Sabah, mahalleye usulca inmişti. Güneş henüz tam yükselmemiş, sokakların üzerine ince, altın rengi bir serinlik bırakmıştı. Camlardan yayılan kahvaltı kokuları birbirine karışıyor; bir evden kavurma, başka bir evden yeni demlenmiş çayın buğusu yükseliyordu. Minarelerden okunan bayram tekbiri, gökyüzünde yankılanırken şehir sanki aynı anda nefes alıyordu.
Kurban Bayramı gelmişti.
Mahallenin en eski evlerinden birinde yaşayan on yaşındaki Yusuf, o sabah herkesten önce uyanmıştı. Başucundaki eski saate baktı. Daha erkendi ama heyecandan yeniden uyuyamazdı zaten. Yatağından fırlayıp pencereye koştu.
Sokakta insanlar vardı. Bazıları bayram namazından dönüyordu. Çocukların neşeli sesleri duyuluyordu uzaktan. Yeni ayakkabıların sert taban sesleri kaldırıma vuruyor, her yerde bayrama özgü tatlı bir telaş dolaşıyordu.
Yusuf yüzünü cama yasladı.
Bu bayramın diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordu. Ama bunun nedenini tam bilmiyordu.
Annesi mutfakta sessizce hazırlık yapıyordu. Babası ise birkaç ay önce işini kaybetmişti. Evde eskisi kadar bolluk yoktu artık. Yine de annesi sofrayı öyle güzel hazırlamıştı ki eksikler bile göze görünmüyordu.
Bir tabak zeytin. Biraz peynir. Sıcak ekmek. Ve her şeye rağmen eksilmeyen bir aile sıcaklığı…
Yusuf eski ama tertemiz gömleğini giydi. Aynanın karşısında saçlarını düzeltti. Sonra mutfağa geçti.
Annesi gülümsedi.
“Yakışıklı olmuş benim oğlum.”
Yusuf da gülümsedi ama gözleri bir an yere kaydı. Çünkü geçen yılki ayakkabıları artık ayağını sıkıyordu. Yürürken canı acıyordu ama bunu kimseye söylemiyordu.
Bayram namazından sonra mahalle bir anda canlandı. Kapılar açılıyor, insanlar birbirine sarılıyor, çocuklar şeker toplamak için sokak sokak dolaşıyordu.
Yusuf da arkadaşlarının arasına karıştı.
Mahallenin aşağısındaki büyük konağın önünde kalabalık vardı. Her bayram olduğu gibi bu yıl da kurban eti dağıtılıyordu. İnsanlar sıraya giriyor, çocuklar avluda oynuyordu.
Tam o sırada Yusuf, avlunun köşesinde yalnız başına oturan yaşlı bir adam gördü.
Üzerinde eski bir ceket vardı. Elindeki bastona yaslanmış, çocukları sessizce izliyordu. Kimse onunla konuşmuyor gibiydi.
Yusuf bir süre baktı. Sonra elindeki şekeri cebine koyup adamın yanına gitti.
“Bayramınız mübarek olsun amca,” dedi utangaç bir sesle.
Yaşlı adam başını kaldırdı. Gözleri dolu doluydu.
“Senin de evladım.”
“Niye yalnız oturuyorsunuz?”
Adam hafifçe gülümsedi.
“Eskiden kalabalık bir ailem vardı. Şimdi herkes başka şehirlerde. Bayramlar biraz sessiz geçiyor artık.”
Yusuf ne diyeceğini bilemedi. Sonra cebindeki tek çikolatayı çıkarıp yaşlı adama uzattı.
“Bunu size verebilirim.”
Adam şaşırdı.
“Ya sen?”
“Ben yine bulurum.”
O küçücük hareket, yaşlı adamın yüzünde yıllardır unutulmuş bir ışık yaktı. Eli titreyerek çikolatayı aldı.
Tam o sırada konağın sahibi olan Mahir Bey onları fark etti. Uzaktan bir süre izledi Yusuf’u. Küçük çocuğun hiç düşünmeden elindekini paylaşması kalbine dokunmuştu.
Bir süre sonra Yusuf eve döndüğünde kapı yeniden çaldı.
Annesi açınca dışarıda birkaç koli vardı. İçlerinde etler, yiyecekler, çocuk kıyafetleri ve yepyeni ayakkabılar…
Annesi şaşkınlıkla etrafa baktı.
“Kim gönderdi bunları?”
Kapının önündeki görevli yalnızca şunu söyledi:
“Bir bayram iyiliği.”
Yusuf kutunun içindeki ayakkabıları görünce gözleri büyüdü. Elleriyle dokundu uzun uzun. İlk kez kendine ait yepyeni bir ayakkabısı olmuştu.
Babası sessizce pencereye döndü. Gözleri dolmuştu ama belli etmemeye çalışıyordu.
O sırada Yusuf’un aklına yaşlı adam geldi.
Bir çikolata vermişti sadece.
Ama bazen küçücük bir iyilik, insanın karşısına kocaman bir umut olarak çıkardı.
Akşamüstü mahallede çocuk sesleri yeniden yükselirken Yusuf kapının önünde durmuş gökyüzüne bakıyordu. Güneş yavaşça inerken sokaklar turuncu bir ışığa boyanmıştı.
Ve o gün Yusuf şunu öğrendi:
Bayram, sadece yeni kıyafet giymek ya da güzel sofralar kurmak değildi.
Bayram, bir insanın kalbine dokunabilmekti. Çünkü gerçek bereket, paylaşıldıkça çoğalan şeydi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.