ma mavisel
20 şiiri ve 31 yazısı kayıtlı Takip Et

Ölüme beş var




ÖLÜME BEŞ VAR

Gece siyah sessizliğini pencereden vuran günün ilk ışıklaryla gizlemeye hazırlanıyordu. bu saatlerde dışarıdaki temiz havaya ve sessizliğe doyum olmazdı.. günün herkes için doğuşunu görmek bir başkaydı.. kimi için alacağı bir ölüm haberinin yaklaşmakta olduğu ilk saatlerdi. Kimi için, hasretle bekleyişin son dakikaları. Yada yaşamaktan bıkkın insanlar için yirmi dört saatlik bir işkencenin daha başlangıcıydı.yada Kim bilir, kaç bebeğin dünyaya merhaba deyiceği bir gündü.. sabah namazını kıldıktan sonra, pencerenin önünde durmuş, pencereyi hafif aralamış, bir yandan bu eşsiz havayı ciğerlerine dolduruyor, bir yandan daişte bunları düşünüyordu sude.. hep böyle yapar, namazdan sonra uyumazdı..eskiden kazanmış olduğu bir alışkanlığı her gün bu saatlerde tekrarlardı. Düşüncelerini kendisine bile kendinden daha yakın BULDUĞU günlüğüne eklerdi. Belki bazıları günlüğüne yazmak için mutlaka bir olayın olmasını bekler, üzücü veya sevindirici durumları belki bir hafta yada üç dört gün arayla yazardı günlüklerine. Ama sude için günlük sıradandeğildi. Her şeyini detayıyla bilen tek arkadaşı, dostu yada ikinci bir kendisiydi..o böyle düşünedursun gün tamamen doğmuş, kuşlar sabah şarkılarına başlamıştı bile. Oda kapısının gıcırtısıyla irkildi. Gelen tuğba’ydı. Onun korktuğunu anlamış, gülüyordu.. “günaydın hafta sonu bile olsa hiç ona kadar uyuduğunu görmedim, bir gün de uyu be sabah kuşu” dedi hala yüzündeki o tatlı cana yakın tebessümüyle. Sude o an ayakta durmaktan yorulduğunu fark etti. Kanepeye otururken: “iyiki geldin yorulmuşum da farkında değildim. Ee BUGÜN İÇİN BİR PLANIN VAR MI?”Tuğba: “ dolaşırız biraz, tiyatro falan yada sinema bulursak, gideriz” sude başıyla onayladı bu fikri..tuğba onun en yakın arkadaşıydı. Üniversite üçteydiler Tuğba eczacılık, sude tarih bölümündeydi. Aynı evi paylaşıyorlardı.. . kahvaltı yaptılar. Hazılanıp çıktılar. Tuğba finallerden konuşmaya dalmıştı o yüzden sude geçmekte oldukları kaldırımın kenarında hareketsiz duran minik bir kuşu tuğba’dan önce fark ettiYanına yaklaştı Tuğba da fark etmişti. Ölmüş olduğunu zannetmişlerdi ama sude eline alınca kuş kıpırdadı. Aylardan şubattı ve hava çok soğuktu. Tuğba: “canım benim, buraya düşmüş soğuktan donmak üzere” dedi. Sude kuşu elinde ısıtmaya çalışıyordu. Eve geri döndüler. Kuşu sobanın yanına koydular ısınması için. Çok geçmeden kuş kendine geldi, hatta bir iki kere sanki teşekkür eder gibi “cik,cik” dedi yavaş ve mahsun. Kuşa ekmek verdiler, kuş da hiç nazlanmadan yedi. Çok açtı herhalde. Bu kış günü ne bulup da yiyecekti. Onu bahara kadar misafir etmeye karar verdiler. Daha çok küçüktü. Bıraksalar başına tekrar böyle bir şey geldiğinde bu kadar şanslı olmayabilirdi. Sude ona bir kafes almak için dışarı çıktı. Tuğba da kuşun yanında kaldı. Sude dolmuşta: “bugün, bize küçük bir misafir hediye etti “diye düşündü ve gülümsedi.bakalım daha neler getirecekdedi kimsenin duyamayacağı kısık bir sesle.. O zaten bugünün diğerlerinden farklı olduğunu hisleriyle biliyordu. Belki bir kuş bulmuşlardı sadece. Bu herkesin başına gelebilecek sıradan bir olay olabilirdi ama sude için böyle değildi. Hissediyordu ve o hislerinde genellkile yanılmazdı..
Sanki bugün bir şeylerin başlangıcı yada sonu olacaktı. O bunları düşünürken
dolmuşa bindiği andan itibaren onu izleyen bir çift gözün farkında değildi..o bir çift göz iki koltuk önünde sessizce ve fark ettirmemeye çalışarak ona bakıyordu.

Elinde oldukça büyük sayılabilecek siyah bir çanta vardı.bazen Gözlerinde çok uzakların üzüntüsübazen de acımasızca bir bakış beliriyordu. Yüzünde biraz acıma biraz kin, biraz intikam vardı. Mavi, iri gözleri küçük yüzünün üzerinde sanki birer nazar boncuğuydu..sude’nin inmek için ayağa kalkmasıyla düşüncelerine ara verdi. Arkasından o da indi. O kadar dikkatliydi ki,sanki yıllardır aradığı bir şeyi bulmuştu. kaybetmemek için büyük çaba sarfediyordu. Fark edilebileceğini de dikkate alarak, sude ile arasında biraz mesafe bırakıyordu..
Ama birden büyük bir kararlılıkla adeta koşarcasına sudenin yanına yaklaştı. Sesini oldukça yumuşatarak, sadece kendisinin anlayabileceği sinsi bir tebessümle: “afedersiniz mümkünse tanışabilir miyiz?” dedi. Sude önce dikkatlekarşısındakini süzdü.hiç tanımadığı bu simaya o da aynı yumuşaklıkla cevap verdi: “tabi ben sude isminiz ne?” kız tanınmadığına memnun: “ismim Sibel sizin üniversitedeyim. Geçen hafta halka verdiğiniz Azerbaycan-kırgızistan konulu konferansı dinledim. Çok beğendim ve seninle mutlaka tanışmam gerektiğini düşündüm ama pek göremedim o günden sonra.” Sude bu iltifattan memnun gülümsedi:”teşekkür ederim. Hangi bölümdesin?” Sibel: “Türkçe öğretmenliği son sınıftayım.”dedi.konuşa konuşa gittiler. epey sohbet ettiler. Kafesi aldılar. Dolmuşta dönerken Sibel daha önce evde kaldığını fakat arkadaşlarının uygun olmayan hal ve hareketlerinden dolayı o evde uzun süre kalamadığını, şimdi bir yurtta kaldığını fakat memnun olmadığını detaylarıyla anlattı. Sude onun bu sıcak tavrı ve anlattıklarından oldukça etkilenMİŞTİ..

Pek emin olamamakla birlikte düzgün bir karaktere sahip olabileceğini düşündü. Yardımsever yüreği, biraz kararsız mantığıyla çelişki içindeydi. Ev kirası tuğbayla ona oldukça fazla geliyordu. Ayrıca diğer masrafları da vardı. Oldukça zorlanıyorlardı. Belki Sibel de onlara katılabilirdi. Hem o rahatlar, hem biz diye düşünüyordu. Kim bilir belki çok iyi anlaşabilirlerdi. Olmadı Sibel evden ayrılırdı. Ama şu anda, sıkıntılı bir insana yardım elini uzatmamak sude’nin kişiliğine dininin özüne önem verdiği için uygun bir davranış olmazdı.enine boyuna ölçüp biçti. Her ihtimali göze alarak sadece bir iki saat önce tanıdığı birine yardım etmeye karar verdi. Bu arada Sibel hala anlatıyordu. Sude sözünü kesti: “eğer istersen bizimle kalabilirsin. Bir arkadaşım var. Eminim tanıyınca onu benden çok seveceksin.” Sibelduyduklarına inanamayarak, amacına bu kadar çabuk ulaşaBİLMENİN SEVİNCİ ve yüzünde bir zafer gülümsemesiyle: “gerçekten çok sağol. Ben de kalabilmek için uygun bir arkadaş ortamı arıyordum doğrusu. Eğer arkadaşın da rahatsız olmazsa çok mutlu olurum.” Sude de sevinmişti sesine yansıyan mutlulukla: “tabi. Hiç rahatsız olmaz. Dedim ya onu benden çok seversin.”
Sude: “ben eşyalarımı toplayıp akşama sizi rahatsız ederim o zaman” dedi. Sude: “olur mu nezaman istersen gel bekliyoruz.” Diye oldukça nazik bir cevap verdi. Evin adresini verip dolmuştan indi.. içinden:”bugün bize bir armağan daha verdi.” Diye geçirdi.. kapıyı çaldı. Tuğba açınca sude’nin soğuktan kızarmış yüzüne güzel bir yemek kokusuyla birleşen sıcak bir hava temas etti. İçeri girdi. Kuşu kafese yerleştirdiler. Küçük misafirleri çoktan yeni evine alışmıştı.kış ortasında sanki baharı getirmişti iki arkadaşın evine.
Yolda olanları tuğbaya anlattı. Tuğba da en az onun kadar sevinmişti bu olaya. Yemeğe sibeli de bekle
meye karar verdiler..
Sibel altı buçukta geldi. Yemekte epey sohbet ettiler sude’yle ama nedense Tuğba bu konuşmalara çok az katıldı. Sibel’in eve geldiğinden itibaren yüzü biraz asıktı.SANKİ İKİ SAAT ÖNCE SİBEL’İN GELECEĞİNİ DUYUNCA SEVİNEN O DEĞİLDİ.. Sibel’e odasını gösterdiler. On bire doğru üçü de odalarına çekildiler. Ama sude’nin kafasına takılan bir şey vardı. Onun gözünden hiç bişey kaçmazdı. Odasında yemekte tuğbanın neden sibele çok soğuk davrandığını düşündü. Kalktı,odadan çıktı. Yavaşça tuğba’nın oda kapısını araladı. Tuğba daha uyumamış, odada bir aşğıbir yjukarı dolaşıp duruyordu. Yüzü hala asıktı..
“girebilir miyim” dedi sesizce. Tuğba başıyla girmesini işaret etti.. “hayrola canım bir sorun mu var?” “yok hayır” “ ee daha açık sorayım o zaman. Sibel’den pek hoşlanmadın galiba. Neden ona bu kadar sert davrandın? Bilmediğim bir şey mi var?” Tuğba biraz sıkılarak: “hayır yok yani bilmiyorum. Önemli değil . içimde bir sıkıntı var. Neyse boşver zamanla alışırım. Seni kıskandım galiba ondan.” Sude ona gülümseyerek yanına gitti. Birbirlerine sımsıkı sarıldılar. İkisinin de içinde sanki birbirlerini son görüşleriymiş gibi bir his vardı. Ama bunu dile getirmek istemediler. Koyu bir sohbete daldılar. Saat bir gibi sude odasına dönmüştü..

Ama bu evde gecenin bu sessiz saatlerinde hala uyumamış olan sadece sude’yle Tuğba değildi. Sibel de odasına girdiginden beri gözünü bir an olsun kapamamıştı. Bir şeyleri bekliyordu. Gözü saatte, kulağı evin diğer odalarından gelebilecek herhangi bir sesteydi. Yüzünde vakit geçtikçe adeta vahşileşen bir ifade vardı. Sanki avına gizlice yaklaşan bir aslandı.
Saat ikiydi. Tuğba da uyumamıştı. Yavaşça sude’nin odasına girdi. Baktı. Sudee çoktan uyumuştu. Yaklaştı, egilip uyandırmamaya dikkat ederek öptü. Bir süre onu seyretti. Sonra odasına döndü. Eline bir kitap aldı ve beş dakika sonra uyudu. Sibel ise son kez etrafı kontrol etti. Gözleri adeta alev püskürüyordu. Yüzü intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Kıpkırmızıydı. Saatine baktı, dörde beş vardı. “ölüme beş var” dedi. Boğuk, öfke dolu ve sinsice.. ölüme giden kapıyı yani çantasını açtı. Eşyalarının en altına sakladığı bıçağı çıkardı. O an yüzüne hayvanlara benzer vahşi, iğrenç bir tebessüm daha yayıldı. Dikkatle odadan çıktı. Yavaşça sudenin odasına girdi. Işığı açmadı. Eliyle yoklayarak sudenin baş ucuna geldi. Biraz yüzüne baktı.sanki biraz yumuşamıştı. Yüzündeki o ifade bir an için silindi. Sude’ye sanki acıyarak baktı. Ama bu uzun sürmedi. Yüzü tekrarkorku verici, tiksindirici görünümünü aldı. Bu arada Tuğbauyanmış su içmek için mutfagitmişti. İçinde akşama göre daha büyük bir sıkıntı vardı. Sanki içinden bir ses uyumadan önce sudeye birkez daha bakmasını söylüyordu. Sibel sağ eline bıçağını, sol eline de sudenin ağzını kapatmak için bir yastık almış, son darbeyi indirmeye hazırlanıyordu.elleri titriyor, yüzü alev alev yanıyordu. Gücünün yavaş yavaş kaybolmaya başladığını fark ediyordu. Bir ikidakika önceki cesaret dolu, nefret dolu sibel’den eser kalmamıştı şimdi. Ama kaybedecek vakti yoktu. Elini çabuk tutmalı, ne pahasına olursa olsun yıllardır içini yakan intikam ateşini artık söndürmeliydi. Elindeki bıçağı var gücüyle kavradı. Kolunu bıçakindiğinde sude’nin boğaz hizasına gelecek şekilde kaldırdı..bu arada Tuğba elinde bardak olduğu halde kafasından geçenlere uyup sudenin oda kapısının önünde durdu. Yavaşça kapıyı açarken içeriden bir feryat koptuğunu duydu. O an kanının donduğunu hissetti ama hemen kendini içeri attı ışığı açtı.ve O dayanılmazgörüntüyle karşılaştı. Sudenin kopan başI HALININ ÜZERİNE DÜŞMÜŞ, kan SELİ YAĞIYORDU. Deliye döndü. Sibel bu beklenmedik durum karşısında afallamıştı.titriyordu. Bu durumdan Tuğba faydalandı. Atik bir hareketle sibelin elindeki bıçağıKAVRADI. Hiç düşünmeden sibelin boğazına sapladı. Sibel kanlar içinde yere yığıldı.BİRKERE DAHA, BİRKERE DAHA VAR GÜCÜYLE DELİCE SAPLADI BIÇAĞI. Tuğba adeta çıldırmıştı. Kendinde degildi. Sudenin kopan başı üzerine eğildi. Hıçkıra-hıçkıra ağladı saatlerce.kendine GELebildiğinde BİR KARAKOLDAYDI. EVDEKİ SESSİZLİK KARŞI DAİRELERİNDE OTURAN ARKADAŞLARI TARAFINDAN FARKEDİLMİŞ, POLİS HABERDAR EDİLMİŞTİ. POLİSLER EVDEN CANLI OLARAK SADECE TUĞBAYI BULMUŞLARDI. İFADESİ ALINDI. TUĞBA BİR GÜN ÖNCESİNİ HİÇBİR AYRINTIYI KAÇIRMADAN ANLATTI. ANLATIRKEN DE AĞLADI. Ölümün O acımasız dakikaları, sude’nin kesik kanlı başı GÖZÜNÜN ÖNÜNDEN GİTMİYORDU. TUĞBA OLAY SONUÇLANANA KADAR SERBEST BIRAKILDI. İki AY KADAR PSİKOLOJİK TEDAVİ GÖRDÜ. BİR AY SONUNDA DURUM TAMAMEN NETLİK KAZANMIŞTI. YAPILAN ARAŞTIRMALARA GÖRE, YILLAR ÖNCE SUDE’NİN BABASI SİBEL’İN BABASINI BİR TOPRAK PARÇASI YÜZÜNDEN VURMUŞTU. İŞTE O GÜN DAHA SEKİZ YAŞINDA OLAN SİBEL, BABASINDAN ayrılmanın acısıyla BEN DE SİZE BU DUYGULARI YAŞATACAĞIM DİYE YEMİN ETMİŞTİ. SUDE BABASIYLA OYNARKEN, ALIŞVERİŞE GİDERKEN, GEZERKEN SİBEL BİR YANDAN OKUMUŞ BİR YANDAN ANNESİYLE BİRLİKTE EVLERE TEMİZLİĞE GİTMİŞ, O DUYGULARIN HİÇ BİRİNİ YAŞAYAMAMIŞTI. BABASI ÖLDÜKTEN SONRA EVLERİNDEN TAŞINMIŞLARDI.MİNİK KASABALARINI BIRAKIP KENTE GÖÇ ETMİŞLERDİ. İŞTE O YILDAN SONRA SUDE VE SİBEL HİÇ KARŞILAŞMAMIŞLARDI.. AMA HER ZAMAN AKLININ BİR KÖŞESİNDE, YÜREĞİNİN DERİNLİKLERİNDE BU ACI DURMUŞ, ONUN ÇOCUK KALBİYLE BİRLİKTE BÜYÜMÜŞTÜ. VE İŞTE BİR GÜN KADER KARŞILAŞMALARINI İSTEMİŞTİ. ARTIK ONUN BABASI DA GELMEYECEĞİNİ BİLDİĞİ HALDE BİRİCİK KIZININ, GÖZBEBEĞİNİN YOLUNU GÖZLEYECEKTİ tıpkı sibel’in bayramlarda çalan kapıyı her seferinde babasının gelmesi ümidiyle, kalbi heyecan dolu koşa koşa açtığı gibi.. O ÖLDÜRÜRKEN ÖLMEYİ DE GÖZE ALMIŞTI. ZATEN YAŞAMIYORDU Kİ. HAYAT ANNESİNİ DE ERKEN ALMIŞTI ONDAN . BABASININ ÖLÜMÜNDENSADECE BEŞ YIL SONRA ANNESİNİ DE KAYBETMİŞTİ. Bir parça toprak için minik bir kuşun hayatı kurtulurken, bir kafes bahanesiyle iki çiçek daha kopmuştu dalından.
YAŞASAYDILAR, BİRİ GÜZEL DİLİNİN İNCELİKLERİNİ MİNİK KALPLERE İŞLEYECEK DİĞERİ KAHRAMAN DEDELERİNE LAYIK TORUNLAR YETİŞTİRİP, VATANINA SAHİP ÇIKACAKTI.. AMA OLMADI. SUDE’NİN GÖZÜYLE O GÜN ONLARA BİR CAN GETİRMİŞ VE İKİ CAN GÖTÜRMÜŞTÜ. GÜNLÜĞÜNE YAZDIĞI GİBİ O GÜN, BAZILARININ ÖLÜM FERMANI OLMUŞTU. NERDEN BİLEBİLİRDİ Kİ O FERMANA TAABİ TUTULANIN KENDİSİ OLDUĞUNU….


Beğen

mavisel
Kayıt Tarihi:27 Eylül 2009 Pazar 15:13:01

ÖLÜME BEŞ VAR YAZISI'NA YORUM YAP
"ÖLÜME BEŞ VAR" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.