Serhat BİNGÖL
32 şiiri ve 129 yazısı kayıtlı Takip Et

Önyargı + saplantı = kader



ÖNYARGI + SAPLANTI = KADER



Kaleme aldığım bu yazımda önyargı ile öngörünün derin farklılıklarını açarak,
ÖNYARGI’nın ileri evresini nasıl SAPLANTI ya dönüştüğünü ve insanın,
Toplumların ve hatta dünyanın KADER’inin nasıl etkilediğini yazımda,vurgulamaya çalışacağım,
Yazının akışında yer yer bilimsel makalelerden bilim insanlarının tarihe geçmiş sözlerinden ve gülmece fıkraların da yer bulacağı akıcı ve vurgulayıcı bir yazı yazmaya çalıştım.
Keyifle okumanız dileğimle,

Önyargı kelime kökeni itibariyle ( ÖN) öncelikli, önceden, önde kelimelerinden
( YARGI) karar verme, yargılama, kararlı kelimelerin den v.s.gibi eş anlamlı olarak kullanılan bir birleşik kelimedir.

Gerçekleşmemiş olay yâda olgunun gerçekleşmiş gibi algılanmasına ve bu doğrultuda karar, verilmesine önyargı denir.

Zaman zaman ön yargı ile öngörü birbirine karıştırılır.
Oysa öngörü somut ve gerçek olaylardan,çıkarım ve tecrübelerden elde edilen sonuçlar doğrultusun da geleceğe dair planlama yapabilme özelliğidir.

Buda ileride yaşanabilecek olumsuzluklara karşı önlem alabilmek için sağlıklı bir düşünce yapısıdır.
Bu konuda bazı örneklemeler vermek gerekirse;

ÖRNEK (1)
Tanrı var mıdır? Sorusuna evet mutlaka kesin iki eli iki, kolu bacakları vardır vs gibi cevaplar önyargının sonucudur.
Çünkü Tanrının varlığının somut olarak görmek işitmek dokunmak gibi bir ispat söz konusu olmadığı için Tanrının varlığına dair böyle bir iddia soyuttur.
Yani önyargının sonucudur.

ÖRNEK (2)
Tanrı var mıdır? Sorusuna nesnel somut değerler üzerinden örneklerle
Tanrının varlığını savunmak öngörülü düşünce yapısının sonucudur.
Kâinatta ve doğada Tanrının varlığını ispatlamak için milyonlarca somut veri mevcuttur.

Bu örneklemelerden sonra artık öngörü ile önyargının arasındaki somut farkı anlatabildiğimi düşüncesiyle bir uzay mekiğinin atmosfere çıktığında bir diğer modül’den ayrılışı gibi yazımın bundan sonraki bölümünde öngörüyü geride bırakarak önyargıyı irdelemeye devam edeceğim…

İnsanoğlu yüzyıllardan bu yana tarihsel olaylarda çoğu zaman gerek bireysel olarak gerek toplum, ülke yâda dünya özelinde önyargının derin ve acılı bedellerini ödemiştir.

Bireysel olarak ele alırsak önyargının ileri evresi saplantıdır.
Bu konuyu derinlikli irdelemeden önce küçük bir gülmece molası verelim.



Temel bir avukatlık bürosu açar bürosuna gelen mafya üyeleri,
Temelin idamla yargılanmakta olan mafya liderini savunmasını üstlenmesini isterler.
İstekleri mafya liderinin cezasını idamdan mühebbete çevrilmesini sağlanmasıdır.
Amaç zaman kazanarak tünel kazıp mafya liderini kurtarmaktır.
Mahkeme günü gelip çatmıştır.
Duruşma sonrasında mahkeme koridorlarında mafya üyeleri
Temelin etrafını sararak,
Mahkemenin sonucunu sorarlar.
Temelin cevabı;
Mahkeme berat verdi…
Ancak ben,sizin istediğiniz gibi elimden geleni yapıp mühebbete çevirdim der.

Bu gülmece fıkrada olduğu gibi insan saplantıları sonucunda olayları doğru irdeleyemez dolayısıyla olay yâda olgu hakkında sağlıklı çıkarımlar ve sonuçlara ulaşamaz.

Önyargının saplantıya dönüşmesi çok tehlikeli sonuçlar doğurur.
Tarih bunun örnekleri ile doludur. Adolf hitler, Mussolini, Kar Marks gibi önyargıları saplantıya dönüşmüş insanlar dünyaya ve insanlığa elem gözyaşı ve acı dolu günler ve yıllar yaşatmışlardır.

İnsanlığa on yıllar hatta yüzyıllar sürecek trajedileri acıları tarihe nakış gibi işlemişlerdir.
Önyargıları saplantıya dönüşmüş,Bu liderler ırkının üstünlüğünü veya ideolojisinin üstünlüğünü savunma savıyla insanlık tarihinin kaderini değiştirmişlerdir.

İnsanın ırkıyla mutlu olması çok doğal çok tabidir.
Bireyin kendi ırkını dünyadaki diğer insanlardan ve ırklardan üstün görmesi,
Önyargılı saplantının dışa vurumudur ki!
Zaten böyle bir ruh hali iç dünyasında bireyi mutsuz eder.

Önyargı ve onun sonrasındaki evrede saplantı bireyin profesyonel yardım almadan kendi başına aşabileceği kolay bir durum değildir.

Albert Einstein’ın bir sözünde olduğu gibi insandaki saplantılı önyargıyı,, parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur der.

Oysa dünyada üstün ırk diye bir kavram yoktur. Zaten insanoğlu doğada var olan canlıların en üstünüdür insanlar arasındaki etnik ve kültürel farklılıklar aslında insanlar için bir şanstır.
Düşünsenize dünyada sadece Almanlar yâda Çinliler yâda bir başka ırkı tek ırk olarak yaşasaydı dünya sıkıcı ve yaşanmaz bir yer olmaz mıydı?

İşte insanlardaki bu farklılıkları tarih boyunca birileri saltanatlarını korumak adına imparatorluluklarındaki krallıklarını sürdürebilmek için maddi yâda manevi çıkarlarını var etmek isteğiyle insanlığın bu farklılıklarını hep savaş nedeni olarak göstermişlerdir.
Tarihten günümüze bu savaş kışkırtıcıları hep olmuştur.

Kendini yetiştirebilmiş edilgin bir birey olaylara önyargıyla yaklaşmayan aklını ve yaşam tecrübelerini kullanarak kendini ve ülkesini bu savaş kışkırtıcılarından uzak tutar.
Çünkü savaşın bir ilkellik olduğunu bilir.

Bilimsel araştırmalarda elde edilen sonuçların yer aldığı makalelerde insanlığın ikinci dünya savaşından iki binli yılların başına kadar olan süre içerisinde askeri harcamalar dâhil silahlanmaya harcadığı parayla, dünya bugün iki yüz yıl sonra ulaşacağı teknolojiye iki binli yıllarda ulaşmış olurdu.

Bir başka bilimsel araştırmanın sonucuna göre bugünün dünyasının hiçbir kıtasında açlıktan ölen insanlar olmazdı.

Yine bir başka bilimsel araştırma sonucunda insanoğlu yaptığı savaşlar sonucunda doğayı radyasyonla kirletmemiş olsa,
Dünya bugünkü toplam nüfusunun yedi kat fazlasını rahatça besleyebilirdi.
( Bugünün dünyasında insanlık silahlanmaya dur diyebilirse bu şansını henüz kaybetmiş değil )

Son bir bilimsel araştırmanın sonucunu örnekleyerek konuyu bağlamak istiyorum.
Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombasının dünyanın her bölgesinde yaşayan insanın radyo aktif havayı soluduğu ve en az yüzyıl daha soluyacağı bilimsel araştırmaların sonucudur.

Şu gerçek ki, insanoğlu saplantılı önyargılarının bedelini günümüze dek olan sürede ağır ödedi umarım,ve dilerim ki,bundan sonraki sürede yeni nesiller başka bedel ödemezler.

Bu savaşların tek kazananı oldu oda silah tüccarları,
Peki, kimdir bu silah baronları?
Ne yerler? Ne içerler? Nereler de yaşarlar?
Bu soruların cevabı tarihsel geçmişi olan tapınak şövalyelerine kadar dayanır.

Trilyon dolarlık servetlere sahip olan bu insanlar aynı zamanda dünyadaki para trafiğini yönetir ve ekonomik gücü ellerinde tutarlar.

Aynı insan yararına üretilen ürünlerin pazarlanması gibi ürettikleri silahları dünyaya siyasi güçlerini ve ekonomik güçlerini kullanarak pazarlarlar.
Tek fark pazarlama tekniği, insanların etnik ve kültürel farklılıklarını düşmanlık nedeni olarak gösterip insanlar arasında kışkırtıcılık yaparak sağlarlar.

Bazende oteriteye teslim olmuş ezik ve silik kişilikli bu insanlar kışkırtıcılığı görev gibi algılayarak bilerek veya bilmeyerek önyargıları saplantıya dönüşmüş olan hasta ruhlu insanlar yaparlar.

Bu konu kendi içinde ayrı bir yazı konusudur.
Siz okuyucuları sıkmamak için bu konuyu burada noktalamak durumundayım.


Silah üreticilerinin sevmedikleri ve korktukları toplumlar veya ülkeler insan haklarını yasalarla koruma altına almış, demokrasisini geliştirmiş, bilinç düzeyi yüksek bireylerin yaşadığı toplumlardır.
Çünkü bu toplumları istedikleri gibi ırkları etnik farklılıkları kültürel yapılarından dolayı kışkırtamazlar.
Ve onlara kendi istedikleri gibi trajik bir KADERİ yaşatamazlar.

Umarım, bizim Ülkemizde yarınlarını,İnsan haklarının gelişmişliğinin,
Demokrasisinin güçlülüğü ve bilinç düzeyi yüsek bireyler üzerinden geliştirir…

Serhat BİNGÖL
16/10/2011 Ereğli



Beğen

Serhat BİNGÖL
Kayıt Tarihi:17 Ekim 2011 Pazartesi 00:00:54

ÖNYARGI + SAPLANTI = KADER YAZISI'NA YORUM YAP
"ÖNYARGI + SAPLANTI = KADER" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Sami ASLAN
20 Aralık 2011 Salı 13:00:28
Her zaman her şeye empatiyle bakmak ona göre yaklaşmakta fayda vardır.. Tebrikler ediyorum saygılarımla..

Cevap Yaz
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA
19 Aralık 2011 Pazartesi 22:46:55
okuyamıyorum gözlerimi yoruyor renkler

Cevap Yaz
JALE KESKİNKILIÇ
26 Kasım 2011 Cumartesi 00:32:32
önyargı öncelikle değindiğiniz konular çok güzel.Örnekleriz ve fıkra ayrı bir tat vermiş.Yine de acaba başlarken yaptıgınız açıklamanın okuyucu önyargı hissine girdirir mi? Düşündüm önce tabiki böyle bile olsa bunun önemi yok.Güzel yazınız ortada .Birde acaba olumlu önyargılar olursa dünya nasıl bilimsel ve toplumsal olarak nasıl olur diye düşündüm .Bir an.Bu arada ne yalan söyleyim şimdi ön yargılarımla şiirleriniz var mı?Diye bakacağım.Ve nasıl merak ettim.Selamlar,saygılar.(olumlu önyargılarımla)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Serhat BİNGÖL 26 Kasım 2011 Cumartesi 12:50:01

Saygıdeğer Jale Hanım,

Ön ( Yargı ) ile Ön (Görü) arasındaki derin farklılıkları kaleme aldığım,

"ÖNYARGI + SAPLANTI = KADER" adlı yazıma göştermiş olduğunuz ilgiden dolayı çok teşekkür ederim.

Selam ve saygılaırmla,

Sabiha KÜÇÜKTÜFEKÇİ
19 Kasım 2011 Cumartesi 21:44:01
" Oysa dünyada üstün ırk diye bir kavram yoktur. Zaten insanoğlu doğada var olan canlıların en üstünüdür insanlar arasındaki etnik ve kültürel farklılık aslında insanlar için bir şanstır."



"...ürettikleri silahları dünyaya siyasi güçlerini ve ekonomik güçlerini kullanarak pazarlarlar.

Tek fark pazarlama tekniği, insanların etnik ve kültürel farklılıklarını düşmanlık nedeni olarak insanlar arasında kışkırtıcılık yaparak sağlarlar."



size katılmamak ne mümkün "aklın yolu bir" aklıbaşında her insan bu noktayı görür..
insancıl yaklaşımlarınızı yürekten kutluyorum Serhat dost...


kainatta var olan insan hayvan bitki canlı cansız herşeye ama herşeye saygı sevgi ile önyargısız bilinçli yaklaştığımızda herbirini kendimiz gibi hissedebildiğimizde cennete dönüşecektir evren...

tebriklerim hayata kattığınız erdemli eşsiz cümle güzelliklere iyi ki varsınız o güzel insancıl yüreğinizle şanssınız...:)
sevgim saygım her dem selamlarımla...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.