Necip fazıl kısakürek

4.660 izlenme - 179 yorum -
/ » 18
Yorum Yaz
TunçAY
25 Mayıs 2008 Pazar 19:34:37
25 Mayıs 1983 günü bu dünyadan somut olarak da nazarlarını çevirdi büyük yazar, Üstad Necip Fazıl Kısakürek. Doğum günü ve toprağı şereflendirme günü de YARIN, yani 26 Mayıs.

26 Mayıs 1904 Perşembe günü dünyaya geldi. 25 Mayıs 1983 Çarşamba günü biyolojik olarak vefat etti, ama toprak adeta onu dünyaya bıraktığı günde, yine bir Perşembe günü bağrına basmak istiyordu. Ve 26 Mayıs 1983 Perşembe günü toprağa verildi...

Hayat hikayesini anlatmayacağım burada sizlere. Üstadı ben en çok İngilizlerin en büyük edebiyatçısı, hatta dünyada en iyi edebiytçı kabul edilen William Shakespeare'e benzetmişimdir. İlginçtir, Shakespeare'in doğum günü ve vefat günü de aynı: 23 Nisan. İki edebiyatçı da tiyatro ve şiir alanında eserler ortaya koymuşlardır.(Shakespeare sone adı verilen türde yazmıştır) İkilinin benzerliklerini, işledikleri konuları da inceleyerek ileride yazmayı düşünüyorum.

Fakat bir fark var, belki de, büyük bir fark...! Hala okunuyor İngiliz yazar,ilk günkünden kat kat artmış bir ünü bulunmaktadır. Shakespeare okumak ve ondan alıntı yapmak İngilizler için bir şereftir.

Üstadımıza ise gereken ilginin gösterilmediğini düşünüyorum. Şiir alanında üzerinde kimsenin bulunmadığı gün gibi. Hiç bir zaman normal bir yazar olarak düşünmemişimdir kendilerini. Kendimi bildim bileli ondan bahsederken "Necip amca" demişimdir, ve onu hatırlayınca da hüzünlenirim biraz.

Bu konuyu açmamdaki amaç da, DEFTER'deki arkadaşlarımın onun hakkındaki düşüncelerini öğrenmek. Ve şu an zaman kıtlığından dolayı yapamadığım bir meseleyi açmak istiyorum.

Umarım bugün buradaki arkadaşlardan birisi Üstad'ın hakkında güzel bir şiir-yazı ekler de sitemize, onu bir kere daha hatırlarız...

Şunu da belirteyim, yarın şu sayfanın en üstünde, "Necip Fazıl Kısakürek'i sevgiyle anıyoruz" türü bir ibare yer almazsa gerçekten üzüleceğim...

NFK hakkında siz ne düşünüyorsunuz...?
RamazanTopoğlu
25 Ocak 2009 Pazar 01:40:15
Necip Fazıl Kısakürek de, Nazım Hikmet gibi, Yahya Kemal beyatlı gibi, Cahit Sıtkı Tarancı gibi büyük ve değerli şairlerimizden biridir. Türk kültürünün ve edebiyatının büyük isimlerindendir. Aynı zamanda felsefeci olduğu için şiirlerinde aslolan gerçeği arayışlarında her zaman efsunlu bir derinlik bulunmaktadır. Nazım'da yapılan hata gibi, Necip Fazıl'ında sanatsal yönünü ideolojik açıdan bakılması doğru değildir.

Aynalar değişik içerikli şiirlerinden biridir:

AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
N. Fazıl Kısakürek

sairorhan
12 Şubat 2009 Perşembe 00:24:09
"Necip Fazıl Kısakürek'i sevgiyle anıyoruz" Allah'ın Rahmeti üzerine olsun, büyük üstad büyük düşünür bir fikir adamı söylenecek o kadar çok söz var ki ...

ÇİLE..

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak.


Necip Fazıl Kısakürek


ÜZÜMKARASI
26 Mayıs 2009 Salı 09:58:02
Aziz ruhu şad olsun Rabbim gani gani rahmet eylesin
Yüreğinize sağlık Rabbim razı olsun sizlerden her daim.


SON SIĞINAK



Hayat perdenin arkasında;

Hayatın öte yakasında.



Şu gaflet yükü insana bak;

Kendinden varlık cakasında.



Ve aşksız yobaz... İşi gücü,

Namazla Cennet takasında.



Tam dört asırdır Müslümanlık,

Cansız etiket markasında.



Ku'ran kalbi kör ezbercide,

Din, üfürükçü muskasında.



Batı, Batı der çırpınırlar,

Batı tükürük hokkasında.



Makine dimdik demirden put,

İnsanoğlu ruh lâçkasında.



Hürriyet nerde söyleyeyim:

Hakka esaret halkasında.



Zamanda herşey kopuk, kesik;

Biçkisi kader makasında.



Ey insan, sana son sığınak,

Son Peygamberin hırkasında!

1982
Sabiha KÜÇÜKTÜFEKÇİ
26 Mayıs 2008 Pazartesi 09:47:35







BEKLENEN


Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek





sevgi TunçAY

çok anlamlı forum ve edebi vefan için yürekten teşekkürler..
iyi ki varsın değerli dost....sevgi saygı selamlarımla..






€nis
26 Mayıs 2008 Pazartesi 11:04:12
SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

Necip Fazıl KISAKÜREK


Necip Fazıl'ın şiirlerini duymayan yok gibidir aslında.
Rahmetle anıyoruz büyük ustayı..
Sadık_Tiryaki
11 Şubat 2009 Çarşamba 20:20:09
Mekanı Cennet olsun......
ferhan
26 Mayıs 2009 Salı 09:56:37
Bu vesile ile büyük Üstadı Râhmetle anıyor,Hâkk'ı ve haklıyı savunmadaki eğilmeden bükülmeden yıllarca dik duruşuna ve mükemmel şiirlerine hayran kaldığımı özellikle belirtmek isterim.Büyük Üstadının her gün biraz daha anlaşıması yeni nesil tarafından gönüllere nakşedilmesi beni çok menmun etmektedir.Allâh'tan Râhmet diliyorum.makamı Cennet olsun,şiirlerine aşığım Üstadın.saygılar sunuyorum emeği geçenlere...
Aynur Engindeniz
27 Mayıs 2010 Perşembe 10:12:00
Bu şiir bildiğim en güzel şiirlerden biri...Allah rahmet eylesin büyük üstada...
erolbasci
26 Mayıs 2008 Pazartesi 11:40:40
"NFK hakkında ne düşünüyorsunuz?"

sorusuna verilecek en güzel cevap, herhalde onun hakkında fikir sanat adamlarının yazdığı düşüncelerin bileşkesi olurdu herhalde...
Kim ne demiş;
Yaşar NABİ:
« — BİR MISRAI BİR MİLLETE ŞEREF VERMEYE YETER!…»

Mustafa Şekip TUNÇ:
«— Örümcek Ağı ve Kaldırımlar bizi nadir bir san'atkâr ve hakiki bir şair ile karşılaştırıyor: Necip Fazıl…»

Nurullah ATAÇ:
«— Yarına kalacak tek şair: Necip Fazıl... Bence şimdiye kadar gelen şairlerin en büyüğüdür O...»

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU:
«— Her vakit söylediğim gibi, şiirde Necip Fazıl, Türk nazmı bakımından bize yeni ve tamamiyle orijinal bir ses ve ahenk getirmiştir.»

Ahmet Hamdi TANPINAR:
«— Bir Necip Fazıl olabilmenin ahmakça saadetine ne kadar muhtacım.»

Hakkı Tarık US:
«— Ben Necip Fazıl'ın eserlerini ve eserlerinden çok kendini severim. Hattâ kendini övenleri sevmezken, Necib'in kendini övdüğü zamanlarda bile...
Bu sevişim, güzel yazdığı kadar güzel konuşan Necip ile sadece bir gönül yakınlığından gelmiyor; onu, gençliğin bedbin hevesinden sıyrılıp yükselmiş, gittikçe daha gelişip olgunlaşan, gittikçe daha millet ve insaniyet ölçüsünde eserler vermeye doğru kanat çırpan bir halde bulmam, kendini sevmemde ve kendine ümit bağlamamda en kuvvetli âmildir. Necib'i okuduğum zaman kulaklarım uğuldamaz; fakat içim derinliğin huzuruna ermiş olur.»

Vâlâ NUREDDİN:
«— Türkiye'nin tuzu biberi tarzında insanlar vardır. Bilhassa İstanbul'da, bilhassa Ankara caddesinde... Bunlardan biri Süleyman Nazif'ti; biri Ahmet Haşim'di; biri Yahya Kemal'dir. Bunların kimi daha büyük, kimi devâsâ... Gençler arasında da –Necip tabiî gençtir– bir tip aramak lâzım gelirse, Necip Fazıl gelir. Yalnız şairliğiyle değil, orjinalliği ile mühim bir şahsiyettir. İnsanlar yeknesaklıktan bıkıyor; orjinal iklimlere doğru bir pencere açmak istiyor. İşte o zaman Necib'e rastlayınca güzel bir hava insanın yüzüne çarpıyor. Gerçi bu hava bazan çok şiddetli geliyor. Pencere önünde oturamaz oluyorsunuz. Fakat herhalde başka bir penceredir. Bilhassa benim için fazla enteresan... Bu pencere, adi sokak esprilerine bakmıyor. Gayet güzel bir çeşnisi var; Maveradan bahsediyor. Necib'in «Ben ve Ötesi» şiirini hatırlarsak, şairin kendi ötesinden bahsediyor. Dünyada Mistisizm kalmadı. Bu, Neo-mistisizm yapıyor...»

Eşref ŞEFİK:
«— Şairliğinde mükemmeldir. Bence, dünkü sofî şiir mezhebini bugünkü lisanla halihazırda en iyi söyliyenlerden biridir. Görüşleri, ruhu şairdir... Yalnız mizacı bakımından, şair olduğu mezhebin buradaki büyüklerine benzemekten ziyade, Avrupa'daki orjinal büyük şairlere bilâ ihtiyar benzemek yolunu tutmuştur. Meselâ Mevlâna'nın mesleğini, janrını, onun tasavvurunu ve yaşayışını alacak yerde Baudelaire'inkini alır.
Bütün kendine zararlı olan kabahatleri de, kendi içindeki mahkemede, Baudelaire'e ve Baudelaire gibi bazı mübalâğaları görülen diğer Avrupa şairlerine benzemekle mazur gösterir. Fakat şunu daima hatırda tutmalı ki, kendi lisan edasını, gençliğin bir kısmına aşıladığı muhakkaktır. Bu itibarla bir ekol başlangıcı yapmış sayılabilir.»

Remide ADİL:
«— Necip Fazıl kendi kitabına sığmayan bir insandır. Sığmadığı içindir ki, pek tabiî taşıyor; hudutları aşıyor ve tarifi imkânsız bir şahsiyet haline giriyor.
«Necip Fazıl'ın muhtelif cepheleri vardır. Şair Necip Fazıl, (ki bence en kıymetlisi odur) bankacı Necip Fazıl, piyes müellifi Necip Fazıl, süvari Necip Fazıl, antika meraklısı Necip Fazıl, şıklığa meraklı Necip Fazıl... Bu tasnifi yapabilmiş olmakla beraber, ben kendimde, ondan bahsetmek selâhiyetini görmüyorum. Çünkü onun şiirlerinden olsa olsa Baudelaire, piyeslerinden Shakespeare, bankacılğınıdan Montaigu Norman, süvariliğinden O'Neil, kostümlerinden Duke of Windsor, antika tarafından Salâhaddin Refik bahsedebilirler.»

Osman CEMAL:
«— Necip Fazıl çok zeki bir adamdır! Necip Fazıl'ın bugünkü eserleri –ben küçük manzumeden bir şey anlamam– lâkin onun makale şeklindeki yazıları, büyük tiyatroları, şimdilik yaşından umulmayacak kadar kuvvetli ve insanî, bir bakıma tatmin edici şeylerdir. Meselâ Hâmit hakkındaki bir etüdü, pek yaman bir şeydir. İlk tiyatrosu olan Tohum müdafaa ettiği tez ne olursa olsun, çok kuvvetli bir eserdir.»

Abidin DİNO:
«— Necip Fazıl'ın şaheseri (Senfoni), isyan bayrağını çeken şiirdir. Senfoni, 19. ve 20. yüzyılın fert bunalımını, kâh bir fikir kalıbı içinde, kâh bir deli gömleği içinde mükemmelen ifade ediyor.»

Nureddin ARTAN:
«— «Şair Necip Fazıl'da, kendisinin kendisinde bulduğu kıymetin yarısını bulurum. Bu kıymet, onu en büyük şairlerimizden birisi olarak tanımama mâni değildir. Kendisi gibi düşünseydim «en büyük şairimiz» demem icap ederdi.»

Ziya Osman SABA:
«— Necip Fazıl, belki en büyük Türk şairi değildir, fakat Türk edebiyatının en kuvvetli şiir kitabı herhalde Ben ve Ötesi'dir.»

Sedat SİMAVİ:
«— Büyük Mütefekkir üstad şairimiz Necip Fazıl Kısakürek bir taraftan fikirlerini Cumhuriyet gazetesinde neşrediyor, öbür taraftan da piyeslerini şehir tiyatrosunda Ertuğrul Muhsin'e oynatırken bu iki san'at faaliyetinin de üstünde hummalı bir şiir yetiştiricisi olmaktan geri kalmıyor.

Necip Fazıl'ın fikrince, memleketimizde şiirlerini neşretmeye razı olacağı bir edebiyat mecmuası yoktur. Necip Fazıl'dan şiirlerini neşretmek üzere bizi intihap etmesini rica ettiğimiz vakit güzide sanatkâr mecmuamızın malik olduğu geniş okuyucu zümresi dolayısiyle Yedi Gün'ü tercih etmekte hususî bir zevk duyacağını bildirmiş, teklifimizi memnuniyetle karşılamıştır. San'at ve fikirde kalite işlerine de ne kıymet verdiğini her gün biraz daha ifade eden Yedi Gün Necip Fazıl'ın en yeni şiir tecrübelerine sahne olmaktan kendisini bahtiyar addeder.

Vasfi Mahir KOCATÜRK:
«— Fransız edebiyatında Baudelaire, Verlaine nasıl bir yeni ürperişse bizim edebiyatımızda da Necip Fazıl o kadar başka bir görünüştür. Duyuş ve lirizm bakımından kendi içimizde hiçbir üstadı yoktur. Onun getirdiği duyguları Hâmit ve Fikret te bilmezlerdi. Gerçi bizim edebiyatımızda ötedenberi ferdî ruhun şiiri vardır, fakat Necib'in getirdiği yeni ürperişten mahrumdur. Garpte Hugo, Byron, Shakespare, bizde Hâmit, Fikret, Kemal, parlak ve gürültülü bir şiirin sahibidirler. Necip Fazıl'ın şiiri, Baudelaire'in, Verlaine'in ruhu gibi, gürültüden, sesten, hattâ tabiîlikten kaçan bir ruhtur. Bizim eskilerden Fuzulî ve Yunus onu biraz andırabilir.»


Yunus NADİ:
«— Neslinin en keskin şöhret, ve en sağlam kıymeti Necip Fazıl Kısakürek, senelerden beri (Senfoni) isimli bir manzumeye çalışıyordu. Mümtaz şairin bu fevkalâde faaliyetini hemen herkes duymuştu. Bazı mecmualar, şiir üstünde tefsirler yapmış, san'at ve edebiyat mahfellerini eserin dedikodusu çalkalamıştı. Şairin büyük bir ehemmiyet atfettiği ve baş eseri olarak gösterdiği bu manzume nihayet tamamlandı.»

Celal SILAY:
«— Orhan Seyfi ve benzerlerinde basit kalbin, Yahya Kemal ve benzemek istiyenlerinde ince tahassüsün, Haşim ve andıranlarında hınç ve ıstırabın, Faruk Nafiz ve hatırlatanlarında ise küçük hassasiyetin tablosu olan şiir dili, Nazım Hikmet'le, içeriden dışarıya ve hayat akışına doğru sert ve tok bir ses çıkardı. Bülbülden makineye atlayan bu ses, gerçek insan yapısının anahtar kutusu olan ruh aksülamelini ise Necip Fazıl'da bulmuştur.»

Baki Süha EDİBOĞLU:
«— Şiirimize getirdiği yenilikleri ve güzellikleri burada bir bir sayacak değilim. Ancak şu kadar söyliyeyim ki, Kısakürek Türk halk şiirini, mistik tekke şiirinin herkese açılmayan kapılarından rahatça, başka bir rüzgârla geçmiş, Batı şiirinin havasını da taşıyan mısralarından madde ve ruh felsefesini kendi açısından en güzel bir dil, en mükemmel bir form ve tadına doyulmaz bir âhenk içinde vermiştir.»

Çetin ALTAN:
«— Tanzimattan sonra Abdülhak Hamid'le gelişmekte olan, insan içi derinliği ile insan dışındaki değer derinliği arasında salıncaklanmanın şairidir Necip Fazıl... Paraya önem vermeyen adamdır. Nereden gelip nereye gittiğine bakmazdı. Necip Fazıl mistiği, pratik mistik haline getirmek tutarsızlığına düşmüştür. Ama her zaman iyi şairdir.»

Recep DOKSAT:
«— Şair, naşir; piyes yazarı, mütefekkir cepheleri ile büyük bir sanatkâr, bir dehâ… Zaten sanatkâr sadece kendi şuur altını değil, hepimizin müşterek malı, maşerî gayrı şuurun, imaj kalıpları demek olan «Jungien» mânada arketip'leri de dile getiren bir medyumdur. Sadece mâzi ile hâl arasında değil, hâl ile istikbal arasında da köprü kuran ve istikbalden haber veren bir kâhin gibidir. Büyük sanatkârları, büyük şairleri de büyük milletler çıkarır! Onların misyonu vardır. Necip Fazıl üstad, «Müslüman Türkün ruh kökünde» nabazân eden heyecanları, çileleri ve özlemleri dile getirerek misyonunu ifa etti ve etmekte…»

Taha AKYOL:
«— Acısını, onun çektiği bir muazzam ıstıraba, bugünkü Türk nesilleri olarak biz çok şeyler borçluyuz. Dayanılmaz fikir ve aksiyon çilesini o çekti ama biz, sayıları elliye ulaşan büyük bir eser külliyatına kavuştuk. Sadece bu mu? Hayır! CHP diktatörlüğünün en ceberrut devrinden başlayıp ömrünün sonuna kadar «bir derecelik inhiraf göstermeksizin» devam eden bir mücadele örneği…»

(necipfazıl.com)

Üstadın
At'a Senfoni adlı eserinden "Netice" başlıklı bölüm. Üstadın küçük yaşlarından itibaren haşır neşir olduğu atlara karşı sevgisi yanında, atlar üzerinden mefküresinin izlerini de bulabiliyoruz..

*****
Biz ne yaptık? Atı aldık, mâna inbiklerinden süzdük, büyük ve küçük kelâm plânına döktük, güzel sanatlar perdesinde aksettirdik, tarih boyunca millet millet çizgilendirdik, en asil soyu ve işi içinde değerlendirdik, «safkan» çerçevesinde ölçülendirdik, yarış yerlerinde taçlandırdık, bütün mesut ve mahzun taraflariyle belirttik, nihayet memleketimize getirdik ve bıraktık.

Ne görüyoruz?

İnsanı tamamlamak ve ondaki kahramanlık mefkuresine alem olmak için yaratılan, Allah ve Resulü tarafından övülen, rüya perdesini bile yakacak kadar asil ve bedii çizgiler taşıyan, güzel sanatları ürperten, tarihte her milletin zafer ve şeref armasında motifleşen, «safkan» teknesinde yoğurulan, hipodromlarda muhtaç olduğu prens iş zeminini bulan, sırtına binmiş bunca insan hırsına rağmen ebedî ismetini muhafaza eden ve nihayet tek istifa kaynağı olarak yarış yerinde heykelleşen at, bütün dünya ile beraber memleketimizde, yani onu ilk defa çıkarıp insanlığa takdim edenlerin yurdunda pek mahzundur.

Kulağımıza, babasını imdada çağıran bir çocuk sesini andırır, acı kişnemeler geliyor.

Dünyanın en güzel hikâyesini anlatacağım:

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir Memiş Ağa varmış... Memiş Ağa değil de, Durmuş veya Satılmış Ağa... Hepsi bir... Evvel zaman da dediğimiz, pek yakın bir tarih, meselâ Birinci Dünya Harbi sonu... Bu Memiş Ağanın köyü, cenubî Anadoluda, düşman istilâsına uğramış, yanmış ve yakılmış bucaklardan... Köy, sadece yanık kokusu ve yıkık manzarası veriyor.

Bir zabit, bir süvari zabiti, harb içinde bu köye sık sık gelip ordu hesabına yüksek kumandanlara at satın alan bir zabit, nihayet o da sivil elbiseli, o da yanık ve yıkık, herhangi bir vesileyle bu köye uğruyor. Köy, bilhassa cins atlariyle meşhur...

Mütareke olmuş, muharebe durmuş, fakat bütün vatan toprağı, kum- kum acımakta, taş taş sızlamakta...

Zabit, bir ölü evine girercesine köye ayak basıyor. İzbelerde bir adam... Yanına yaklaşıyor:

«— Nerede Memiş Ağa?»

«— Şurada, şu yamacın dibinde, bir kayanın üstünde oturuyor.»

İlerleyen, Memiş Ağanın yanına giden, onu selâmlayan, selâmına cevap alan, şahsını tanıtan, tanınan ve mendilini açıp oturması için kendisine yer gösterilen zabit... Uzun bir sükût... Memiş Ağanın konuşmaya pek niyeti yok... Nihayet zabit, dayanamayıp, köyün en büyük ağasına ve atçısına soruyor:

«— Niye susuyorsun ağa?»

«— Ne söyleyeyim oğul?»

Zabit kimi sorduysa «yok!» cevabını alıyor; hangi atı merak ettiyse «yok, gitti; yok, öldü!» Sükût...

«— Karabaş'ların Hasan Ağa ne oldu, ağa?»

«— Yok, gitti!»

Sükût...

«— Ya şu meşhur kır at; Akduman?»

«— Yok, öldü!»

Hangi insan sorulsa «ya öldü, ya gitti!»; hangi at merak edilse «ya gitti, ya öldü!»... ölen niçin, giden nereye?.. Yahut ölen nereye, giden niçin?.. Gidenler mi ölüyor, ölenler mi gidiyor?.. Hâsılı her şey karanlık, her şey müphem...

Nihayet Memiş Ağa, zabitin ikide birde kendisini kurcalamasından üzgün, elini gayet hususi bir işaretle sağa açıp ve sonra ona bir gidiş ahengi verip diyor ki:

«— Senin anlıyacağın, oğul, iyi insanlar, iyi atlara bindileeeeer, gittiler!»

Bizse, Memiş Ağa misalini tersinden hayal etmeye meyilliyiz. Şöyle, ne kadar fikri, bedii, içtimai, idari hasretimiz varsa, hepsinin birden yollarını kavuşturan meydanda durup kulağımızı nal seslerine vermek ve sonunda, sökün etmekteki «safkan» ları görünce narayı basmak :

«— İyi insanlar, iyi atlara bindileeeeer, geldiler!»




MAKSUT TURAN
26 Mayıs 2008 Pazartesi 13:13:35
KADIN BACAKLARI

Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var,
Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
Ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar,
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.

Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın,
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü,
Kadınlar! Onlar varken konuşmayınız sakın.

İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren diyorum
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs'ü sevmiyorum.

Boynuma doladığın güzel putu görseler
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını.
Kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
İsa'nın eli diye, bir kadın bacağını.

(NECİP FAZIL KISAKÜREK)


Bu şiirin Necip Fazıl'a ait olduğunu düşünebiliyor musunuz? O zaman düşününüz, bu şiir Necip Fazıl Kısakürek'e ait bir şiirdir.
_hazan_
12 Ekim 2008 Pazar 23:59:12
Afedersiniz ama bu şiirin kaynağını öğrenebilirmiyim?Üstadın şiirlerinin hemen hemen hepsini bilirim fakat bunu hiç duymadım hangi kaynakta var??Açıkçası ona ait olduğunada inanmıyorum
_hazan_
13 Ekim 2008 Pazartesi 00:02:39
Afedersiniz ama ben bu şiirin Üstada ait olduğuna inanmıyorum.Yani hemen hemen hepsini bilirim şiirlerinin.Bilmesemde üslubunu bilirim en azından bu ona ait olamaz.Bana bi kaynak gösterebilirmisiniz?Yani ona ait olduğuna dair
hüzünlüşarkım
7 Şubat 2009 Cumartesi 13:12:02


bu dizelerin toplama olduğunu düşünüyorum....
korsan şiir...:)



geceyedair
9 Şubat 2009 Pazartesi 14:18:38
Necip Fazıl belli bir dönemde yazdığı şiirleri dünya görüşü değiştikten sonra reddetmiştir. Bu şiir de onlardan birisi olabilir. Kesin bişey söyleyemem. ancak kitaplarındaya da yazılarında rastlayamayacağımız bir şiir.
Bu arada bu şiir onundu demekle neyi murad ettiğinizi çözebilmiş değilim. umarım bu bir aşağılama ya da alaycı tutum değildir
okırkpınar
26 Mayıs 2009 Salı 09:16:29
Üstat bu şiir benzeri şiirleri kendisinin islami hayatından evvel yazdığını ve
geçmişimde yazdığım bu "şiirleri çöpe attım çöpü de hangi hayvanlar karıştırır bilirsiniz"diyor.Şiir sahibi onları çöpe attım diyor bırakın çöpü karıştırsınlar.
MAKSUT TURAN , forumun sahibi
19 Haziran 2009 Cuma 17:34:29
Yukarıda benim ne yazdığım çok bariz. Yazdığımı tekrarlıyorum; "BU ŞİİRİN NECİP FAZIL'A AİT OLDUĞUNU DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ? O ZAMAN DÜŞÜNÜNÜZ; BU ŞİİR NECİP FAZIL KISAKÜREK'E AİT BİR ŞİİRDİR." demişim. Bu insana hakaret etmemişim, aşağılamamışım, iki cümle eklemişim onun şiirinin altında. Ortada bir ajitasyon da yok. Ayrıca aranızda bu şiirin ona ait olduğunu bilmeyenler bile var. Bir şair, sadece hatırlanmak istediği eserleriyle hatırlanamaz. Doğduğundan, ölümüne kadar tüm eserleriyle hatırlanır. Bu iki dönemi kendisi ayırıyor olabilir. Ancak Türk Edebiyatı, Dünya Edebiyatı bu iki dönemi ayıramaz!... Onun iki dönemini sadece kendisi ayırabilir, ki bunu yapmıştır. Ama onun iki dönemini biz ayıramayız. Hele ki "okırkpınar" hiç ayıramaz. Siz onun şiirlerini okurken sadece ikinci dönemi okursanız; şiire edebi anlamda değil, politik anlamda yaklaştığınız sonucu çıkar. Şiire politik yaklaşıyorsanız, edebi yönüyle ilgilenmiyorsanız, bu sizde şiirin bitti yerdir.
Ayrıca bu güne kadar hiçbir şey yazmadım, ancak "OKIRKPINAR"ın uslûbuna hiçbir şey söyleyemeyeceğim!...
enginname
20 Haziran 2009 Cumartesi 00:53:33
güzel kardeşim sana yanlış söylemişler bu şiir üstada ait değil.yakışmadı da hiç buraya...bir allah dostundan bahsediyoruz sadece bir şair değil...
Cundy
20 Haziran 2009 Cumartesi 13:04:37
Kadın bacaklari isimli bir şiirinin varlığından haberim vardi, lakin yinede ustadin unutulmamasi gereken bir sözü vardir.
her kim ki bu şiirleri bana ithaf ederse bana iftira atmiş olur diyor..
bunlari kabul etmiyor...
belki genc necip'in bir şiiridir denebilir ama necip fazıl kisakürek olarak zihinlere yerlersmis ustadin siiri değildir.
yeğinadnan
3 Eylül 2010 Cuma 15:46:54
Necip fazıl Kısakürek Rahmetlinin.KESİP ATTIM dediği bir döneme ait şiirlerinden oplabilir.Üslup ve İzah Üstada yakışmış.Mana itibari ile sadece bizim toplumdan korktuğumuz için saklı tuttuğumuz hissiyatı çokta güzel vermiş.O nun Farkı Zaten buydu.Demezdi.Ve sadece ALLAHtan korkardı..Yine Üstad yine şaair.Yine O. Allahtan Hakkında rahmet dilenirken şuanki konuşmamıza vesile olan her şeyin onun hakkında HAYR ile tecellisini niyaz ederim.
mirzaby
26 Mayıs 2008 Pazartesi 14:46:49
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var,
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var..

Tahtadan atına bindi de bir atlayışta atını hendeklerden aşırdı üstad.. Geriye de bir dizgin, bir de şiar bıraktı..

Elime uzanan dudakları tepeyim,
ALLAH diyen, gel seni ayağından öpeyim..

Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i tüm kalbimle anıyorum..
Ayhan_Yalcin_
26 Mayıs 2008 Pazartesi 15:54:20
BÜYÜK SANATKÂR OLDUĞUNA İNANIYORDU
Prof. Dr. Ayhan Songar anlatmıştı:
“Ahmet Kabaklı, Prof. Süleyman Yalçın, Prof. Nevzat Yalçıntaş gibi arkadaşlarla kendisini ziyaret gitmiştik. Bizi at sırtında karşıladı. Süvari elbisesi giymişti. Caka yapmayı pek severdi. Bizi eve buyur ettikten sonra attan inip yanımıza geldi.
- Ayhan, dün seni televizyonda gördüm, dedi.
O zamanlar sadece TRT televizyonu vardı ve bir gün önce ben bir programa misafir olmuştum.
- Tabiî ki beğenmediniz Üstad!
- Nereden bildin?
- Çünkü konuşan siz değildiniz.”
YENİLGİYİ HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİ
Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi.

Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
- Kovdum gitti, der.

BEĞENDİĞİ SANATÇILAR

Necip Fazıl, bunalımlar, hafakanlar ve derin düşüncelerin şairidir. İç dünyayı anlatmadaki başarısı bakımından Dostoyevski’yi beğenir; ama Dostoyevski romancıdır, onun gözünde iyi şairler Rimbaud, Baudleare, Valery’dir. Poetikasını oluştururken Batılı şairlerden etkilendiğini görürüz.

Şiirinin muhtevasını ise; önce yalnızlığı ferdiyetçi mizacı, sonra da iman ve inancı belirler. Sanatını, inancının emrine verir. Yunus, onun en çok gıpta ettiği şairdir:

“Rüzgâra bir koku ver ki hırkandan,
Geleyim izine doğru arkandan.
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan
Medet ey Yunus’um, dervişim medet!”
diyerek Yunus’un ruhundan yardım ister.
_YILDIZ_
26 Mayıs 2008 Pazartesi 16:22:35

HATRINA DÜŞECEĞİM


Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!


Mekanı cennet olsun .....
bedirhan37
23 Haziran 2011 Perşembe 21:47:56
Kelimeler hisleri uzun zamandır beklediği bir misafiri gibi karşılamış tebrikler
FATOŞ
26 Mayıs 2008 Pazartesi 18:42:51
AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

NECİP FAZIL KISAKÜREK
Allah rahmet eylesin...
Yılmaz Çelik
26 Mayıs 2008 Pazartesi 19:57:15
Necip Fazıl Yüzyılın şairidir.Ne yazsak eksik kalır....
Yorum Yaz
/ 18 »
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.