Bir iyiliği yapan değil, iyiliği gören hatırlamalıdır. cicero
Umut
Küçük hikayeler, büyük umutlar......
14. Bölüm

Küllerin İçindeki Işık

144 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum

Şehir, sanki üzerine gri bir ölü toprağı serpilmiş gibi aylardır yağmura hasretti. Gökyüzü, renkleri birbirine girmiş eski ve solgun bir tabloyu andırıyordu; bulutlar bile bu beton yığınını çoktan haritadan silmiş gibiydi. Sokaklar o kadar tozlu değil, adeta kirlenmişti. Kaldırım çatlaklarından fırlayan üç beş yabani ot olmasa, yeryüzünde hayatın kaldığına inanmak zordu. İnsanlar ise bir yerlere yetişmek ister gibi aceleyle yürüyordu ama hiçbirinin gözünde gerçekten bir hedefi olan insanın o canlılığı yoktu. Herkes sadece yürüyordu; hayallerini çoktan evde, bir çekmecede unutmuş gibi.
Yirmi üç yaşındaki Ayaz da bu kalabalığın bir parçasıydı işte.
Onun hayatı büyük trajedilerle dolu değildi, hayır. Ama iyi olduğu da söylenemezdi. Sabahları çalan o nefret ettiği alarm, perdenin arkasından sırıtan karşı apartmanın o solgun, sıvası dökülmüş duvarı, aceleyle içilen ve tadı hep aynı olan filtre kahve... Sonra iş, sonra yine aynı yollardan eve dönüş. Günler birbirinin üzerine yığıldıkça, çocukken çatıya çıkıp yıldızları izleyen, dünyayı gezeceğini ve insanların hayatında derin izler bırakacağını düşünen o çocuk yavaş yavaş gözden kaybolmuştu. Ayaz, hayallerini terk etmemişti aslında; sadece "daha doğru bir zaman" için ertelemişti. Ama insan fark etmiyordu işte; ertelediğin her şey, zamanla içinde kendi mezarlığını yaratıyordu.
Her şey, o sıradan sonbahar akşamına kadar böyle gitti.
O gün içinden eve dönmek gelmedi. Ayakları onu şehrin o güne kadar hiç sapmadığı, gürültünün yavaş yavaş çekildiği arka sokaklarına götürdü. Boyaları dökülmüş ahşap kapılar, sarmaşıkların duvarları bir hapishane gibi sardığı eski bir mahalleye geldiğinde zamanın burada daha yavaş aktığını hissetti. Sokağın bittiği yerde, paslı tabelasında ne yazdığı zor okunan küçük bir kitapçı duruyordu. Vitrininde tozlanmış kitap kuleleri vardı.
İçeri girdiğinde kapı sinir bozucu bir gıcırtıyla inledi. İçerisi eski kağıt, mürekkep ve rutubet kokuyordu. Rafların arkasından, yüz çizgileri sanki coğrafya haritasını andıran yaşlı bir adam başını kaldırdı. Gözlüğünün üstünden Ayaz’ı süzdü.
"Ne arıyorsun evlat?" dedi, sesi yorgun ama babacandı.
Ayaz, neden orada olduğunu bilmediği için hafifçe omuz silkti. "Öylesine... Hiçbir şey."
Yaşlı adam hafifçe tebessüm etti, sanki bu cevabı bininci kez duyuyormuş gibiydi. "İnsanlar genelde en çok kaybettikleri şeyi ararken 'hiçbir şey' derler," dedi ve dükkanın arkasına geçip elinde yıpranmış, kahverengi deri kaplı bir defterle döndü. "Bunu al."
Ayaz defteri eline alırken şüpheliydi. "Bu ne? Roman mı, anı mı?"
"Belki de sadece bir adamın kendini bulma gayreti," dedi adam, gözlerini pencereden dışarıdaki karanlığa dikerek.
Ayaz o gece yatağına uzandığında, defterin ilk sayfasındaki o el yazısı cümleye takıldı: “İnsan bazen bütün dünyayı dolaşır ve sonunda aradığı şeyin kendi kalbinde saklı olduğunu öğrenir.”
İçini tuhaf bir merak kapladı. Sayfaları çevirdikçe bir gezginin okyanusları, çölleri, dağları aşarken tuttuğu notlar döküldü önüne. Adam her yere gitmişti ama her gittiği yerde aynı boşluk hissiyle boğuşmuştu. Aylarca süren bir tırmanışın ardından bir dağın zirvesine ulaştığında yazdığı şu satır, Ayaz’ın göğsüne taş gibi oturdu: “Zirvedeyim ama kendimden kaçamadım. Çünkü insan nereye giderse gitsin, içindeki o bitmek bilmeyen sessizliği de bavulunda taşıyor.”
Ayaz defteri kapatıp pencereyi açtığında sabaha karşıydı. Dışarıdaki soğuk hava yüzünü çarptığında kafasında taşlar yerine oturmaya başladı. O da hep "başka bir şeyi" bekliyordu. Başka bir iş, başka bir şehir, daha çok para... Hayatı hep bir sonraki aşamadaydı, bu yüzden "şimdi"yi hiç yaşamıyordu.
Ertesi gün dükkana tekrar gittiğinde kapıda asılı bir asma kilit ve küçük bir not buldu: "Soruların devam ediyorsa, artık etrafındaki insanları dinlemeye başla." Yaşlı adam gitmişti.
Ayaz o günden sonra gerçekten dinlemeye başladı. Otobüsteki o huysuz amcayı, kahve fincanlarını masaya bırakırken elleri titreyen üniversiteliyi, parktaki kadını... Fark etti ki, o her gün yanından geçip gittiği "sıradan" insanların hepsinin içinde devasa savaşlar sürmekteydi. Herkes bir yerinden kırılmıştı, herkes bir şeylerden korkuyordu ve kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü gibi pürüzsüz değildi. Yalnız olmadığını hissetmek, içindeki o eski sertliği yumuşatmaya yetti.
Kışa doğru, şehrin dışındaki orman yolunda yürürken karşısına çıkan yanmış bir çam ağacı, bu zinciri tamamen kopardı. Yıldırım çarptığı belli olan simsiyah, kömürleşmiş gövdenin tam ortasında, çatlakların arasından taptaze, yemyeşil küçücük bir filiz fırlamıştı. Rüzgarda sallanıyordu ama inatla oradaydı.
Ayaz o filize bakarken gülümsedi. Umut, fırtınanın hiç kopmaması ya da hayatın mükemmel olması değildi. Umut, her şey bitti dediğin anda, o küllerin arasından yeniden doğrulabilme cüretiydi.
Ertesi sabah Ayaz’ın hayatında sihirli bir şey olmadı. Yine aynı alarm çaldı, yine aynı yollardan işe gitti. Ama bu sefer dünyaya baktığı gözler farklıydı. Çevresindeki insanlar zamanla onun yanında huzur bulmaya başladı. Çünkü Ayaz onlara akıl vermiyordu; sadece o kapkara gövdelerinin içinde hala yeşerebilecek bir filiz olduğunu hatırlatıyordu.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL