duvarda hatalı sollama
47,411 izlenme   |   3,295 yorum   |   Sıralama:
Sonraki Sayfa »   Son »
Yorum Yaz
Gule
#




Berlin duvarı gibiyim Olga...kırk altı kilometre uzunluğundaki ibretlik taşlarımı, kimin kafasına fırlatacağımı inan ki bilmiyorum...iki ayrı utanç köprüsünden kırılıyordu öyle uzuvlarım...dünya başı açık yusyuvarlak b.ok çukuruydu...metre kareye kaç acı düşüyordu bilmiyordu kimse..ama hipokrat yemini etmiş gibi susuyordu yine herkes...ve sıra numaramı hatırlamıyordum...hangi kodla çağrılıyordu adımın baş harfleri bilmiyorum...sanırım ekonomik durumu vasat, varlıklı bi hüzünden geliyordum...eğer yanlış hatırlamıyorsam eskici dükkanı gibiydi yüreğim...halâ da öyleyim...bu yüzden ona olan minnet borcumu hiçbir zaman ödeyemedim...ya ben çok duygusaldım ya da odundu civardaki herkes...oysa betonlara en iyi astar çeken de bendim...iki kolun birbirine dokunabilecek sınırına taşları örmede usta sayılırdım...buna rağmen çetin geçen bir kışın koynunda, çatısız çatlak damdan bir damla su düşerdi başıma...bazen özlüyorum o çatısız, tuğla taşlarından içeri sızan yağmurları...yere konmuş iki-üç tencere, iki leğen nasıl da aksiyona çevirirdi güneşli evimizi...

"Saçlarına yıldız düşmüş", haberin yok Olga...artık duvarların içinden de süzülemiyorum sana...o boşluklar dolmuş...o çatlaklar başka bir yarayla kapanmış çoktan...yağmur beni değil de, seni kovalıyor sanki...yalnız sustuğumda, duvarın arkasından bi felaket haberi alacakmışım gibi paranoya düşüncelerle boğuşuyorum bazen...tavanı alçak tek göz bir odanın solgun duvarlarına serenad yapıyorum anlayacağın...ilk sefer yatağın doğru tarafından kalktım bugün...kalkar kalmaz buğulu camlara baktım...ama perdeler sıkı sıkıya örtülüydü yine...o perdeyi açacak gücü bulamıyorum bazen...hangi dünyayla yüz yüze geleceğimden korkuyorum...önce yeryüzüne değil, gökyüzüne bakıyorum...onun olağanüstü durumu yine kara buluttan ibaret...içeri sızan ışığın sıfır militi yine yanıltmıyor beni...yani perdeleri kapamaya müsait bi hava...ve solgun bi yüz...o perdeler tarihi eser gibi koruyor her zamanki yerini...ne yerinden oynama payı var...ne de bir kıpırdama...olağanüstü durumum bundan ibaret Olga...

sen iyi ol ama
beni de hatırla ve kucakla...
nasıl olsa yine yoklamaya gelirim nabzını...


m.g
Beğen
Son Düzenleme: Gule @ 13/03/2015 21:15:29



-Belıeve-

Berlin duvarından ne çok korkardım
Babamın sırtına binerdim kendimi güven de hissederdim.




Bayıldım yazım anlatisina
Bi çok bulut çocuklarıyla
Bi çok tertemiz sevgi baloncuklariyla

Gule

duvar işte! yoluna taş koyuyordu insanların...bağırlarında hasreti büyütüyordu...

çok çokk teşekkürler...

Misali

Benzetmeler çok güzeldi zevk alarak okudum. Tebrik ederim.

Gule

teşekkürler...

mehmettutar

"metre kareye kaç acı düşüyordu bilmiyordu kimse..ama hipokrat yemini etmiş gibi susuyordu yine herkes..."
takıldım..kaldım..tespit muhteşem...harika bir yazı olmuş..devamını diler,kutlarım

Gule

teşekkürler Mehmet Bey...

Gule
#


kırmızı bültenle sesim aranıyor...yokum diyorum hiç kimseye...sizin uzağınızda...sizden hariç başka sesler de var bayım...-niye öyle söyledin ki şimdi abla?- diyor Simran...tehlikeli diyorum, hep sesi olanları götürüyorlar çünkü...ellerimiz cebimize, hüznümüz pandomime, dudağımız sigaraya daha çok yakışıyor bizim...bu pozisyonu bozmayalım lütfen...hatta bundan güzel bi kompozisyon bile çıkar biliyor musun Mojgan...nefesini içinde tut bi süre...öyle kal sakın kıpırdama!..Najimiyan'a da söyle bir dahakine saçlarını toplasın...öyle gelişi güzel açmasın...sıkı örsün örgüsünü...etek boyunu yere kadar uzatsın...yüzüme bakıyor...öyle bakma işte!..

bilirsin insanın kendisiyledir en çok kavgası...içinde çığ gibi büyüyen o öfkesi...saatli bomba gibi üstünde taşır isyanını...pimini çekmeden patlatacaksın gözüm...öyle daha tesirli...öyle daha kalıcı...öyle yavaş yavaş dağılacaksın...patlayınca uçup gitmek var...parçalarını kim toplayacak sonra?..millet çöpünü yerden kaldırmıyor...kaldı ki sana dokunsun...avuçlarının terini bırak da, ense kökünden ayrılmayan çığlıkları silsin çocukların...herkesin önünde düğmesini ilikleyen hüzünlere; ayaklarına kuvvet, düşüncelerine baskı uyugulayan yerin çekimiyle karşılık ver...

ne gülünç!.."sen benim kalbimin etrafındaki kabukları kırdın" diyordu bi replik...soruyorum kendime hangi kalpten bahsediyor bu adam?..vücudumuzun her köşesinde bi parmak izinizi bırakmak zorunda mısınız beyler?..bunu duyunca başka replik arıza çıkartıyor hemen...
"duvardaki paslı çiviyi söküyor sanki pezevenk!"...hayır o öyle değildi diyorum...yüreğimizi elinize verdiğimizden beri bi daha yüzünü göremedik malesef bayım!

senin hep kendinle kavgan vardı...tellere taktığın, sınırlardan geçiremediğin öfken...tesirli parçalarınla duvarlara suikast düzenliyordun durmadan...iskeletor efektli...dram yüklü ne çok sen çıkıyordu üstünden...o kadar çok katil oluyordun ki; arkandan ölülerini gömecek adam kalmıyordu...o kadar çok kendini kaptırıyordun ki bu kirli oyuna, fırsat bile kalmıyordu kurbanlarının ah'ını duymaya...

kırmızı bültenle aranıyormuşum...söyleyin onlara yeryüzü kanla yıkandığından bu yana, oturum hakkını alamamış bayan...

senin gülen bi yüzün vardı eskiden...aynı cesedi yüz sefer de çiğnemez ki insan!..


m.g
Beğen

inziva

sen yazmaya devam et,ben okurum :))

Gule

teşekkürler:))

Gülşen ERİŞ

Mükemmelsiniz tebrikler

Gule

teşekkürler :)

Bedri Karaarslan

güzel yazıyorsun..ilk yazını okuduğumda yaşasın nihayet birini keyifle okuyorum diyebildim.

Gule

çok teşekkür ediyorum sağolun...

Nogay

Biri beni anlatmış
Yasaklardan Kaçtığım her sokaklarda
Illegal düşlerimde yakalandığım her aramada
Üzerimden çıkan tek şeysin sen

Gule
#


"Dies war einmal ein Stein, und er erzählt uns seine Story.
Ich war aus Beton. Ich steckte in einer Mauer. Ich sah Menschen, die vor mir verbluteten. Ich bin ein Mauerstein. Ich sah Mütter, die weinten. Ich war ein Stein in einem Land ohne Licht. Irgendwann hörte ich fremde Geräusche. Sie klangen anders als schnell feuernde Gewehre, detonierende Minen. Es waren Geräusche wie ein einem Wald, so wie Spechte, die gegen Bäume klopfen. Das Hickhack, das Klopfen kam näher. Es war ein Klopfen, wie wenn man nach Überlebenden forscht. Es war der Tag, an dem mein Herz aus Beton zerbrach. Dies ist die Geschichte eines Steins. Steine können lachen, Steine können weinen. Dieser zerbrochene Mauerstein erzählt die Geschichte der glücklichen Deutschen."

-K.F.J.Wagner & Bild-Kolumnist-
Beğen

MENDERES UYSAL

ÇOK GÜZEL DEMEK AZ GELİR DOSTUM HARİKASIN YAZMAYA DEVAM

Gule

Sağolun...Teşekkürler...Saygılar...

hasan1402

Türkçeyi zor okurken

Gule
#


"Yalnız kadınlar sokağında bir apartman dairesindeyim,yeni taşındım.Salonun her tarafında düşünce topakları var,koridorun sol köşesinde ise sırt çantam.İhaneti alışkanlık haline getiren bir adamın gölgesinde kalmak istemeyen,kararlı bir kadına aitmiş önceden burası.Pencereden dışarıya bakıyorum,sokaktan siyah paltolu bir adam geçiyor,yüzü asık.Kendimi düşünüyorum,deri değiştirir gibiyim…Anılarımı koparıp atıyorum.Günah,gecenin çocuğu değil ki sevişenler masumiyetlerini yitirsin.Ruhun gün ortasında kendinden vazgeçer ve sen günahkar olursun.Ben aziz değilim ama ruhumdan da vazgeçmedim.

Hüzün,mutfaktan çıkıp elinde tepsiyle yanıma geliyor.Kahvelerimizi masanın üzerine koyarken “Şimdi ne olacak?” diyor,bilmiyorum.”Rastgele yaşayacağım sanırım.” diye cevap veriyorum.Bileğimdeki dövmeye yavaşça dokunuyorum,orada bir yerlerdesin hissediyorum.Popüler kültürün aşk romanlarında bulamayacağım seni ama öyle hayal etmeyi seviyorum.Uzak bir diyarda olacaksan,İrlanda’nın yağmurlu bir gününde karşılaşalım.Şemşiyeni uzat bana.Yakınlardaysan,Beyoğlu’nda aynı sokaktan geçelim.Gülümse bana.Sayısız olasılık vursun bizi,tekrar ve tekrar.Yaşamın üstü başı dağılmış,Cupid okunu her seferinde yanlış insana yollamış ama korkmuyorum.Sana inanıyorum.

“Kendini soyutlayacak mısın?” Seni düşünmeyi bırakıp Hüzün’ün sesine odaklanıyorum.”Buradayım,merak etme.Uzun bir süre buralardayım.Yalnız kadınlar sokağı,Masal apartmanı,daire 8.İşte tam olarak buradayım.” diyorum kısık bir sesle.Masadan kahve fincanımı alıp avuçlarımı ısıtıyorum,ufak bir yudum alıyorum.Bir keresinde iki yerde aynı anda bulunmak istemiştim,o aklıma geliyor.Yatağımın altında canavar olduğuna değil,başka bir dünyanın giriş kapısı olduğuna inanırdım.Çocuktum,güzeldim.”Gitmek istediğin bir yer var mı Hüzün?” diye soruyorum merakla,dudaklarını büzüyor.”Gitmek istediğim bir yer yok,kalmak istediğim birkaç yer var.Bu apartman dairesi de kalmak istediğim yerlerden biri mesela.Yalnızlığımıza karşı kahve içiyoruz seninle ve üzgün değilim aksine mutlu gibiyim.” diyor,ayağa kalkıp müzik setinde hoş bir parça açıyorum.Müzik odayı dolaşırken Hüzün’e bakıp kahve fincanımı şerefe der gibi havaya kaldırıyorum."Yalnız kadınlara selam olsun.".."

rumuz *kemikkadin*

Beğen
Son Düzenleme: Gule @ 23/12/2014 15:02:33



inziva

hadi burada bahsettiğin o parçayı çal,sabahın bu saatinde iyi gelecek yalnızlığıma ve hüznüme.en çokta kadınlığımın kabuğunda sığınmacı olan güzel gözlü kıza.

Gule
#


"Ich weiss, dass niemand die Nachricht lesen wird. Aber manchmal wenn mir langweilig ist, gehe ich in meinen Garten, grabe mich in Erde ein und tue, als wäre ich ein Radieschen..."

-Atakan Kaya-
Beğen

Gule
#


Blues müziğini anlatıyor zenciler...eskiden bu tarz müzik dinleyenleri, şeytanı çağıran ve o yolda giden sınıf ilan edilirmiş karşı tarafın gözünde...hüzünlü de olsa seviyorum eskileri dinlemeyi büyüklerin,yani görmüş-geçirmiş kişilerin dilinden dinlemeyi...Morgan Freemann'ın sözü..."etrafta kimse yokken tanrı'dan başka kimi çağırırsın...tabi ki şeytanı!"...yine başka bir zenci konuşuyor...öğretmeni Luther Johnson olan..onun sözünü hatırlatma gereği duyuyor: "alkol içme, sigara da içme...kendini zehirleme ona ihtiyacın var...unutma vücudun senin tek evin!"...

ne güzel konuşuyor bazı insanlar...sabaha kadar anlatsalar hiç sıkılmadan onları dinlerim..."biz eskiden tarlalarda çalışırken söylerdik şarkıları...hele ki böyle yasaklı şarkıları bir başımızayken ağzımıza dolardık...ben sekiz yaşında başladım tarlada çalışmaya, büyüklerin yanında aynı ağır işi yaparak üstelik...o zamanlar küçük yaşta çocukların böyle çalıştırılmamasına yönelik bi kanun falan da yoktu...her gün sekiz saat çalışırdım...hayvanları tarlada sürerken onlarla birlikte saatlerce koşardım peşinden...her gün sekiz saat...48 km falan koşuyordum yani her gün...on sekiz yaşıma kadar böyle hesaplayacak olursak bütün dünyayı koşmuşum demektir!"

sonra kilisede ilk e-gitarı çalan bi Pastor'ün adı da geçti ama unuttum şimdi...hani bi grup zenci kilisede Gospel tarzı şarkılar söyler...hani herkes duymuştur bi "hallelujah" ın hikayesini...hani ne bilim bi Leonard Cohen'i veya Jeff Buckley'i...

neyse bigün Solomon'un hikayesini de konuşalım...


m.g
Beğen

Ahmet Balchk

kim demiş blues müzik şeytan işidir, blues hüzündür, gerçektir, hayattır, candır, can..

Gule

Katılıyorum öyle gerçekten...

-Belıeve-

https://youtube.com/watch?v=qSgsW9GLerA




Gule
#


"Bir şarkının içine saklanalım sizinle bayım…veyahut bir kitabın içine.Öyle bakmayın bana,delirmedim.Yaşayabileceğimiz yeni bir gezegen bulabilirsek hemen taşınalım,durmayalım bu dünya denen yerde.Kırmızı bir bavulum var benim,minik bir kadın için epey büyük olan.Birkaç kıyafetle birlikte sevdiğimiz şairlerin hüzünlerini koyarız içine,Edith Piaf’ın sesini götürürüz yanımızda.Birileri sorarsa “Nereye gidiyorsunuz böyle.” diye.”Bir masala ait olmaya gidiyoruz.” deriz.

Yola çıkmadan önce eski dünya sohbetlerinin yapıldığı yere uğrarız,yaşlı bir adama en mutlu olduğu anı sorarız.Bir hikaye dinleriz belki.Siz hikayeleri seversiniz,eski yaşamları duymayı…Ağaçlara selam veririz,papatyalar başlarını sallar bize.Okyanusun kalbinde yaşarız belki,evimiz olur mavi.Dolunay,bir yıldızı öpmenin hayalini kurarken biz kumların üzerinde çıplaklığımızın tadını çıkarırız.Bir galaksi bulur,avuçlarımızın içine sığdırırız onu.

Nereye gittiğimizi bilmeden yürürüz.Yolun bittiği gün satır aralarına yerleşmiş oluruz.Yaşamak istediğimiz gibi yaşar,ölmek istediğimiz gibi ölürüz.Pek çok listem var benim yapacaklarım hakkında fakat siz yanımda olacaksanız yırtıp atabilirim hepsini.Bir maceradan fazlasını istiyorum ben,sizinle yaşamak istiyorum başka dünyalarda.Küçük bir çocuğun çaldığı ıslık olalım istiyorum.Lütfen bayım…Dünya bize kötü davranıyor,kalmayalım burada.Rüzgar bir kez daha dokunduğunda bize,kaybolalım bir şiir dörtlüğünde."

rumuz *kemikkadin*

Beğen
Son Düzenleme: Gule @ 23/12/2014 15:03:27



Murat Uludoğan

'' Dolunay,bir yıldızı öpmenin hayalini kurarken ''

Yaşarken, bir cesetin toprağın üstünü eşelemesini gördüm sanki...Kalemin kurumasın sevgili yazar...

Gule

teşekkürler Murat Bey...yalnız bu yazı bana ait değil...yine de vaktinizi ayırıp, düşüncenizi paylaştığınız için sağolun...

Murat Uludoğan

Önemli olan sizin bunu paylaşmanız ve ait olduğu insanlara ulaştırmanızdı. İçimden koca bir tren geçti sanki okuyunca. Bu yüzden size ait olmaması önemli değil...Bir kez daha teşekkür ediyorum bu güzel paylaşım için.

Uğur Demiröz

Arkadaşım bravo size çok ama güzel yazıyorsunuz, gıpta ettim tebriklerimle...

Gule

teşekkürler sağolun...

Gule
#


Biz seninle neden 'üç kişi' olamadık tarla kuşum...neden böyle iki kişilik kim.sessizliğimizle kaldık...yani sen ve ben diyorum...rutubetli bir duvarın dibinde niye tekliğimize terkedilip çürüdük..ve niye biz'in kadrosuna almadılar bizi gözüm..?

Saat 05:57. arabanın farlarını yakmayı unutmuşum...sokak lambaları henüz yanıyor...ama hava karanlık...içim gibi...içimiz gibi kapkaranlık bir dünya anlayacağın...önümde siyah renkte bir araba elli metrelik mesafeden gidiyor..."sen de mi karalar bağladın" diyorum, "bari sen yapma gözüm!" beni duymuyor...ya da duydu iç sesimi bilemiyorum...çünkü arayı gitgide açtı ve karanlık daha da çöktü üstüme...insanlardan hariç, hatta insanlardan daha çok beni duymayan nesnelerle konuşmak hoşuma gidiyo galiba...sen bu grubun elebaşısın tarla kuşum...yok yok nazetme öylesin öyle!..bak en çok seninle konuşuyorum...niye?..çünkü beni duymuyorsun..senin de, benim de işime geliyo bu s.ağırlık...

Saat 06:10. her zamanki gibi dakikim (çok komik geliyo kulağa)...mektuplar birikmiş kapıda beni bekliyor...günlerden salı ve hayret yoğunuz...mektuplarım ve ben ne kadar kalabalığız bugün...Natalie'ye günaydın deyip hemen işe koyuluyorum...bizimkinin yüzünden düşen bin parça yine...Okey! diyorum Okeyyy!...sen misin bana öyle bakan...ne yap et bu işi ondan önce bitir kudursun cadı..üstelik her gün yarım saat önce gelip başlar arkadaş, sonra da bitirdim diye göğsünü gererek; yüzüne hiç yakıştıramadığım o mimik hareketleriyle havalı bakışlarını üstüme devirerek gider yanımızdan...(burda iki kişiyiz yine, ben ve Meryem)...bugün ne Natalie ne de başka biri moralimi bozabilir...çünkü henüz uyanmadım ve gözüm kimseyi görmüyor...cahilliğine veriyorum, ne hali varsa görsün...

yanlış adrese gelen mektupları Meryem'e verirken; "getiiiir meral getirrrr" diyen baslı sesleri (canım arkadaşım zaten kafam zonkluyor, ne olur yani şu -re-leri Beethoven'ın dokuzuncu senfonisinden girmesen sabah sabah..ağır geliyor kaldıramıyorum)...onu da duymamazlıktan geliyorum...arada bir Markus ve Nikoulos gelip, başıma bir takım mektupları yığıp gidiyorlar, sesimi çıkartmıyorum...hiç konuştum mu bu sabah? onu da hatırlamıyorum...sanırım sesimi askıya aldığım bi gündü...

Saat 06:50. Meryem her zamanki gibi sesleniyor yan taraftan: "meraaal aşkııııım hadi pause"...be kadın bilmem ki iki adım uzağındayım bu -aaa-ların ayağını ne diye uzatırsın...yoo yoo! söylendiğime bakmayın severim bizim hatunu...cevap vermeyene kadar böyle seslenir deli...herkes bizim bu halimize güler...geliyorum meryem!..tamam anladım!...yahu sen gitsene!..yok ben gelmiyorum!...-hayır geleceksin!-...hayır gelmiyorum meryem!...-beş dakka beş dakikadır gel dinlen!-...o beş dakika zaten lavaboda geçecek, altıma yapim daha iyi!...gitmeyene kadar rahat yok, mecburum gitmeye...-tamam çatlama geldim!-

Saat 08:00. mideme kramplar giriyor...aceleyle sıcak içtiğim kahve karnıma tekme vuruyor...sen de mi gözüm!..bi parti daha geldi şimdi...ama gayet sakinim...onlar da gelsin belki o zaman -biz- olabiliriz diye geçiriyorum içimden...fötürlü amcamız da geldi...şoförlerin içeri girip ortalıkta volta atarak bize günaydın demeleri aslında şu anlama gelir:
"arkadaşlar biz geldik mektuplar hazır mı, acelemiz var elinizi çabuk tutun"
-ooo hoş geldiniz beyler!..ne ikram edelim size..? çekinmeyin söyleyin canım...çay...kahve...başka bi arzunuz..?-

Saat: 08:30. meryem fötürlü kovboy'un sözlü saldırısına uğradı bu sabah..."manyak ya bu adam! bunu içeri almasınlar her gün her gün...bu ne yaa!"...fötürlü amca bana oldukça nazik ve güler yüzlü oysa...çünkü en son benim mektupları alıyor..ve o da iyi biliyor ki zor bölümün yükü de ağır olur...ilk önce diğer tarafları topluyor en son bana uğruyor...bi amcamız daha var...çok güler yüzlü bi adam...gözleriyle konuşuyor adeta...yanımda ilk önce gölgesi belirir...sonra kendisi...benim de ona bakıp gülmemi bekler, gülerim de...hiç gülünmeyecek durumdayken bile...o da tıpkı Hans'a benziyor...onun gibi masum ve sempatik...bizi güldürenlere selam olsun!...

Herr Siebert beni görünce hatırlatıyor tebessüm edip: "Frau Gül işinizi bitirdikten sonra toplantımız var içerde unutmayın"...-olur efendim emredersiniz- der gibisinden başımı aşağı sallıyorum....okeeey!..yok ya öyle demiyorum...gülüyorum sadece...

Saat: 08:45. Markus iki elini kalçasının üstünde kavuşturmuş, kurbağa gibi ordan oraya zıplayan paytak adımlaryla tek tek koğuşları geziyor..onu öyle görünce gardiyanlara benzetiyorum,..kendimi de tutsaklara...sert bakışlı değil ama...elinde copu da yok...sadece gülümseyen gamzeleri var ve masmavi gözleri...istesen de kızamayacağın tiplerden yani...

Saat: 09:00. fötürlü amca soruyor "bitti mi alabilir miyim?"...pek bi kibarız ne iş?..-bitti efendim ne demek alın sizin olsun-...teşekkür ediyor...ben de geri iade ediyorum...derinden bir off! çekiyorum..kazasız belasız atlattık çok şükür!..meryem sesleniyor yine "meraaal hadi gidelim"...bu çağrı yine üç-dört kere yenilendi...bazen meryem'in sesi sanki çok uzaklardan geliyor da ulaşmıyor bana bi türlü...öyle algılıyorum...ya da kendi kurduğum diyaloglarla boğuşuyorum...o da olabilir...
-hatlar düşmüyor meryem ne dedin ne dedin anlamadım?-

içeri geçiyoruz, toplantı odasına...meryem benden önce girdiği için sandelyemi, kahvemi her bişeyimi hazırlamış sağolsun...oh mein Gott!..o da ne?..gitmiş gitmiş tam da patronların yanı başına benim sandelyemi koymuş..."meryem ben burda mı oturacam şimdi...hayatta olmaz...tanrı aşkına sen geç"..-otur otur konuş işte göster kendini-...sözleşmeler...geleceğimin güzel ve parlak planlarını kastediyor arkadaş...manyak ya bu kadın...-meryem kızım bak ben konuşmam onlarla deli misin? yaptığım işle zaten adım geçecek bigün-...neyse ki kalkıp fincan getiriyo kendine ben de onun yerine geçiyorum...kurduğu plan yattı...ben de rahatladım..işim yok adamların gözünün içine bakıp durucam ne münasebet canım!...

bi bayan sonradan kapıyı çalıp aramıza katılıyor....bizim gruptan değil, tanımıyoruz...meryem'in yanında bi sandalye daha boş oraya yerleşiyor...rutbe atlamış bi adam -herr Weber'in yerine atanmış- kendini tanıtıyor bize...hiç hoşuma gitmedi...haddinden fazla gülüyor bu adam...hatta başından sonuna kadar kendi kendine yaptığı espirilere güldü diyebilirim..peki ben niye gülemiyorum?..ikidebir bir gözüm onun gülen yüzüne, diğer gözüm de, kolları oldukça uzun olan ceketinin ellerinin yarısını geçmiş komik görüntüsüne takıldı...Ronda'nın da dikkatini çekt bu durumi...-büyük ceket almış kendine-...birbirimize bakıp güldük...arkadaşlar lütfen patronlar tip tip bize bakıyor, çok dikkat çekiyoruz ayıp oluyor ama!..yanımda Ronda oturuyor ama...-saçların ne güzel kıvırcık...saçlarından adamı göremiyorum ama-..."salata yapalım istersen" diyorum...gülüyoruz...karşımda Leana oturuyor...beni görünce göz kırpıyor, öpücük yolluyor...sapık ya bu kadın...şaka maka benimle flört yapıyor olmasın...valla şüpheleniyorum...

off ya sıkıldım gerçekten...artık eve gidebilir miyiz? ne zaman bitecek bu konuşma ve yazdıklarım...oh be son noktaya gelebildiler şükür...-buyrun kahve alın, Brötchen yiyin- faslındayız şimdi...yanımızdaki bayan meryem'le konuşmaya başladı...Frau Güm'ü soruyor...meryem bana dönüyor sen tanıyor musun Frau Güm'ü?..başımızı hayır anlamında sallıyoruz üç'lü bi şekilde...-tam da biz olmaya yaklaşmışken-..on birinci bölümü kimin yaptığını soruyor...meryem parmağıyla beni gösteriyor, hatta parmağı nerdeyse gözüme batacak yuh yani!..bize çok ciddi duran kadın birden yumuşayıveriyor ve gülüyor...elini uzatıp tokalaşıyor benimle...bikaç övgülü sözden sonra beni tebrik ediyor..."sizden çok memnunuz, teşekkürler!"..bütün bunlar herkesin gözü önünde cereyan ediyor...patronlar da görüyor ve konuşmalarımızı dinliyorlar...bu benim için artı puan tabi...meryem bu arada çuvalladı gitti...nerdeyse aramızda kara kedi gibi kaldı...meryem nerdesin seni göremiyorum:))...bayanın ismini soruyorum..."Fernandes"...Frau Fernandes...ya sizinki? diye soruyor...-Frau Gül- diyorum, beraber gülüyoruz...bayanın ne güzel ismi var..eski Brezilya dizilerini hatırlatıyor bana...ne bilim Barones'leri..beynimizi uyuşturan replikleri falan...ben de kendisine teşekkür ediyorum ve diyorum ki "elimden geldiğince iyisini yapmaya çalışıyorum sizin için"...çok memnun olduğunu tekrar yenileme ihtiyacı duyuyor...ben de olumlu sözcük dizesini kendisine geri iade ediyorum...karşılıklı ne güzel anlaşıyoruz böyle:))...kadın resmen beni motive etti...gaz verdi...yarın herkesin iyiliği için daha üstün performans sergileyeceğim..aa yok yarın izinliyim...üzgünüm arkadaşlar!..

toplantı bitti nihayet...herkes dağıldı...meryem'le yola kadar yürüdük..."sana iyi günler Frau Güm" deyip dalgasını geçti...kızamıyorum da...kaldı ki; kendim gülüyorum değil ki bir başkası gülmesin...artık meryem "frau güm oraya-frau güm buraya" beni sallar durur ...

bizseninlenedennormalcümlelerkurmuyoruzkuzum...nedenişiyokuşasürüyoruz..?


m.g

26.08.2014 22:10:12
Beğen

inziva

"...sanırım sesimi askıya aldığım bi gündü..."

bu cümleden kaç şiir yazılır ki?

Gule

yazılır tabi...neden olmasın...ilham veriyorsa ne mutlu bana...

-Belıeve-

Hep öyle değil midir işi yokuşa sürmek
Yalnız sürerken de her şeyi parçalamak
Keşke hiç var olmasaydım kalbim kül kokuyor


Sevgimle Gule❤

Gule
#


saat: 04:30 alarm çalıyor...öyle Vivaldi, Beethoven'dan çalsa iyi, kulağımın dibinde zangurt-zungurt'ların çok bandolu ekibine her sabah gönülsüz talibiz...hele bi dur çatlama kalkıcam...gözlerimi kısa bi süreliğine açıp saati doğru kurup kurmadığımı kontrol ediyorum...sadece tedbir amaçlı...ve her gün aynı şey oluyor...her gün o uyuz saatle yüz yüze geliyorum...günlerden hangi gün, ne oluyor ne bu gürültü? soru işaretlerinin beynime hücum vakti...bunu kabullendikten sonra gözlerimi tekrar yumuyorum...daha vaktim var bi beş-on dakika daha kestirim kalkarız...benden başka kim kalkacaksa artık? her şeyi terkettim de şu çoğul eklerini bırakamadım bi türlü...

saat: 04:43 -eyvah! uykuya dalmışım!- uyarı ışığı sinyal veriyor...bunu algılayana kadar bi on dakika daha geçiyor...hanımefendi uyku modunda kaldıramadık ağır vasıtayı...sabahın bi körü uçaklar kalktı, trenler raylarda süründü, iki uzak şehir buluştu anlayacağın sen gözünün ucuyla da olsa dönüp bi bakmadın bize..çok ayıp ettin alındık doğrusu...

saat: 04:50 "de haydi kalk! uzatma artık"...ama soğuk üşüyorum..kış kapıda yine...neyse ki bugün kazasız-belasız üstümü doğru giyiniyorum, (Meryem aklıma geldi tişörtünü ters giymişti) aynaya bakıyorum saçlarım 3-4-3 taktiğiyle sahaya çıkmış, hiçbir tarak da hakkından gelmez şimdi bu dağınıklığın...berbat bi haldeyim...ama yine de güzelim...görüntü öyle demiyor ama ben öyle hissediyorum ve aynaya gülüp çıkıyorum...üstelik saçlarımı bile taramadan...çabucak bir kahve içmeliyim...esneye esneye mutfağa geçiyorum...bu evdeki bütün aletler el birliğiyle çalışıyor...su ısıtıcı ne diyorsunuz siz ona ketıl mı neydi adı?..kaynayana kadar patladı patlayacak evi başıma yıkıyor resmen...ve bütün bunlar sabahın bi vaktinde oluyor...sanki bütün bina benimle kalkıp işe gidecek...o saatte aklımdan manyak şeyler geçiyor bazen...örneğin bitişikteki komşum Frau Wolf'a duvara vurup seslensem: "halloo uyuyor numarası yapma! biliyorum sen de ayaktasın bacım...hazır kalkmışken benim yerime gidiversen, merak etme gündeliğini vericam...bigün canım pasta çekmişti, börek de olabilir tam hatırlamıyorum, neyse işte baktım evde yumurta yok, o zamanlar Aldi yakınlarda yoktu, bi Pasta için otobüse binmek (saatte bir geliyor o da) de benim işime gelmedi açıkçası; dedim Frau Wolf'ün kapsını çalim ondan istim bari n'olucak?..kapıyı çekine çekine üç kere çaldım tam dönüp gidecekken açtı sonunda desenli donlarıyla kapıyı...alem kadın bu Frau Wolf...dedim: "n'oluyoruz hayırdır yanlış yere mi geldim?" bi anlık aklıma kötü şeyler geldi ama çabuk geçti...beni öyle karşılayacağını hiç beklemiyordum doğrusu...bu kadar ayrıntıya hiç gerek yoktu bence...beni görünce "ya bitte?" dedi, ben de

"Frau Wolf sizi rahatsız ettim çok özür dilerim bana yumurta lazımdı da acaba sizde var mı?", "bir dakika getirim kaç tane" dedi, "üç tene" dedim sağolsun getirdi kadıncağız hemen...ne iyi kadın bu Frau Wolf diye geçirdim içimden...sonra üç tane yumurtayı elime tutuşturunca sert bi ifadeyle dönüp demez mi: "yumurtalarımı yine vereceksin ama!"..."bari kafamda kırsaydın töbe töbe vereceğiz heralde senin yumurtana kalmadık" diye hem geçiriyorum içimden hem de utanmadan alıyorum yumurtaları...zaten ne fırtına oluyosa içimde oluyo hep...bi türlü yüzümdeki mimiklere sert ifade giydirmeyi öğretemedim...sana ne deseler müstahaktır kızım!...neyse ne ya aldık işte çok uzadı bu mevzu detaylara girmeyelim...ve biz hala 4:50'deyiz ve benim bunları düşünecek vaktim var öyle mi..?

pastayı pişirdim afiyetle de yedim...bir tabak da Frau Wolf'e verdim...o da bir parçasını yiyip geri kalanını aldı kızına götürdü...derken bütün komşuların karnını doyurduk...ertesi gün de marketten yumurtaları aldım on'luk paketiyle verdim utandı..."hiç gerek yoktu" dedi...

uykum geldi..yine borazan bi sesle uyanacağım sabah...bu Frau Wolf'ün muhabbeti olmasaydı başka şeyler de anlatırdım sana...üzgünüm...yarın kaldığımız yerden devam edelim...

hafta sonu geldi hayret...günleri takip edemiyorum artık...
iyi uykular tarla kuşum..

m.g

22.08.2014 22:49:20
Beğen

Gule
#


Karar verdik Fate'yle uzak yerlere gideceğiz...dünyanın bizi görmeyeceği bir yere...Fate diyor ki "ben yaşar mıyım?..ulan yemin ederim bu kötü insanları yok edeceğim!..bi tane sihirli değneğim olsun...herkese dokununca kalplerine iyilik serpim"...

-gülüm bak ben zaten piskopat biri oldum çıktım...bir de sen beni zıvanadan çıkarma!-
ama içimden de diyorum ki "ah Fate ulan seni öyle özlemişim ki!..döneli iki hafta olmuş sanki koca asır geçmiş..."
öte yandan Fate diyor ki: "bana sen lazımsın sana da ben"...Burda konuşmaya kısa ara veriyoruz...ikimizin de duygusallığı üstünde ama çaktırmıyoruz...ben gözlerimin tozunu alıyorum o görmüyor...o da burnunu çeker gibi oluyor ama alerjik olduğu konusunda ısrar ediyor...
ah benim öteki ağrım...yarı dünyam...birbirimizi öyle güzel tamamlıyoruz ki...O orda ben burda...3.026,7 km' lik mesafe, otuz iki saatlik yolu her gün hiçe sayıp kucaklıyoruz birbirimizi...

ulan kıçımıza bi füze taksınlar, bizi uzaya fırlatsınlar...Mar(k)s' lı yoldaşlarla geçinir gideriz!..


m.g

15.08.2014 23:10:10
Beğen

şiirlerin sultanı şairiçe

yaralım ...nikli şair
yazılarınız harika ben uzun süredir buradayım böyle bir kaleme denk gelmedim yüreğiniz var olsun

Gule

vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyorum...

Yorum Yaz
Sonraki Sayfa »   Son »
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.