2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
322
Okunma

“Bu ülkede AK Parti gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu Türkiye’de. Partimizin daha evvel yaptığı kadın kongresinde şunu söylemiştim. Eğer Türkçede kelimelerin dişisi, erili olsaydı bir kadın kelimesi olurdu. AK Parti’yi inşa eden kadınlardır. O yüzden ben, kadın, erkek arkadaşlarımız ve Sayın Cumhurbaşkanımız biz yaptığımız çalışmalarda kadınların hayatını kolaylaştırmak için gayret ediyoruz” AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin
Bir kadın olarak bu sözleri duyduğumdan beri şaşkınlığım bitmiyor ve ne zaman kadın insan olarak toplumda yerini almaya başladı diye sordum kendime. “Gerçekten AKP’den önce KADININ adı yok mu idi? KADIN mal olmaktan ne zaman çıkartılıp İNSAN olarak kabul edildi?” gibi soruları kendime sorar iken buldum. Ama aynı anda Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayıp, kadının adının AKP dönemine kadar anılmamasını hangi düşünce ile söylediğini anlamaya çalıştım ama anlayamadım.
Sayın Özlem ZENGİN’İ (okuyacağını düşünmüyorum) ama yine de Kadının adının ne zamandan beri var olduğunu LAİK, ATATAÜRKÇÜ, Özgürlükçü ve Demokrat kadınların hatırlatmasında yarar olduğunu düşünüyorum.
Osmanlı Devleti’nde kadınlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmakta, eğitim ve iş hayatı da dâhil olmak üzere sosyal hayattan soyutlanmakta idi. Kadın camekanlar ardına saklanılır, sofradaki yeri Sarı Öküzden sonra gelir, mahkemelerde bile bir erkek şahite karşı, iki kadının şahitliği geçerli kılınır, mirastan hiçbir hak alamaz, eşinin üstüne üç kuma getirmesine ses çıkaramaz idi.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren Mustafa Kemal ATATÜRK kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması konusunda 1923 yılında söylediği.:"... Bir toplum, cinsinden yalnız birinin asrî gerekleri elde etmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla zaaf içinde kalır. Bir millet gelişmek isterse bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir... Binaenaleyh bizim toplumumuz için ilim ve fen lâzım ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın elde etmeleri lâzımdır..." sözleri ile atacağı adımların işaretini vermişti.
3 Mart 1924 tarihli Tevhîd-i Tedrisât Kanunu ile eğitimde kadına erkeklerle eşit olma hakkı verdi.
1926 yılında kadınları "şeriat" zincirinden kurtaran Medenî Kanun ile, erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırılarak, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı.
1926 Medenî Kanunu ile aile ve toplum hayatında kadınlara batılı ülkeden daha önce geniş haklar tanındı.
1926 yılından itibaren başlayan kadın hakları konusunda alınan kararlar neticesinde kadınlara yasak olan birçok alanda, kadınlar yerlerini almaya başladı.
1927’de ilk defa bir kadın avukat Hanım İstanbul Barosu’na kayıt oldu.
Avukatlık mesleğinde ilk Türk kadın avukatı olma unvanına sahip olan Beyhan Hanım ilk duruşmasına 28 Kasım 1928’de İstanbul 1.Ticaret Mahkemesinde katıldı.
1928’de İstanbul Fen Fakültesi’nden mezun olan 5 kadın kimyacı Türkiye için bu dalda ilk örneklerdir. Yine aynı yıl ilk kez bir kız öğrenci Yüksek Mühendislik Okulu’na girdi.
1928’de amacı annelerin sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını gidermek ve çalışan anneler için kreşler açmak olan Himaye-i Etfâl Kadın Cemiyeti kuruldu
1930’dan itibaren kadın doktorlar görev yapmaya başladı. .
Türk kadınlarının siyasî hayata atılmaları konusunda ilk adım III. TBMM döneminde atılmış, 3.4.1930 tarihli 1580 sayılı Belediye Kanunu’yla kadınlara Belediye meclislerine üye seçme ve seçilme hakkı tanındı.
31 Temmuz 1932’ de Türkiye güzeli Keriman Halis, Belçika’ da yapılan yarışmada dünya güzeli seçildi.
1933’te Kız çocuklarına meslekî eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü oluşturuldu.
5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile kadına seçme ve seçilme hakkı verildi.
Kadınların katıldığı ilk genel seçimler 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girdi. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçimde emekli öğretmen Hatice Özgenel’in Çankırı milletvekili olarak seçilmesiyle meclisteki kadın milletvekili sayısı 18’e çıktı.
18 Nisan 1935’ de dünyada milletler arası ilk kadın kongresi Atatürk’ün himayesinde İstanbul’da toplandı ve bu kongreye dünyanın dört bir yanından gelen kadınlar katılı. ATATÜRK "Milletler arası İlk Kadın Kongresi" delegelerine şöyle seslendi. "Türk kadınının dünya kadınlarına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz."
Peki biz kadınlar çalışıyor muyuz? Bu soruyu sormak, bir kadın olarak öz eleştiri yapıp, kendimi de dahil sorgulamak hakkım. Çünkü kadının AKP’den önce varlığını ve kadının kimlik sahibi olmasını borçlu olduğu Mustafa Kemal ATATÜK’E borçlu olduğunu inkâr edip, varoluşunu AKP’nin iktidarına bağlayan yine bir kadın ve kadınlar ile yine karşı karşıyayız.
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’e şu konuda katılıyorum. AKP iktidara gelmeden önce kadınlar arasında başı açık başı kapalı kavgası yoktu. Birlikte yaşayıp, (kadın ya da erkek fark etmez) insan haklarına karşı yapılan her türlü hukuksuzluğa karşı birlikte mücadele edebiliyorduk. Şimdi ayrımlaştık. Birbirimizi tanımıyor, birlikle olduğumuz (bu durum biz ATATÜRKÇÜ kadınlar için geçerli değil, çünkü geleceğimizin aydınlık olmasını istemekten başka bir çıkarımız yok) görüntüsü vermemek için bin bir türlü alavere dalavere yapıyor, siyasi çıkarlar ve rant elde etme düşüncesi nedeni ile birbirimizi görmemezlikten geliyoruz.
AKP Grup Başkanvekili sayın Özlem Zengin’in bir başka haklılık yönü de AKP gelmeden önce kadın cinayetleri, kadın tacizleri, kadın hakları bu kadar yoğun yaşanmıyor, kadının aklı ile alay edilmiyor, ötekileştirilip kimliksizleştirilmiyor, her iki cinsiyetin birlikteliğinde böylesine büyük sorunlar yaşanmıyordu. Her gün kadın cinayeti, kadın tecavüzü, kadın tacizi haberleri ile yıkılıyor, kadınların hunharca yok edilmesi ile yanıyoruz. Hiçbir dönemde AKP dönemi kadar KADIN kimliksizleştirilmemiş, yok sayılmamıştır. Ve yine AKP döneminde olduğu kadar hiçbir dönemde KADIN ayakta olmamıştır. Gözümüz açıldı ama geç açıldı. Şimdi 1923 yılından itibaren hiçbir mücadele etmeden biz kadınlara verilen haklarımıza sahip çıkmak, kaybettiklerimizi geri almak için ayaktayız ve ayakta olacağız.
Unutmayın ki; “Her zaman taraf tutmalıyız. Tarafsızlık, baskı yapana yardım eder, kurbana değil. Suskunluk, eziyet edeni cesaretlendirir, eziyet göreni değil.
Elie Wiesel 1986 Nobel Barış Ödülü konuşması.
“Kadınlar susmayın, konuşun, yazın, haykırın. Sizlere ve insanlığa, doğaya ve hayvanlara karşı yapılan haksızlığa, insan hakları ihlallerine karşı çıkın “Tarafınızı aydınlıktan yana kullanıp BEN DE VARIM deyip AYAĞA KALKIN ve kendiniz için, kızınız için, geleceğiniz için TARAFINIZI aydınlıktan yana kullanın. TÜrkan DİNÇER
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.