Onur BİLGE
517 şiiri ve 759 yazısı kayıtlı Takip Et

146 - insan yavrusu



146 - İNSAN YAVRUSU

Onur BİLGE

Semiray büyümeli ama nasıl? Kolay mı yetişiyor, insan evladı? Tavuk yavrusu yumurtadan çıkar çıkmaz ayaklarının üstünde durabiliyor, hemen yürümeye başlıyor. Çoğu hayvan yavrusu öyle... Tay tay durması yok, emeklemesi yok. Başkasına yük değil. Ördek yavrusu da öyle... Doğru suya koşuyor, nerden öğrendiyse, başlıyor yüzmeye... Yeryüzünde hemen hemen her yaratığın yavrusu öyle kolayca büyüyor. İnsan evladı öyle mi? Bazen ayaklarının üzerinde durabilmesi otuz yılı buluyor!

Doğar doğmaz et kemik yığını halinde yıkılıyor, anasının üstüne! Atsan atılmaz, satsan satılmaz! Öyle bir mesuliyet yükleniyor ki ana babanın omuzlarına, kaldırabilirsen kaldır!..

Semiray, ablasından on üç sene sonra dünyaya gelmeye kalkan, doğmaması için annesi tarafından, akla gelebilecek her şey yapıldığı halde, arsızlığıyla yüzsüzlüğüyle dünyaya gelen bir bebek. İstenmeyen bir çocuk... İstenilmediği, yüzüne yüzlerce kere tekrarlanmış bir kız. Allah’ın var etmek istediği, varlık planında yer alan bir canlı. Her varlık gibi onun da bir yaratılış sebebi, yeryüzünde bir işlevi, görevleri var.

Cenin, belki ana karnındaki varlığı fark edildiğinde, ana baba gözünde; bal arısı kadar, hareketsiz, sessiz, sanki ruhsuz, işe yaramaz, yokluğu fark edilmez; insan rahatı, huzuru ve bütçesi hatırlandığında, parazit olacağı düşünülebilen bir et parçası ama Allah indinde çok değerli bir mahlûk!.. İnsanoğlu, eşref-i mahlukat.

Diğerlerinin çoğu, sadece anaya teslim edilirken; o, ana baba gibi iki kişiye teslim ediliyor. Üstelik yavrusunu koruyup gözetmesi gereken anaların içinden çıkarılıyor, dışta günü sayılan yumurtadan değil. Bakıcısına teslim edilmeden önce ona dokuz ay boyunca, içinde kıpırtıları hissettirilerek sevgi kursu veriliyor. Gün geçtikçe büyüyen karnını ve sağlığını muhafazaya çalışırken, onu koruma dersi alıyor. Acıyla, sancıyla çıkarılıyor. Öyle bir acı ki unutulacak gibi değil! Daima hatırlaması ve ona gereken değeri vermesi için belki de. Çünkü maliyeti fazla olan şeylere verilen değer de fazladır. Ana, para saymıyor, yavrusuna. İlk günlerde mide bulantısı, baş dönmesi, uyuma isteği gibi rahatsızlıkların yanı sıra, taşıma güçlüğü gibi emek sayıyor. Ağrı, acı, sancı sayıyor. Ondan sonra teslim alabiliyor.

Dayanılmaz acılar yaşıyor, o sırada!.. O anda, Allah onu rahmetiyle kuşatıyor. Bir müminin, can verme anında, Allah’ın Cemal’ini seyretmenin hazzı içinde acı falan duymaz hale geldiği söylenir. Son anda, o nedenle sevinir ve gülümsermiş. Kalanlara, mutlu bir mesaj olurmuş, yüzünde donan tebessümü. Kadın da ana olmanın hazzı ve gayreti içinde sabrediyor, her şeye. Zaten çok şiddetli sancılarda o bölgeler uyuşur. Yani sinirler ağrıyı acıyı iletmez olur. Doğumda da böyle... En son doğum sancısında, uyuşma olur, sinirler devreden çıkar. Taşikardi olmaması, kalbimiz durmaması için Allah, ağrıyı keser. Ölüm anıdır, oysa.

Taşıyamayacağımız kadar yük yüklemez! Sinirler, belli bir yere kadar duyarlılığını muhafaza eder. Çok derin yanıklar hiç acımaz mesela, yüzeysel yanıklar acır. Ciltteki sinirler o zaman çok duyarlıdır çünkü. Dokunma duyumuzun bir işlevi de, yanmamamız, yaralanmamamız için alınan muhafaza önlemidir. Bedeni acı, ağrı, sızı, sancı gibi algılarımız, zarar görmememiz içindir. Tam zamanında tehlike çanlarının çalması, alarm sisteminin işleyiş şeklidir.

İnsan, yaratılışta kendisine ne yüklendiyse, onunla yaşar ve algılar. Analık içgüdüsü de yüklenenler arasındadır. Her ne kadar istemeden doğurmak zorunda kalsa da bebeğini, daha karnında hissetmeye başlayınca, o duygu harekete geçer. Bir anne adayı, hamile olduğunu bilmeden memelerde rızkın hazırlığını, sızı olarak hisseder. Allah, rızka kefildir! İnsanı yaratırken, rızkını üretmeye başlar.

Her annenin yavrusu kendisine güzeldir! Arap’ın; çocuğunu, okul bahçesindeki çocukların içinde en güzel çocuk olarak gördüğü gibi... Semiray’a fayda sağlayan bu duygu da analık programı paketinde mevcuttur.

Her şeyin bir bedeli var. Bir ana, bebeğinin sıcaklığını hissetmenin, kokusunu duymanın, yüzünü seyretmenin bedelini, meme verirken sızı sayarak, yüzünde beliren gülücüklerin bedellerini, bez değiştirerek, çamaşır yıkayarak ödüyor. “Anne!” demesinin, yanaklarını okşamasının, onu en berrak sevgiyle öpmesinin bedeli, uyutmaya çalışmak, hastalanınca sabahlara kadar başucunda beklemek belki de.

İnsan, iki kişiye teslim edilerek bakımı garantiye alınmış olan, nadir varlıklardandır. Bakıcısı yedekli olduğu gibi çevresinde o iş için gönüllüleri de hazırdır.

İçi de maddedir, dışı da... Maddeyi madde olarak algılaması istenmiş, ona göre algılaması sağlanmıştır. Algılama mekanizmamız; ateşi sıcak, ışığı parlak, renkleri farklı algılamamıza ayarlı da ondan. Aslında belki güneş parlak ya da sıcak bile değil. Ateş, Hazreti İbrahim’e serin oldu. Cehennem, Malik ve zebaniler için gül bahçesi!.. Yaratılışlarındaki algılama mekanizmaları farklı. Güneşte de yaşayan canlıların var olabileceğini okuduğumda önce donup kalmıştım!.. Sonra düşündüm... Olabilir. Neden olmasın? Balık havada, ben suda yaşayamıyorum. Fakat bu, ana karnında suyun içinde yaşatıldığımı ve cehenneme atılacaksam, ateşe dayanıklı, yanmaya müsait bir duruma getirileceğimi inkâr ettiğim anlamına gelmez.

Her şeyin, algılama mekanizmamıza göre şekli, rengi, sıcaklığı değişir. Herkes doğru görüyor ama astigmat, eğri görüyor. Oysa herkes aynı miktarda astigmat olsaydı, ‘doğru’nun adı ‘eğri’ olacaktı ve eğriye doğru diyecektik. Aynen onun gibi yaratılışta ne yüklendiyse; Allah, bizim neyi, ne kadar ve nasıl algılamamızı emrettiyse; onu, o kadar ve öyle algılıyoruz. Yarattığı her şeye hâkim olan Allah’ın; ağrı, acı ve sancının ayarı da kontrolü altındadır.

Renkler bize lazım, köpeğe lazım değil. O siyah beyaz görüyor. Belki mahlûkat; cinleri ve melekleri görüyor. Biz göremiyoruz. Gayba iman etmemiz istenmiş. Onlara iman gerekmediği için, gözleri perdeli değil. İnsan, imandan sorumlu!.. Gördüğü anda imanın değeri kalmaz. Firavun’un secdesinin geçerliliğini kaybettiği gibi... İsterse üç bin yıl daha secdede kalsın!..

İnsanın insanla geçinemediği ortamda meleklerle ve cinlerle geçinmesi kolay mı? Yeryüzünde, hatta küçücük ortamlarda dahi insanoğlu birbirini yiyor!.. Aynı ana babadan türedikleri ve aynı yaratılışta oldukları halde milletler birbirini yiyor!..

Allah’ın nuru, çok tefekkür ve zikirle inen bir büyüteç, bir dürbün, bir röntgen cihazı gibidir. Belki mânâ âlemini seyrettiren bir teleskop... Onları edinenler, eşyayı farklı gözle görebilirler. Gözleri, belli bir görüş alanını görmeye ayarlıyken, iman ve idrak geliştikçe, algılama genişleyebilir. O nedenle: “Müminin ferasetinden korkun! Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar!” denmiş.

Allah, insanı düşünmeye sevk eder ki rahatlasın ve kendi içinde mutlu olsun! Fakat o, bu zehir zemberek dünyanın jelâtiniyle o denli meşguldür ki mutluluğu sadece onda sanır. Oysa gözümüzü kapatınca, beynimizin içinde de aynıları var. Hayalle hakikâtin arasında ne fark var? Bir an sonra ikisi de mazide bir araya gelip, sanal âleme intikal etmiyor mu?

Hayatın iki oyalayıcı ve uzaklaştırıcı nesnesi; çocukken oyun, büyüyünce aşk adını alan oyalanmaca. İnsan hayatında, oyun biter, aşk başlar. Aşktan sonra, cinsel aldanışlar... Onlar, neslin devamı için dürtülerdir. Onu dahi aşamaz, takılır durur, çok kalır orada. Bazen hayatın anlamı sanır. Hayatı boyunca o noktayı aşamaz. Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi döner durur kendi etrafında. İlerleyemez. Öteye bakamaz, kuyruğunun ucuna bakmaktan.

Semiray, genç kızken yazıyor, hayatının oyuna dayalı zaman dilimini. O, aşkı tanıyor. Biliyor. Yaşıyor. Aşkla oyunu terazinin dengeli iki kefesinde birden sunmaya çalışıyor.

Kolayca yaratılan insan, kolay büyümüyor. Kolay yetişmiyor, insan evladı. Onca emekle, onca zamanda meydana gelen şaheserin ölümle yok edilivereceğine inanmıyorum. Asla! İnsan, sonsuz yaşama arzusu yüklenen bir varlıktır. Allah, insana o kadar değer vermiştir ki her yaratılan, ona hizmet ve yarar sağlamak için yaratılmıştır. Acaba insan, Allah’a, gerektiği kadar değer verebiliyor mu?

***

Onur BİLGE

BİN BİR GECE ÖYKÜLERİ her gece, en geç 00.10 da yeni bölümüyle devam edecek.

Beğen

Onur BİLGE
Kayıt Tarihi:31 Ağustos 2009 Pazartesi 00:10:04

146 - İNSAN YAVRUSU YAZISI'NA YORUM YAP
"146 - İNSAN YAVRUSU" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
s.benan
31 Ağustos 2009 Pazartesi 22:04:27
Onur BİLGE, görünüşte öyküler halinde roman üstüne roman yazıyor. Halbuki bu sayfayı bir sınıf haline haline hetirmiş, ders veriyor. Ondan faydandığım kadar kimseden faydalanamadın. Teşekkürler, Sevgili Yazarım... Allah razı olsun.

Cevap Yaz
Emine UYSAL (EMİNE45)
31 Ağustos 2009 Pazartesi 21:42:55
İnsan evladı, çok tatlı, çok şirin.
Karga yavrusunu appacığım diye severmiş.
Kutlarım.
Ders mahiyetinde ki yazınızı...

Cevap Yaz
guler birsozu
31 Ağustos 2009 Pazartesi 20:37:52
Dersimizi aldık ,ettik ezber.
Dogmakla başlıyor yaşam ve göreceli bir hayat
Seni okumak çok farklı
Yüregine saglık
Saygılar sevgiler

Cevap Yaz
nerimanK
31 Ağustos 2009 Pazartesi 19:32:55
bence de çok harika.

Kolay mı yetişiyor, insan evladı? Tavuk yavrusu yumurtadan çıkar çıkmaz ayaklarının üstünde durabiliyor, hemen yürümeye başlıyor. Çoğu hayvan yavrusu öyle... Tay tay durması yok, emeklemesi yok. Başkasına yük değil. Ördek yavrusu da öyle... Doğru suya koşuyor, nerden öğrendiyse, başlıyor yüzmeye... Yeryüzünde hemen hemen her yaratığın yavrusu öyle kolayca büyüyor. İnsan evladı öyle mi? Bazen ayaklarının üzerinde durabilmesi otuz yılı buluyor!


İnsanoğluna sorulmuş; Yalaya yalaya mı büyütmek istersin? yoksa beleye beleye mi ?

Tabi ki beleye beleye denilince ,meşakkatli büyütme dönemi başlamış.

Her parağrafda ayrı bir ders...
Teşekkürler,Saygılar

Cevap Yaz
Nermin Kaçar
31 Ağustos 2009 Pazartesi 18:59:53
Harika bir yazıydı Değerli yazarım. Teşekkür ederim.. Sevgiler

Cevap Yaz
ayhansarıkaya
31 Ağustos 2009 Pazartesi 17:33:15
Her parağrafı ders vericiydi.
Kutlarım dost...saygılarımla...

İnsanın insanla geçinemediği ortamda meleklerle ve cinlerle geçinmesi kolay mı? Yeryüzünde, hatta küçücük ortamlarda dahi insanoğlu birbirini yiyor!.. Aynı ana babadan türedikleri ve aynı yaratılışta oldukları halde milletler birbirini yiyor!..
gılarımla...

Cevap Yaz
Recep Akıl
31 Ağustos 2009 Pazartesi 11:35:41

"Kolay yetişmiyor, insan evladı. Onca emekle, onca zamanda meydana gelen şaheserin ölümle yok edilivereceğine inanmıyorum. Asla! İnsan, sonsuz yaşama arzusu yüklenen bir varlıktır. Allah, insana o kadar değer vermiştir ki her yaratılan, ona hizmet ve yarar sağlamak için yaratılmıştır. Acaba insan, Allah’a, gerektiği kadar değer verebiliyor mu?"

Üzerinde çok durup üşünülmesi gereken bir metin. Öyle okuyup geçiştirilecek bir yazı değil. Yukarıdaki paragraf bile ne demek istediğimin kanıtı.
Annelik? Özel bir durum, çok özel.Biz erkekler bunu nereden bileceğiz? Sizin deyiminizle Onur hanım, her ne kadar insan yavrusu iki kişinin emanetine verilmişse de temel olan kadındır.İnsanın erkeği doğadaki diğer yaratılmışların erkeklerinden çok da farklı davranmaz. Kim bilir böyle olması Yaratan'ın bir hikmetidir belki de (Bilenler vardır da) benim bilmediğim...



Cevap Yaz
onurumsun
31 Ağustos 2009 Pazartesi 10:25:23
Annem bana her zaman " Anne olduğun zaman anlarsın annelik ne demektir" derdi. Onun bana söylediklerine ya da evlatlarını korumak için yaptığı ya da söylediği sözlere karşı duruken.

Anne oldum ve annemden çok daha fazla korumacı ve çok daha panik biri olup çıktım.

Annelik çok özledir. Bu özelliğin ne olduğunu merak edenler mutlaka annelik duygularını tatmalıdır.

Yine çok güzel ve anlmlı idi yazınız. Ve yine okuyucuyu düşünmeye sevkediyordu her kelimeniz. Yazılarınızı takip ediyorum elimden geldiğinde ve kaleminizin gücünü biliyorum.

Teşekkür ediyorum paylaşımınız için. Saygılar yüreğinize

Cevap Yaz
BabaHaydar
31 Ağustos 2009 Pazartesi 04:26:45
her zamanki gibisiniz yine... tebrikler...

Cevap Yaz
inci7469
31 Ağustos 2009 Pazartesi 03:24:22
bizleri düşünmeye sevk eden çok içten ve yürekten yazınız için sizi tebrik ederim.yazılarınızın devamında görüşmek dileğiyle.sevgiler,saygılar.

Cevap Yaz
direniş
31 Ağustos 2009 Pazartesi 02:35:10
nefis bir yazı Onur'umuzdan

kutlarım can

saygılarım kesintisiz...

Cevap Yaz
Abdullah Arslan
31 Ağustos 2009 Pazartesi 02:11:01
Anneliği çeşitli boyutlarda incelemek olasıdır. Kutsallığı bir yana, edinilen çocuğun, toplum içine katılabilecek düzeyde yetiştirilip yetiştirilemeyeceği problemi çözüm beklemektedir. Konunun önemini vurgulayan yazarımızı kutlar başarılar dilerim. Saygılarımla.

Cevap Yaz
hicbitmez
31 Ağustos 2009 Pazartesi 02:04:23
İnsanın insanla geçinemediği ortamda meleklerle ve cinlerle geçinmesi kolay mı?
cok güzel bir söz cok derin düsünülmesi gerekir.özellikle gecimsiz insanlar bunu düsünmeli.kesinlikle birbirini yiyor millet.
insanin canindan can bir evlat anne olunca anliyor insan.hani derler annelerin hakki ödenmez.ne dogru söz.
dogurmakla bitmiyor kesinlikle cocuklar kolay büyümüyor.

her imani olan Allaha gerektigi kadar deger veriyordur diye düsünüyorum.

yine cok güzel bir yaziydi.elinize saglik.sevgiler.




Cevap Yaz
nilkurt
31 Ağustos 2009 Pazartesi 01:44:56
Acaba insan, Allah’a, gerektiği kadar değer verebiliyor mu?

SANATÇININ GÜZELİ ARAYIŞI DA , BU DEĞİL Mİ ? GÜZELİ BULACAK Kİ DEĞER VERSİN...EN DEĞERLİ RESİM TABLOSUNA BAKINCA, İLK AKLA GELEN SORU '' KİME AİT OLDUĞU ''SORUSUYSA İŞLEM TAMAMDIR.. SAHİBİNİ ARAYAN DEĞERİNİ DE VERİR, HAKKINIDA...

Cevap Yaz
Evren PARAN
31 Ağustos 2009 Pazartesi 01:01:45
Tebrikler...Yine hoş ve eğiticiydi.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.