2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
274
Okunma
İçimde öyle bir dünya kurdum ki seninle; her taşı dilsiz bir sükûttan yontulmuş, her harfi içten içe kopan fırtınaların küllerinden doğmuş...
Sana hiç söylenmemiş, hiçbir zaman da bir faniye söylenemeyecek olan onca cümlenin, o omuzları çökerten devasa ağırlığıyla yürüyorum bu yolları. Ruhumu mengeneye alan bu yükle adımlarım ağır, yüküm kelimelerden de büyük.
Dilimin ucuna kadar gelip de dudaklarımın eşiğinde intihar eden, harfleri birbirine küstüren, beni kendi sesimin gurbetinde dilsiz kalmaya mahkum eden tek bir korku var: Söylendiğinde o lekesiz büyüye, o pürüzsüz ve tertemiz aşka bir zarar gelmesi endişesi.
Çünkü çok iyi biliyorum; bu çorak dünyada kelimeler bazen en mukaddes sığınakları yıkar, kirletir en güzel masalları. İnsan, sesini sokağa düşürdüğü an büyüsü bozulur o kutsal gizliliğin; sırf bu yüzden sustum.
Sırf senin o tek bir gülüşün, varlığının o duru gölgesi zerre kadar zedelenmesin; bu hoyrat dünyanın kirli rüzgarları üzerine değmesin diye kendimi kendi sessizliğimin zindanında gönüllü bir esarete teslim ettim. Söyleyememek, seni senden bile gizlemek; belki de seni bu hayattaki her şeyden, hatta kendi nefsimin bencil arzularından bile koruma biçimimdi.
İçimde biriktirdiğim, sokaklara sığdıramayıp gecenin zifiri karanlığına fırlattığım, haykıramadığım ne varsa şimdi hepsi göğüs kafesimin altında saklı birer yangın korunağı. İçinde en ufak bir dünyevi çıkar, en ufak bir beşeri beklenti veya hırs barındırmayan bu asil sevdam, her gece kendi içindeki o devasa suskunluk ordusuyla amansız bir savaş veriyor.
Bir yanda zincirlerini kırıp dünyayı ayağa kaldırmak, adını dağlara, taşlara haykırmak isteyen o deli hasret; diğer yanda "sakın incitme, sakın lekeleme, onu sadece dualarında yaşat" diye kalbime çelikten kilit vuran o asil irade…
Dile dökülmeyen bu amansız aşkın anıları, gözlerinin hafızamda çakılı kalan o ürkek, o masum bakışları zihnimin dehlizlerinde öyle derin ve silinmez izler bıraktı ki, onları benden söküp almaya ne zamanın gücü yeter ne de mekânın. İnsan anlatamadığı kadar aşık, haykıramadığı kadar dertli olurmuş meğer; bunu seni saklarken anladım.
Şimdi ne zaman bir şarkıda dursam, ne zaman bir sokak lambasının altında kışın o ayaz yalnızlığıyla, o tenha soğukluğuyla yüzleşsem, içimde biriktirdiğim o saklı hasretin dumanı tütüyor gözlerimizde.
Bu aşk, söylenmediği ya da karşılık bulmadığı için eksilen, zamana yenik düşen geçici bir heves değil; aksine gizlendikçe kök salan, sustukça devleşen, zamandan bağımsız ve sadece Yaradan’ın gördüğü gizli bir tapınak gibi büyüdü içimde.
Birbirine hiçbir zaman değemeyen, yabancı birer gölge gibi yan yana geçip giden o mahzun ellerin, o mahcup bakışların ardına gizlenmiş bu gizli günlük, benim bu hayattaki en temiz, en dokunulmaz sığınağım olarak kalacak.
Suskunluğum bir zayıflık değil, bu amansız aşkın hatıralarına duyduğum saygının en asil nişanesidir. Söylendiğinde harcanacak, tüketilecek bir sevgiyi, sessizliğin o koruyucu zırhıyla ebediyete taşıyorum.
Varsın dilsiz kalsın bu sevda, varsın kelimeler mahkum olsun bu çaresizliğe, varsın diller feryadımızı, kalbimizin ritmini bilmesin.
İçimde her saniye harından hiçbir şey kaybetmeden, aksine daha da harlanarak yanan bu kutsal yangın, sana olan o lekesiz, o bembeyaz duamın bu yeryüzündeki en duru şahididir. Ben seni sessizliğimle, bir çocuğun gökyüzüne bakışı kadar lekesiz, dilsiz ve dimdik bir sadakatle, adını sadece göklere fısıldayarak sevmeye devam edeceğim.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.