Serhat AKDENİZ
817 şiiri ve 18 yazısı kayıtlı Takip Et

Ulu manitu





akıntıya kürek çeker halinin, biraz usanmış biraz yılmış ruh haletini giyinmiştim o pazarın öğleden sonrasına
zili keşke duymasalar daha iyi gibi, sanki az basınca az çalar gibi, ürkek ve uzun bir kararsızlık
sonrası çalmıştım...

’kimseyi beklemiyor’ gibi açtı kapıyı suratsız ve şişman kadın. Elimdeki paketi kapar gibi alırken altını üstünü çevirerek tehlikeli bir şey
olmadığı kanısına varana dek didikledi durdu. Şaşkındım ve galiba bunu çok belli eder derece titriyordum.
Uzun saçlarını alnına bağladığı siyah bant tam bir komançi kadını havası vermişti bu insan irisi kadına. Telefonda bir iki kez konuşmuştuk.
Ve o sesin bu tipten çıkmayacağına bahse bile girerdim...
Yarım aksan konuşurken, çok cesur derin derin rahatsız eder derece ve kendinden çok emin bir güven kuşanmış baktı uzunca.
Tam kendi kendime hadi müdahele et bir şeyler söylemelisin derken, o benden önce davrandı.

__ geçin içeri isterseniz! on bir gibi bekliyorduk ama!

Ama bu ses tonu dışarda kalsan hiç de üzülmem ya da öylesi daha iyi olurdu makamındaydı tam tamına...
Kibarca teşekkür edip salonda buldum kendimi.yürüdüm peşinden Champ elysee’de bir kabaret yıldızını kıvırtarak takip eder adımlarla pür dikkat . Yürümesi bile küstahdı kadının
ya da ben çok gergindim.Evet hayli tedirgin bir var bir yok gelmiştim.Ki; daha o andan itibaren bundaki haklılık payımın yüzdesi ’ne işin var burada’ diye bağıran iç sesimden
fazlacaydı...

Bu çok albenili döşenmiş ev bilinmedik bir duyguyu sarıyordu insana. Hani kendini önemsiz hissettirir gibi.
Uzun tutmaçları olan kahve rengi çok afili perde dışında insana sıcak gelecek neredeyse hiç bir şey yoktu. Cami avizesi gibi
altından geçerken bile ürküten renkli taşlarla bezeli avize, kocaman odunları yanmaya hazır çatılmış şömine, çok eski muhtemel
çin malı filan olan büyücek abajurlar ve yine antika bir kuyruklu piyano.
Odanın kapı tarafına daha yakın duran duvar lambası loş bir hava verse de altında, ilk oturduğunda derisi insana soğukluğu bir kat daha hissettiren biri ikili iki tanede tekli bordo koltuklar
muhakkak italyan işi olmalıydı. Ucuna iliştiğimin farkında olan kadın yine sert bir ses tonuyla azarlar gibi patladı

__Siz oturun lütfen.Elif Hanım biraz beklemenizi söyledi. Size ne ikram edebilirim bu arada. Sonra demeyesiniz
ikram etmediler filan.

Hazır cevaptım sözümona ama bu kadın bayağı nasırlaşmış bir tipti. Öyle ustaca ve insanın damarına basar bir ses tonu vardı ki ; ister istemez
etkiliyordu insanı.Gerçi böyle ilk anda hoşlanmadığım kişilerle iyi dostluklarım da olmuştu ama buna ihtimali hiç veremezdim.
Çünkü bir ev çalışanı bile bu kadar yaman ve bana göre arsız olan yabancı dünyanın acaba esas sahipleri nasıl olurdu!

Bu kadın beni sevmemişti. Koca göbeği konuşurken hopluyor ve taa diyaframdan konuştuğunu belli ediyordu.
Yine kibarca teşekkür ederken elime aldığım moda dergisine göz indirdim .O da bunca değerli eşyayı çalmayacak birine
benzediğime kanaat getirmiş olmalı ki; sert adımlarla içeri geçti...

Zaman geçmiyordu yüreğimde depreşen ve yerini yadırgayan kalbim, aklımla çelişiyor neden burada olduğumu yüksek sesli tartışıyordu.
Kendimi büyük duvarın tam ortasında asılı duran tablonun altında buldum. Geniç yüz hatları ve gayet bakımlı altmış beş yetmiş arası bir adam
bembeyaz ama hiç dökülmemiş saçları ve elinde ki bastona yaslanmış ve köstekli saatini gösterir gibi elleri cebinde ve çok rahat verilmiş bir poz
izlenimi uyandıran ama daha dikkatlice baktığımda bunun elle çizilmiş bir resim olduğunun hayretiyle daha da irdelediğim hatta o beyaz sakalını
gerçek mi ? diye elleyecekken;

___ buyrun size çay getirdim. Biraz da kremalı pasta ve kurabiye.

Komançi tam arkamdaydı ki; korkuttuğu için hınzırca güldüğünü sezdim Ya da ben çok dalmıştım.
Korkmamış görünmeye çalışabirdim fakat yüzümün kızartısını saklayamazdım.Bu kadar cesur bir hizmetçi ancak böyle bir evde olabilirdi...

___ Zahmet etmişsiniz sağ olun.Ama sadece çayı alsam umarım kızmazsınız.

__Halı, o halıya hiç basmayız biz! sizi şöyle alsam umarım daha rahat edersiniz!

Hafif çarpık muhtemel Bulgar aksanlı şişko şey tam tahmin ettiğim gibi beni daha görür görmez yazmıştı kara defterine.
Ve o aşağılayıcı ve insanı ezer ses tonu bitirmişti beni. Sadece gözlerine baktığımı hatırlıyorum. Konuşamamıştım...
Bu gibi durumlarda aptalca ama kendimi rahat hissetmeme sebep olan cezalarım vardır. İşe yaradığı olmamıştır belki ama...
Başka yapacak bir şeyim yoktu o çayı içmemekten başka...

Tekrar oturduğum bordo koltuklara döndüm. Bir an önce Çıkıp gitmek için her şeyimi verebilirdim. kırılmıştım...

O ise hiç bir şey olmamış gibi gayet küstah bacak bacak üstüne atmış hâlâ beni süzüyor tartıyor ve çok belli ki öngördüğü ağırlıkta olmadığım
kanaatiyle iç çekiyordu sessizce. O an aklıma gelen tek şey su istemek oldu.Onu daha fazla görmemek için eh azıcıkta kısastı elbet.

Kapıdan çıkarken ayarlı lambayı biraz daha kısarak sanırım dile getiremediği galiz bir küfür sallamıştı. Defolsundu da gerisi önemli değildi.

...............................................................................................................................................................

On dakikalık bir zaman hayatım boyu unutamayacağım kadar uzun gelmişti. Geniş kanatlı koca kapı ani bir hava sirkülasyonuyla açıldı. Ve o loş odaya bir den
güneş doğdu.
Hayat boyu bir daha bu kadar güzel, alımlı, bu kadar anlamlı gülen bu kadar konuşur gözlere sahip bir kadın göremeyeceğimi, o anın bir ömür
boyu hafızama çivili duracağını bilemezdim.
ve heyacanlı anlarımda olduğu gibi ellerimle oynarken buldum cansız bedenimi.Kırmızı tonlu bir melek vardı karşımda iki metre önümde durmuş
bana bakıyordu. Tanrım bu kadar güzel bu kadar kusursuz bir cilt, bu kadar anlamlı bir gülüş ve bu kadar cafcafın içinde bu derece sadelik
çok anlamlı değildi. Bir tabloya bakar gibi okşuyordu beni gözleriyle, hiç konuşmadan. Bana minnet dolu bakışlar okuyordu içinden biliyordum.
Ve o an aklımdan
geçen şey bende ne bulduğuydu. Kendimi sever ve değerli bulurdum herkes gibi. ama işte o an bunun bir yanılsama olduğunu fark ettim.
Yüzüm düşmüş içim sıkılmıştı. Ya bir ya iki dakika geçmişti ama kaç yıla denkti...

__ ya bak sakın bebekler gibi kırmızıya bulandığım için dalga geçme içinden.

Dedim ama kelimeler bana ait değildi. Her zaman alaycı ses tonu bile kaybolmuştu.

___ özür dilerim beklettim ama inan onu çıkar bunu giy bir saattir ancak bunu uydurabildim.

Beni elimden tutarak değil çekiştirerek çıkardı dışarı. Üst katın ahşap basamaklarını ezberlemiş gibi koşarak çıkarken bağırdı

___ Mefaret hayatım bize iki tane buzlu çay biraz da dünkü pastalardan getirir misin...

odaya girdiğimde o içimdeki ahmak ses bir kere daha bana hak verdi. kaybol buradan burası sana ait değilden çok sen buraya ait değilsin lafzıyla...
Ve bunu belli etmemek için yapabileceğim tek şey vardı ukalalık...

tümüyle kalite döşenmiş ancak resimlerde filmlerde görülebilecek bir tablo. Kocaman bir oda küçücü bir yatak.İçi puf çirkin bebeklerle
sahici görünen ayıcıklarla doluydu.

____ kızım kaç kişi kalıyorsun burada? hem yeterince hayvan stoğunda varmış maaşallah.

bunu anladığını ama önemsemediği ima eder bi tonla;

___ evet işte arada uzun kulaklı da istiyorum ama ...

Orta yaşlı ve daha gülümseyen bir yüzle beyaz önlüklü bir kadın girdi teleşlı adımlarla. Aniden toparlanma ihtiyacı hissetmiştim. Sanki kötü
bir durumdan kurtulur gibi. ama o da çıkarken bir şuh gülümseme atmayı ve biraz daha dikkatli bakmayı ihmal etmedi...

___ mefaret yahu canım kaç kere söyledim şuna şeker atma diye. Anneme haber verir misin bir de lütfen

Mefaret de yabancıydı ama çok tatlı ve gülecen bir kadındı. Kırık bir sesle cevapladı ;

__ Çayları ben yapmamışım şekerinden de haberim yok. Büyük Hanım telefonda bitirsin çağırayım.

Büyük Hanım... Adı bile büyüktü.

___ buradan atlasam ölür müyüm acaba?

_____ yok sana bişey olmaz nasılsa ayak üstü düşersin yine sen.

Elifle konuşuyordum ama doğrusu saçma sapan ve ilgisiz cevaplar veriyordum.Kulağım ve dikkatim kapıda idi. Kendime iyi bir yer seçmek geldi aklımdan
aynada kendimi düzelttim nedense. Büyük Hanım nihayet saraya giren hırsızı görecekti! Ki; ben hırsızlığa bile razıydım kendimi dilenci gibi
hissediyordum...
Pür dikkat nefeslerimi kontrol etmekle meşguldüm Elif ise bendeki durgunluğu dağıtmaya çalışıyordu. Bahçeye çıkabileceğimizden filan bahsediyordu ki;

_____mefaret! ben de bu pastalardan istiyorum!

Ses beni çivilemişti zaten. Donmuştum tam anlamda. Çok şaşırdığım anlar olmuştu ama bu denlisini yaşamamıştım hiç.Yalancı tebessümüm bile ateş rengiydi. Elif beni bu şaşkınlıktan kurtarmaya çalışırken, benim manalı ve içine düşer gibi bakışlarımdan işkilli
bir şekilde o hıçkırır gibi dediğim ses tonuyla;

____ Anne misafirimiz oluğunu söylemiştim değil mi?

____ küçük beyle tanıştık biz! sen sahne provası yaparken. Çay mı bundakiler ama beyefendi çay içmiyor bildiğim kadar! Ve
suyunu çiçeklerle paylaşacak kadar da centilmen üstelik! Solak değil bıyığı yok alkol kullanır mı bilmiyorum ama sigara içiyor
yüzü kızarıyor bu gururlu biri olduğuna işaret eder. Yine umarım ki ailesinin fikirlerine değer veriyordur!

İstediğini öyle anlatır bir hali öyle etkili dominant bir tavrı vardı ki; ’güçlü kadın’ ’Hanımağa’ profillerim o zaman pekişti. Ve sadece bir ukalaydım. Kendimi hiç bir şey olarak değersiz olarak orada bırakmıştım belki de...

Bu kadın gerçekten inanılır gibi değildi . Elif onun ses tonundaki alaycı hali yumuşatmak için, içinde bir dünya olan tek bir kelime kullandı;
____Anne...

Ve hâlâ anlatmakta zorlandığım bir gülümsemeyle dökülmüş iki kelime kalmıştı sadece ağzımda

____ ulu manitu!...

ToprağınSesi

Beğen

Serhat AKDENİZ
Kayıt Tarihi:29 Aralık 2010 Çarşamba 23:11:46

ULU MANİTU YAZISI'NA YORUM YAP
"ULU MANİTU" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
elay.
25 Mayıs 2013 Cumartesi 15:14:37
sonuna doğru çözdüm olayı aslında ama yine de bitirdikten sonra dolu dolu bir gülümseme oturdu yüzüme.
ulu manitu
bu ne yalın bir yazı.rüzgara kapılmış yaprak gibi savruldum satırlarda.
ulu yazara büyük alkışlar......
devam..

Cevap Yaz
Filiz Şahin.
26 Mart 2013 Salı 20:02:15
:-)) çık çabuk çık ordan diyesim geldi
o gencin oraya ne maksatla gittiğine dair fikrim yok, niye ki? ben mi dikkatsiz okudum paket teslimine pazar günü niye gitsin ki kurye olsa bile hadi gitti içeride üst katlarda ne işi var ...yazıcıdan çıktı alıp okumalıyım zemin ve yazı rengi gözlerimi bitirdi
okuru yazıda tutuyorsunuz, sürüklüyor bitirmeden bırakmıyor kaleminiz şiirdeki kadar mahir düz yazıda da...Teşekkürler paylaşım için saygımla

ben bu yazıyı okurken olanlar da bana ulu manitu dedirtti ne yalan söyleyim / Kapıyı açan kadını gözümde canladırmaya çabalarken bir den kafamı kaldırdım karşımda benzeri "bismillah "şaşkın şakın bakmışım genç hanıma bakıştık bi 5 sn... diğerlerini de yazmayım :-)))

Filiz Şahin. tarafından 3/26/2013 8:07:56 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
ummueytem
24 Mart 2012 Cumartesi 23:31:43
sürükleyici ve okunasıydı

tebrikler

Cevap Yaz
Aysel AKSÜMER
30 Aralık 2010 Perşembe 13:41:43
Çok etkili bir anlatımınız var. Bir solukta okudum. Gizemli bir başlangıçtı. Kişileri, mekanı ve kahramanı hem ruh halleri ve fiziksel özellikleriyle çok güzel tanımlamışsınız. Ben okumaktan haz aldım. Tebrik ederim. Saygı ve selamlarımla..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Serhat AKDENİZ 30 Aralık 2010 Perşembe 13:50:32
Teşekkür ederim Aysel Hanım biraz daha düzenlemeliymişim diyerek af dilerim hataları için ....
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.