Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama önce yalnış bilinirse doğruya ulaşılamaz. farabi
Umut
Küçük hikayeler, büyük umutlar......
4. Bölüm

Kırık Saatler Dükkanı

90 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Şehir uzun zamandır gülümsemeyi unutmuş gibiydi.
İnsanlar sabahları aynı otobüslere biniyor, aynı kaldırımlarda yürüyüp aynı yorgunlukla evlerine dönüyordu. Kimsenin kimseye bakacak vakti yoktu artık. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor ama aslında hiçbir yere varamıyordu.

Kasabanın en eski sokağında, daracık taş yolun sonunda küçük bir dükkân vardı. Camı buğulu, kapısı eskiydi. Üzerindeki ahşap tabelada silinmeye yüz tutmuş şu cümle yazıyordu:

“Durmuş şeyler burada yeniden çalışır.”

İnsanlar bunun eski bir saatçi dükkânı olduğunu sanırdı.
Ama içeri girenler, orada sadece saatlerin tamir edilmediğini anlardı.

Dükkânın sahibi Nihat Usta seksenine yaklaşmış, ince yüzlü, sakin bakışlı bir adamdı. Konuşurken acele etmez, kimsenin sözünü kesmezdi. Çoğu zaman dükkân sessiz olurdu; sadece duvarlardaki yüzlerce saatin farklı ritimlerde çıkardığı tik tak sesleri duyulurdu.

Kimileri için o sesler gürültüydü.
Nihat Usta içinse hayatın hâlâ devam ettiğinin kanıtı.

Bir sonbahar sabahı kapı yavaşça açıldı.

İçeri on yaşlarında bir çocuk girdi. Üzerindeki mont ona büyüktü. Ayakkabılarının kenarı açılmıştı. Gözleri ise yaşından çok daha yorgundu.

Çocuk sessizce tezgâha yaklaştı.

“Amca…” dedi çekinerek,
“Sen kırılmış şeyleri düzeltebiliyor musun?”

Nihat Usta gözlüğünü çıkarıp çocuğa baktı.
“Tamamen vazgeçilmemişse, evet,” dedi.

Çocuk cebinden eski bir cep saati çıkardı. Saatin camı çatlamıştı. Zinciri kopmuştu. Saat durmuştu.

“Babamındı,” dedi çocuk.
“O öldüğünden beri çalışmıyor.”

Dükkân bir anda daha sessiz oldu sanki.

Nihat Usta saati avucuna aldı. Arkasını açtı. Çarklar paslanmıştı ama hâlâ yerindeydi.

“Biliyor musun evlat,” dedi yavaşça,
“Bazı saatler zamandan değil, eksiklikten durur.”

Çocuk hiçbir şey demedi.
Sadece başını eğdi.

Nihat Usta saati tamir etmeyi kabul etti. Ama bu kolay olmadı. Günlerce küçücük vidalarla uğraştı. Paslı parçaları temizledi. Kırılan yayı değiştirdi. Ellerinin titrediği anlar oldu ama vazgeçmedi.

Çünkü bazı eşyalar eşya değildir.
İnsan bazen bir saatin içinde bir sesi saklar. Bir kokuyu. Bir anıyı.

Üçüncü günün gecesi dükkânda küçük bir ses yankılandı:

Tik… tak… tik… tak…

Nihat Usta gözlerini kapattı.
Sanki yıllardır duran bir kalp yeniden atmaya başlamıştı.

Ertesi gün çocuk tekrar geldi.

Yaşlı adam saati ona uzattı.

“Dinle,” dedi sadece.

Çocuk saati kulağına götürdü.

Tik… tak… tik… tak…

Bir anda gözleri doldu.

“Babam gece uyumadan önce bunu hep yatağın yanına koyardı,” dedi titreyen sesiyle. “Bu ses olmadan uyuyamazdım.”

Nihat Usta gülümsedi.

“Bazı sesler insanın evidir.”

Çocuk cebinden buruşturulmuş birkaç bozuk para çıkardı.

“Param bu kadar…”

Nihat Usta paraları çocuğun avucuna geri kapattı.

“Bunu bana başka şekilde ödersin.”

“Nasıl?”

“Bir gün büyüyünce… kırılmış bir kalbi onararak.”

Çocuk anlamadı belki ama başını salladı.

Tam kapıdan çıkarken geri dönüp sordu:

“Sen neden hâlâ burada çalışıyorsun?”

Nihat Usta cevap vermedi önce. Sonra dükkândaki saatlere baktı.

“Çünkü insanlar bana saat getirmiyor,” dedi usulca.
“Kaybettikleri zamanı getiriyorlar.”

Çocuk gittikten sonra dükkân yine sessizleşti.

Nihat Usta arka raftan küçük, eski bir kutu çıkardı. Kutunun içinde yıllardır çalışmayan başka bir saat vardı. Eşinden kalan tek hatıra…

Kadın öldüğünden beri o saate hiç dokunmamıştı.

Çünkü bazı acılar tamir edilmezdi.
Sadece insanın içinde yaşamayı öğrenirdi.

Yaşlı adam saati eline aldı. Uzun uzun baktı. Sonra ilk kez arka kapağını açtı.

Ellerinin titremesine rağmen gülümsedi.

Belki de insan, başkalarının yaralarını sararken bir gün kendi yarasına da dokunabilecek kadar iyileşirdi.

Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.

Şehirde insanlar yine aceleyle yürüyordu.
Kimse o küçük dükkânın önünden geçerken içeride nelerin değiştiğini bilmiyordu.

Ama o eski dükkânda, her gün bir şey yeniden çalışıyordu:

Bazen bir saat…
Bazen bir insan…
Bazen de tamamen bitti sanılan umutlar.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL