Mustafa Cilasun
4533 şiiri ve 930 yazısı kayıtlı Takip Et

Paris’te yahya kemal’in masasında bir fincan kahve ali çolak





Yahya Kemal, hatıralarında Paris günlerinden büyük bir özlemle bahseder: “1904 senesi, hayatımda yeni bir başlangıçtı. Yirmi yaşında idim. Meaux kolejinden çıkmış ve Quartier Latin’e yerleşmiştim. O semtte fâsılasızca, 1912’ye kadar, kâh ferahlı ve kâh sıkıntılı, lâkin dâimâ zevkime göre bir ömür sürdüm.”

Paris’e geldiğimde en büyük hayalim, Yahya Kemal’in vakit geçirdiği mekânlarda gezinmek, özellikle de adını taşıyan bir masanın bulunduğu kafede kahve içmekti. Uzun yıllardır burada yaşayan sevgili dostumuz Yeşim Vesper’in sıcak ilgisi olmasaydı bu hayali gerçekleştirmek elbette zor olacaktı.

Yeşim, Milliyet muhabiri arkadaşım Ümran Avcı ve ben, Montparnesse Bulvarı üzerindeki La Closerie des Lilas’ya bir öğle sonrası vardık. Serin, fevkalade güzel bir sonbahar havası vardı dışarıda. Büyük çınarların altında gölgelenen La Closerie des Lilas’nın dış mekânı hayli doluydu; ama içerisi şansımıza, bomboştu ve ben, elimle koymuş gibi Yahya Kemal’in adının yazılı olduğu küçük masayı buldum.

Şairimiz, masayı üstadı Jean Moreas ile paylaşıyordu. İnce bir pirinç levhaya ‘Yahya Kemal Beyatlı’ altına da ‘Moreas’ yazılmıştı. Acaba mekânın diğer ünlü müdavimleri kimlerdi? Bu soruya gerek kalmadan Hemingway ‘ben buradayım’ diyordu; çünkü kafenin duvarlarını üstadın pek çok fotoğrafı süslemekteydi.

Demek ki, La Closerie des Lilas’nın en namlı yahut en bonkör müdavimi Hemingway’di. Hemen yanımızdaki masada Aragon eğleşirmiş. Ve Beckett… Böyle bir mekânda oturmanın, insanı edebiyat tarihinde uzun bir zihinsel yolculuğa çıkardığını söylemeye gerek var mı?

Kahve ve çaylarımızı söylüyor ve bir Fransız şansonu eşliğinde yudumluyoruz. Elbette ikram edilen lokumları unutmamak gerek. Bir asrı aşkın bir tecrübenin, nezaketin ve estetiğin hüküm sürdüğü des Lilas’da, Yahya Kemal’in ne kadar vakit geçirdiğini, kimlerle neler konuştuğunu ve hangi hülyalar içinde bulunduğunu bilmemiz mümkün değil.

Bildiğimiz, 20’li yaşlarında ve bohem hayatının cazibesine meftun bir Türk şairinin, Paris’in eğlence hayatına olan düşkünlüğü. Bunu nereden mi biliyoruz, elbette hatıralarından…

Yahya Kemal, “Çocukluğum, Gençliğim, Edebi ve Siyasi Hatıralarım”da (İstanbul Fetih Cemiyeti Yay.) Paris günlerinden büyük bir özlemle bahseder: “1904 senesi, hayatımda yeni bir başlangıçtı. Yirmi yaşında idim. Meaux kolejinden çıkmış ve Quartier Latin’e yerleşmiştim.

O semtte fâsılasızca, 1912’ye kadar, kâh ferahlı ve kâh sıkıntılı, lâkin dâimâ zevkime göre bir ömür sürdüm.” Şairimiz, İstanbul’dan çıkarken zaten kafasında dine karşı şedîd bir aksülamel olduğunu, Paris’te de ‘dinsizliğinin’ arttığını yazar, ‘Şiirde Otuz Senem’ başlıklı bölümde. (sh. 102) Kendini bir süre sosyalist cereyanın akıntısına kaptırıp mitinglere, nümayişlere katıldığı hatta sokaklarda ‘International’i dinlerken kalbinin geniş bir insanlık sevgisiyle dolup gözlerinin yaşardığı olmuştur. Ne var ki, bir yıl sonra bu ihtilalci hevesi söner ve kendini Paris’in eğlencelerine ‘hevâ vü heveslerine’ kaptırır.

İsimlerinin aynı masaya çakılı olmasından anlıyoruz ki Yahya Kemal ile Jean Moreas, burada oturup sohbet ederlerdi. Sembolizm akımının kurucularından olduğu halde sonradan çark edip selameti köklerine, eski Yunan ve Latin edebiyatına dönmekte bulan Moreas, aslında yabancımız değildir.

Anne tarafından dedesi, 1821’de Yunanlıların Osmanlı’ya karşı ayaklandıkları savaşta türlü hilelerle kahraman olan komutan Tombazi’den başkası değildir. Yahya Kemal’in Nev Yunani fikirlerinin de babası olan Moreas, aslında pek ilginç bir adamdır ve uzun uzun anlatılmayı hak eder; ama konumuz o değil.

Yalnız, üstat Yahya Kemal’le aynı masayı paylaşmış ve bizim de o masada oturup kahve içmiş olmamız, onun da bu yazıya bir ucundan girmesini sağlamıştır.

Apollinaire’in anlattığı şu hikayeyi nakletmeden geçemeyeceğim: “Bir akşam, Moreas’ın arkasında durup onun yürüyüşüne bakan Oscar Wilde, şöyle bağırır: ‘Kürek çekiyor!’ Moreas, hafifçe kıvrılmış kollarına, kayığı ilerletmek için dalgaları yaran kayıkçının hareketini vererek düşünceli bir halde gidiyordu.” Moreas, hasta yatağında umutsuz yatarken, bir gün şöyle demişti: “Kendimi yaktıracağım. Bir başkası için bu gülünç olacaktır. Ama ben Yunan’ım. Mezara gitmektense kül kavanozunda durmayı tercih ederim.” Moreas’ın cesedi yakılır. Geriye küçük bir duman kalır.

Apollinaire’in, İki Kıyının Avaresi’nde, “Moreas’ın sohbeti, içinde hiç ukalalık barındırmayan neşeli bir eğitimdi.” demesi boşuna değildir. Yahya Kemal de Jean Moreas’tan ‘üstadım’ diye söz eder. Bir keresinde bir arkadaşıyla Moreas’ın Vachette kahvesindeki köşesine gittiklerinde, acemilikle onun pek hazzetmediği eski dostları Verlaine ve Mallerme’den söz etme gafletinde bulunmuşlardır; ama üstad, artık onların sözünü ettikleri şairlere karşı ‘tecahül mü yoksa tegafül mü gösterdi’ bilinmez, hiç oralı olmadan sohbetine devam etmiştir.

Montparnesse Bulvarı’nın serin çınarları altındaki La Closerie des Lilas’da geçirdiğimiz bir saat, edebiyat tarihinin usta şairlerinin, romancılarının hatıra kırıntıları arasında, onların isimleriyle renklenmiş bir sohbetle geçti.

Bir fincan kahvenin tadı damağımda kaldı desem mübalağa etmiş olmam. Oraya gelip giden Fransızlar ya da başka milletten insanlar için o küçücük pirinç levhalarda yazan isimlerin bir ehemmiyeti var mıdır bilmem. (Ki, dünya umurlarında değil vaziyette, dışarıda habire salataları, içkileri götürüyorlar...) Ama benim için her biri çok büyük manalar taşıyor. Bir gün bizim kahvelerimizde, restoranlarımızda da belki büyük şairlerin, yazarların adının yazılı olduğu masalar olur. Oraya gelip giden ahir zaman okurları, bir hatıra kırıntısından yola çıkıp o yazarların eserlerine doğru bir adım atarlar.

Başta da dedim ya, La Closerie des Lilas hatıramı, Yeşim Vesper’e borçluyum. O bize zaman ayırıp nazikçe rehberlik etmeseydi, ne burayı bulabilirdik ne de üstatların hatıraları arasında bir tatlı sohbet mümkün olurdu. Paris, elbette pek çok bakımdan anlatılabilir, ama benim için en anlamlısı, edebiyat dolu bir saatti. Ve zamanı aradan kaldırıp üstat Yahya Kemal’in hatırasıyla bir anlık buluşma… Bunu gerçekleştirdiğim için mesudum.

Beğen

Mustafa Cilasun
Kayıt Tarihi:24 Aralık 2007 Pazartesi 13:57:33

PARIS’TE YAHYA KEMAL’IN MASASıNDA BIR FINCAN KAHVE ALI ÇOLAK YAZISI'NA YORUM YAP
"Paris’te Yahya Kemal’in Masasında Bir Fincan Kahve Ali Çolak" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.