi oluyorum.

İnsan bazı yerleri unutuyor.

Bazı yüzleri.

Bazı sesleri.

Ama bir zamanlar kendisini çağırmış bir şeyi kolay kolay unutamıyor.

Belki bu yüzden, aradan onca yıl geçmesine rağmen, bazen uyumadan önce istemsizce pencereye bakıyorum.

Orada hiçbir şey olmuyor.

Hiçbir zaman.

Ama nedense perdeyi kapatırken içimde hep aynı his beliriyor:

Sanki bir gün, olmayan orman geri dönecek.

Ve bu kez beni tanımakta hiç zorlanmayacak...
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL