Şehir efsaneleri

1.549 izlenme - 61 yorum -
/ 7 »
Yorum Yaz
destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 19:40:55




Hemen hemen her şehrimizin güzelliklerinin yada bir yapıtın bir hikayesi vardır..
Bilgi paylaşarak çoğalır/ efsanelerin tadına varmak, hem destanlaşmış tarihimizi anlamamızı, hemde bu çerçevede etkileşim kurmamızı sağlayacaktır..

Benimde bildiğim bir efsane var diyorsanız, buyrun...
(( Seçil Nimet ))
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:11:48
Kız Kulesi Efsanesi



Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş düşünün... Ada da çevresi sularla çevrili bir kale ile, birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış.
İşte bu kölede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli biricik kızı yaşarmış .
Sultan, düşünde (başka bir rivayete göre falında) sevgili kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş. Yaptırdığı ve Kaleye ve içinde kuleye kızını bunun için kapatmış. Öyle ki, kuleye yılan girmesinde diye beton borularla Anasmaslar’dan Adaya su ve süt akıtılmış. (Anılan iki sıra beton boruların kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.)
Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel Sultan ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri zor bulmuşlar devasını. Sevgili Sultan yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadında bir sepet üzüm getirmiş. Meğer üzümlerin içinde bir küçük yılan varmış.
Yılan o gece uykuya dalan güzel Sultanı sokup öldürmüş.

Benden ne beklenirdi ki Kız Kulemden başka...




İşte güzel bir İstanbul efsanesi... :)
Mehtap ALTAN
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:15:28




ELENİ'NİN GÖZYAŞLARI- ANTALYA


Alanya Kalesi ile ilgili pek çok hikaye anlatılır. Bunlardan biri de Bizans Tekfuru Argiles'in güzeller güzeli kızı Eleni ile ilgilidir. Ülkesini yağmalayan korsan Vasili'den yılan Tekfur, korsanı damat edinmeye karar vermiş. Ancak Eleni'nin gönlü, fakir bir çobandaymış. Eleni, babasının bu kararına şiddetle karşı çıkmış, 'Vasili ile asla evlenmem' demiş. Bunu gururuna yediremeyen Argiles, kızına ders vermek için onu Alanya Kalesi'nin zindanlarına kapatmış.

Eleni'nin daracık hücresinin, Damlataş kumsalına bakan tek bir penceresi varmış. Çünkü Tekfur, Eleni'ye Alanya'nın tüm güzelliklerini gösterirse, onun bu güzellikler karşısında hayata dönmek isteyip evliliğe yanaşacağını düşünmüş. Ancak Eleni, babasının beklediği gibi pişman olmamış, çobandan vazgeçip Vasili ile evlenmeye yanaşmamış, gece gündüz gözyaşı dökmüş. Alanya Kalesi'nden Damlataş'a uzanan kıraç tepe, Eleni'nin gözyaşları ile sulanmış. Ve bir süre sonra bu tepede defne, nar ve iğde ağaçları büyümüş.

O zamandan beri, Alanyalılar ne zaman yağmur yağıp da her tarafı defne kokusu sarsa, Eleni'nin hıçkırıklarını hisseder.

yoksay
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:16:43
Düldül Dağı, Osmaniye İli'ne bağlı Düziçi İlçesi'nin kuzeydoğu yönündeki dağın adıdır.Düldül Dağı'nın denizden yüksekliği 2220 metredir.Ayrıca bu dağın kuzeyinde, Berke Barajı yakınlarında Eğri Düldül diye bir dağ daha vardır.

Efsaneye göre Ali'nin atı Düldül, bu yöreden geçmiş ve ayak izini bırakmıştır. İsmi buradan gelmektedir. Volkanik bir dağ olduğu söylenmektedir. 2000 metreye kadar karaçam ormanı ve maki bitkileri ile kaplıdır


Mehtap ALTAN
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:20:16



KIZ-OĞLAN MEZARI- SİVAS


Eski zamanlarda Şarkışla'nın varlıklı ailelerinden birinin, Bedir adında güzeller güzeli bir kızı varmış. Bir delikanlı Bedir'i istemiş. Ancak Bedir'in annesi Gürcü Hanım, kızını vermemiş. Delikanlı yine de Bedir'le konuşup görüşmek istemiş. Bedir delikanlıyı çok sevmesine rağmen, gören duyan olur diye, cevap verememiş.

Bir zaman sonra Bedir çeşmeye giderken, delikanlı kızı atının terkisine atıp kaçırmış. Bedir'in akrabaları kızlarını kaçıran delikanlıyı yakalamak için peşine düşmüş. Bedir ve sevgilisi yakalanmamak için ekin yığınlarının arasına gizlenmiş. Aramalara rağmen kimseyi bulamayan Bedir'in akrabaları ekin yığınlarını ateşe vermiş. Dışarı çıkamayan aşıklar ekin yığınının arasında can vermiş. Babası kızının yanmış cesediyle karşılaşınca pişman olmuş. Vicdan azabıyla, hatıralarına mezar yaptırmış. O günden sonra halk oraya, Kız-Oğlan Mezarı demiş.
destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:54:50

:((

Son pişmanlık fayda etmez tarzında olmuş..
Ne kadar üzücü ya..
destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 21:52:30

AMASYA - AYNALI MAĞARA EFSANESİ




Lodoš
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:01:03
700 yıllık bir tarihe sahip mükemmel
bir mimari yapısıyla,nakış nakış
süslenmiş,her köşesi ilim ve irfan
kokan Kasımiye medresesi. Orada hem
dini ilimler hem fenni ilimler icra
edilmiş. Bu iki ilim birbiri ile imtizaç etmiş. Medrese duvarlarnda astronomi
ve tıp bilimine ait simgeler
mevcut.Artukoğulları zamanında
yapımına başlanmış, Akkoyunlu
hükümdarı Cihangirin oğlu Sultan
Kasım tarafından tamamlanmıştır. Rivayetlere göre Kasım Paşa burada
katledilmişler . Kasimiye medresesi
eyvanı, rivayete göre, Kasım Paşa’nın
kız kardeşi, Kasım Paşa öldüğünde
kanlı gömleğini ağıtlar eşliğinde bu
eyvanın duvarlarına sürülmüş ve hala o duvarlara su döküldüğünde
duvarda ki kan izleri belli olmaktaymış,
duvarlardaki kan izlerinin bunlara ait
olduğu söylenir.








eyvanlar ve havuz sisteminin
de güzel bir hikayesi var; Suyun duvardan çıktığı delik anne
karnını ve doğumunu simgeler, suyun
ilk döküldüğü yerde bazen tek bazen
de iki kademeli minik bir havuz vardır.
Burası bebeklik ve çocukluk dönemini
simgeler. Su burada, insanın hayatının o evresinde olduğu gibi fıkır fıkırdır.
Sonrasınde geniş bir kanal uzanır,
gençlik dönemini simgeleyen. Burada
bakıldığında su sanki hiç akmıyormuş,
sabit duruyormuş gibi görünür. Tıpkı
insanın gençlik yıllarının geçmediğini, hep genç kalacağını düşündüğü gibi.
Daha sonra dar bir kanal gelir. Burası
yaşlılık dönemini simgeler. Su hem çok
hızlı akar hem de sürekli yan
yüzlerden ortaya doğru bir dolanım
görülür. Suyun akış hızı yaşlılıkta zamanın ne kadar çabuk geçtiğini,
akış şekli ise insanın hayatı boyunca
kazandığı deneyimleri özünde
sindirmesini simgeler.
Suyun döküldüğü havuz mahşer
yeridir. Herkes oraya gider. Havuzun alt kısmında ve üst kısmında birer çıkış
olur su için. Üstten çıkan su cennete
gidenleri, alttan çıkan su cehenneme
gidenleri simgeler, ama ne olursa
olsun akan her suyun mezopotamya
ovasına ulaştığı ve orada bir bitkiye can verdiği düşüncesi ile ölen her
canlının da bir şekilde ovada can
bulacağına inanılmıştır..
Kasımiye medresesi değişik bir mimari
ile tasarlanmış gün doğduktan sonra güneş batana kadar cephe önemli
olmaksızın tüm derslikler güneş
ışığından faydalanabiliyor. Dersliklerin
kapı yüksekliği bir metreden biraz
fazla. Bu yükseklik özellikle tercih
edilmiş öğrenci hocasının huzuruna girerken başını eğsin, hürmette kusur
etmesin diye. Orta Asyadan gelen
sembolizmin İslam felsefesi ile
kucaklaştığı bir şah eser. Resim ekleyemedim lanet site resmi aldı linki vermedi :))
destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:13:28

Gerçekten de İslam felsefesini taşıyan bir efsaneymiş..

İlginç bir zeka; bu havuza o anlamları katmak..

Havuzdaki tasavvufi betimlemeler harika bir bütünlük sergiliyor adeta..
Lodoš , forumun sahibi
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:22:28
evet geçen yıl gidip gezmiştim. Etkileyici bir yer hele ki yukarı çıkıp mezopotamya ovasının manzarasına bakınca. Geçen cemil ipekci defilesinden dolayı baya bi olay olmuştu.
destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:03:01



Pepuk Kuşu Efsanesi

Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.

Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. Kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
- Nahırla gelecek demiş.
Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
- Davarla gelecek.
Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

Kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

(Zazaca)

“Phepu”
“Kheku”
“Kam kerd”
“Mı kerd”
“Kam kişt” (çişt)
“Mı kişt” (çişt)
“Kam şüt”
“Mı şüt”
“Ax! Ax! Ax!”



(Kürtçe)

"Pepuu"
“Kekuu”
“Ke qir?”
“Mın qir”
"Ke kuşt?"
"Mın kuşt"
"Ke şuşt?"
"Mın şuşt"
“Ah! ah! Ah!”


(Türkçe)

"Pepuu"
“Kekuu” (baba)
“Kim yaptı?“
“Ben yaptım”
"Kim öldürdü?"
"Ben öldürdüm"
"Kim yıkadı?"
"Ben yıkadım"
“Vah! Vah! Vah!”

Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

Lodoš
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:16:22
evet aynen bende efsaneyi çok duydum duyuyorum gerçek sanıyordum hatta bununla ilgili türküde vardır
Lodoš
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:29:12
aynen bunu söylemek istemiştim .d çok teşekkürler tekrar dinlemiş oldum özlemiştim...
Hamuş-71
15 Kasım 2011 Salı 14:09:47


Yıllar önce Neşe Karaböcek bir şarkısının arasında bir şiir okumuştu yöresel bir şive ile

Davar gelir, nahır gelir

Bir sen gelmirsen

Diyacahsın ki niye

İşte...Ele

Demek ki bu şiirin hikayesi bu imiş.Yıllar sonra öğrenmek güzelmiş tşkrler cnm.
yoksay
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:07:04
Şahmaran Efsanesi

Efsanede; “Misis yılanla, Ceyhan yelle ve Seyhan selle yok olacaktır” deniliyor. Misis yakınında, “Yılan Kalesi” vardır. Efsaneye göre, bu kalenin içi yılanlarla doludur. Geçmişte Misis Beyi çok hastalanır. Tabib bunun tedavisi için yılanların padişahı Şahmaran’ın gözü lazım der. Bunun Yılanlı Kale’de veya Misis’teki bir hamamda olduğunu söyler. Yılanların padişahı yakalanır, gözü çıkarılarak Misis Beyi tedavi edilir ve iyi olur. Efsaneye göre yılanlar bir gün Misis’e inerek intikam alacaklardır.





destina*mltm
12 Kasım 2011 Cumartesi 22:30:59

Ben samsunluyum. Bizim oralarda hala yaygındır bu gelenek. Bafrada çetinkaya köprüsünde şahit oldum böyle bir geleneğe. önden gelin ve damat yürüyerek geçer,ardından da arabalarla komvoylar geçer :))






Kızılırmakta Buzlar, 1927

Kızılırmak'ın bir tarafından öbür tarafına gelin gidecekmiş. Gelin ailedeki yedi kardeşten tek kız imiş. Kızı ailesi ata bindirmiş. Kızılırmak'ın öbür tarafından gelen seymen alayı gelini alıp yola çıkmışlar. Düğün alayı Kızılırmak Köprüsü'nün üzerinden geçerken köprü seymen alayının ağırlığını çekemeyip çökmüş. Gelin ve düğün alayına katılanların çoğu ölmüş. Kurtulanlardan bazıları gelinin ailesine, bazıları ise erkeğin ailesine haber götürmüşler. Bu haberi duyup, gelinin ailesinden gelen kardeşi köprünün başında şunları söylemiş:


Yedi kardeştik de bindirdik ata
Köprünün başında oldu bir hata
Aldırdık gelini Kızılırmak'a
Ne yaptın Kızılırmak ne yaptın allı gelini
Gelini gelini de Türkmen torunu

Köprüden geçerken köprü bükülüp çöktü
Bütün seymen Kızılırmak'a düştü,
Bu hali görenin hep aklı şaştı
Ne yaptın Kızılırmak ne yaptın allı gelini
Gelini gelini de Türkmen torunu

Davulcusu kaya başı dolaşır
Seymeni koyun gibi meleşir
Damat Bey'e kara haber ulaşır
Ne yaptın Kızılırmak ne yaptın allı gelini
Gelini gelini de Türkmen torunu

Haber damat tarafına ulaşınca damat koşarak gelip, köprünün başında şunları söylemiş:

Bileydim de nazlı yare varaydım
Atının başından tutup yedektim
Düşüyorum dedikçe de sıkı sıkı tutaydım
Ne yaptın Kızılırmak ne yaptın allı gelini
Gerdanı beş karış benim yarimi

Damat bir süre sonra kendinden geçip, sersemleşir ve şunları söyler:

Avcıyı getirin de şu kartalı vursun
Dalgıcı getirin de gelini bulsun
Cerrah getirin de Damat Bey'in halinden bilsin
Ne yaptın Kızılırmak ne yaptın allı gelini
Gerdanı beş karış benim yarimi

Bir süre sonra düğün alayından ölenleri bulmak için bir çok kişi Kızılırmak boyunca dizilip ölenleri aramışlar. Bulanları köylüler kendi köylerine götürüp toprağa gömmüşler. Sonunda da bu olay günümüze kadar gelmiştir.
DilevindelaL
29 Eylül 2012 Cumartesi 09:01:27
Yorum Yaz
/ 7 »
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.